Kadın Ve Az, Yalnızken De Kalabalık: Beşiktaşlı Kadınlar

Sokakta, akşam ezanı duyulana kadar oyun oynayabilen, son çocuklardık biz sanırım. Bizden sonrakiler; önce televizyon, sonra bilgisayar, şimdilerde de akıllı telefonlarla sokağı unuttular.

İlkokula giderken, sabah 7’den okul saati gelene kadar mahalledeki arkadaşlarımla bisiklete biner, okul dönüşü akşam ezanını duyana kadar da sokakta futbol oynardım.

Genelde Takoz Recep olurdum, gol atmaktansa gol atılmasına engel olmak, Serpil’i geçemedik dedirtmek çok hoşuma giderdi. 1 metrelik boyumla, benden en az 3 yaş büyük abilere kafa tutardım da, top geçer adam geçemezdi.

O zamanlar mahallelerde komşuluk diye bir şey vardı, liseliler bilmez.

Komşuların da diğer çocuklara karışma hakkı vardı. Kendi çocuğunu eve çağıran anne, bizi de evlerimize sokardı. Ya hep birlikte oynardık ya da hepimiz evimizin yolunu tutardık.

Komşuluk güzeldi de, her komşu güzel değildi tabii. Benim 1 metrelik boyum ani bir atakla 1,5 metre olunca, oğullarıyla top koşturmamızdan rahatsız olan komşularımız da oldu.  Sonradan özünde kötü bir insan olduğu ortaya çıkan, sözde çok ahlaklı komşularımızdan biri babama “Serpil’in artık sokakta oyun oynama çağı geçmedi mi?” demişti, en fazla 10 yaşındaydım ve o yaşımda duyduğum en ağır cümleydi bu. Bana tabii ki engel olamadı, babam arkamda durdu ve ben lise çağlarıma kadar sokakta top oynamaya devam ettim.

Ben Takoz Recep olurken, karşımda Hami bile oldu da bir Metin Tekin, bir Sergen olmadı hiç. Mahallenin tek Beşiktaşlı çocuğuydum, Beşiktaş beni üzmek isteyenler için yumuşak karnımdı. Beşiktaş’a laf etmek beni oyundan koparmanın en kolay yoluydu. Arif Erdem olmayı erdemli bir şey sanıp, benimle oynamak istemeyenler de oldu. Selam olsun onlara, iyi saklanmışlardır inşallah.

Sokaktaki Beşiktaş kavgamın kısa süreli küslükleri değil de, babamla 1 ay hiç konuşmamamı sağlayan maçla anladım ki, Beşiktaşlıysam ve hayatım Beşiktaş ise, her zaman birilerine karşı durmam gerekecek. Hep buradan vurmaya çalışacaklar.

2 mart 1996 Beşiktaş-İstanbulspor maçı, dakika 1 Sergen’in golüyle öne geçtik, evde gol turu attım stadyumda koşuyormuşum gibi. Dakika 80, 2-1 yeniliyoruz. Babam ve misafirimiz olan bir arkadaşı, “Beşiktaş da takım mı, ne kötü takım, yeniliyorsunuz” gibi laflarla yumuşak karnıma dokunmaya başladılar. Karşımdakiler sokaktaki arkadaşım olmayınca, “kes lan” diyemiyorum tabii, yatağıma sakladım kendimi.

Ağladım. Öyle çok ağladım ki, abim gelip “3-2 kazandınız” dediğinde “dalga geçme benimle” diye böğürüp, ağlamaya devam ettim. Gerçekten kazanmışız, canım Şifo. Beşiktaş bana babadan miras değil, Beşiktaş benim kendi öz irademle seçtiğim, sevdiğim, her şeyim.

Önce bir kız çocuğunun, sonra genç kız ve şimdi orta yaşlarına son sürat ilerleyen koca kadının Beşiktaş’ın peşinde dolaşmasını anlayamadılar.

Hala anlayamıyorlar. Elimizin hamuruyla tribünde ne işimiz varmış mesela? Bunu gerçekten duydum, hem de tribünde duydum.

Twitter’da tag açtı, muhteşem Beşiktaş taraftarının pek de muhteşem olamayan bir kısmı, maçlara kadınlar gelmesin diye. Beşiktaş taraftarı muhteşemdir, sosyal olaylarda başı çekendir, merhameti bilir, sevgiyi, saygıyı bilir. Hiç üzülmemiştim ama çok sinirlenmiştim o gün, “asıl siz gelmeyin maçlara” yazan güzel Beşiktaşlıları görene kadar.

Beşiktaş’ın ardında Olimpiyat, Başakşehir, Konya, Ankara gezilen o evsiz günlerde, Başakşehir stadının dışında üzerimi arasın diye kar altında 10 dakika kadın polis bekledim. Kar yağınca kadınlar gelmez diye dışarıda durma ihtiyacı duymamış bacım. Bir tavırla gelip, “kadın başına ne işin var  burada” dedi. “10 dakika beklettim, dondun bu soğukta kusura bakma” demedi, “kadın başına” dedi, kadın polis dedi bunu. Kadının kadına zulmü.

Bu ülkede kadın olmak zor diyerek, her 8 Mart bütün tv kanallarında duyduğumuz klişelerden bahsetmek istemiyorum. Ama bu ülkede Beşiktaşlı kadın olmak da çok zor. Arkadaşlarımla plan yaparken, o gün olmaz maç var dediğimde karşılaştığım bakışlar zor. Bir yer için orası uzak dediğimde, “Olimpiyat’a giderken uzak değildi ama” deme hakkını kendilerinde bulabilmeleri zor. Maça gidiyorum diye, “küfürbaz, serseri, kültürsüz” sanılıyor olmak zor. Beşiktaşlıyım dediğimde tinerci deyip, bunun komik olduğunu sanan kafalarla muhatap olmak zor.

Ama Beşiktaş güzel. Kapıda kaba davranan güvenlikten sonra, sahaya çıkan o şanlı armayı, o güzel çocukları görmek güzel.

“Beşiktaş seninle ölmeye geldik” diye bağırmak güzel.

“Bıktım işe gitmekten” derken, kombine için para lazım diye düşünüp güç bulmak güzel. Kadınsın diye seni ezebileceğini sananların karşısında dimdik dururken, yalnız kalmayacağını bilmek güzel. Stadın reklam panolarında “kadınlar gününüz kutlu olsun” yazısını görmek güzel.

Beşiktaş, omurgası güzel kadınlardan ya da güzel erkeklerden değil, iyi insanlardan oluşan, iyi erkek iyi kadın değil, iyi insan olmayı erdem bilenlerden ibaret kocaman bir aile. Bu ailenin bir bireyi olmak çok güzel.

Bütün iyi insanların 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun. Kadın olmanız şart değil, iyi insansanız, bir şeylere karşı dik durabiliyorsanız, emekçiyseniz sizin de gününüz bugün.

Kutlu olsun.

.

Serpil

Kadın Ve Az, Yalnızken De Kalabalık: Beşiktaşlı Kadınlar” hakkında 1 yorum var

  1. Avatar
    @rmzn1972 on

    Harika bi üslup, insanın yüreğine dokunan kelimeler… Beşiktaşlı olmak gerçekten muazzam bir şey. Okuyunca bir kez daha farkına vardım. Teşekkür ederim ????

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.