Umutluyum

Maçı alamayınca konuşmak da yazmak da zor olur benim için, yine de yazmak istedim. Sonuç ve bazen oyun istediğimiz gibi olmasa da bir çok da güzellik vardı dün akşam çünkü.

Bu aralar çok konuşulan tribün konusundan başlayayım. İlk söyleyeceğim hiç de kötü bir tribün değildi, hatta iyilerden bile sayılabilir. Salı akşamı bütün dünyanın hayran olduğu Dortmund tribününü de gördük, bizimkinin yanına bile gelemez bana göre.

Ancak “ıslık çalmak iyidir” diyenlerle “marşsız tribün mü olur” diyenler arasındaki gerginlik bayağı hissediliyor, twitter’a da yansımış zaten.

Top bizdeyken sorun yok marş/beste, top rakibe geçince bir grup devam ediyor, diğer grup ıslığa başlıyor ve iki grup da ellerinden geldiğince iyi yapıyorlar işlerini. Bu yolla rakipten çok birbirlerine mesaj veriyorlar ama olsun.

Bence etkinlik açısından gayet de iyi oluyor. Eğer bizim futbolcular “ıslığı bir kesseler, marşı anlayamıyoruz” veya rakip “sadece ıslık olunca çok tırsıyoruz, araya marş karışınca bir güven geliyor” diye düşünmüyorsa sıkıntı yok.

Böyle bir bölünme nasıl olabiliyor anlayamıyorum diyeceğim, aklıma Türkiye’de yaşadığım geliyor. Ne kadar kendimizi diğerlerinden farklı konumlandırmaya çalışsak da biz de bu ülkeye aidiz, bayılırız bölünüp kapışmaya.

Bu statta daha yeniyiz tabii. İnancım, zamanla içinde herkesin tribünde yerini bulacağı ve tamamen bitmese de bu sorunların (!) günden güne azalacağı.

Saha içine gelince; Oğuzhan ve İnler’in yokluğunda Talisca-Tolgay’la başladık maça, kanatlarda Quaresma-Adriano, santrafor Aboubakar.

Aboubakar’ı kötü bulmadığım gibi ilerisi için umut veren bazı yönlerini de gördüm. Diğer taraftan “bu olmadı, bize tık diye gol yapan adam lazım” diyenleri de duydum. Arkadaşlar, öyle tık diye gol yapan adamı bütün dünya arıyor, Real Madrid, M. United falan da dahil. Onlar 100 milyon Euro verip bulamıyor, biz kiralık adamla mı yakalayacağız, fazla adaletsiz olmaz mı?

Gomez örneği biraz yanılttı bizi galiba, o adam Türkiye futbol tarihinin en iyi santrafor performansını gösterdi geçen sezon. Keşke kalsaydı ama kalsa aynısını yapabilir miydi garantisi yok, gittiği takımda da henüz “tıkı” yok zaten. Elimizde Aboubakar ve Cenk var, onlara göre yapılacak planlar.

rebrov

Tolgay müthiş bir ilk yarı oynadı, istatistiklerini gördüm inanılmaz. İlk yarıdaki etkili oyunumuzda payı büyüktü. Ancak rakip hoca doğal olarak işi çözdü tabii, bizim kadar biliyordur futbolu mutlaka. İkinci yarı daha çok geldiler üstüne ve biraz da yorulunca düştü oyundan. Tolgay’a pek olumlu bakmayan biriyim ama ilk yarıdaki oyunu umutlarımı arttırdı.

Talisca anların oyuncusu. Bir ayak ucu, bir frikik, bir kafa vs. her an oyunu değiştirebilir, önceki maçlarda da gösterdi zaten. Dün akşam da kafayla kaçırdı kaleciden topu ve bitiriyordu maçı, eğer hakem net penaltıyı görebilseydi tabii.

En büyük hayal kırıklığım Adriano. Önceleri pek takip edebildiğim bir oyuncu değildi ama Barca kartviziti vardı daha ne olsun. Sadece durduğu yeri bilmek ve kendine gelen topu ustaca arkadaşına geçirebilmek dışında bir “numarasını” göremedim. Bir omuz omuza mücadelesini hatta tek bir deparını bile göremedim. Halbuki kanatlarda zaaf olması durumunda Caner’le arkalı-önlü oynayarak orayı idare edebileceğini düşünmüştüm hep. Umarım kafada futbolu bitirmemiştir ve dönüş yapar.

Quaresma harika bir frikik golü attı sürpriz sayılabilir, görevini yaptı diyebiliriz. Anlamakta zorlandığım, soldan defalarca çok iyi inip şut açısını da yakalayabilen bir adam nasıl oluyor da hiçbirinde kaleyi bulamıyor, sadece bu maç için değil benim seyrettiğim 5. sezonu, hep aynı. Evet kaleyi bulabilse Türkiye’de ne işi vardı diyen olacaktır, haklıdır da.

İki maçtır frikik golü atıyoruz, doğal olarak bunlar frikikten başka gol atamıyor diyenler oldu. Bu iş böyledir, bazen üst üste kafayla atarsın, bazen üst üste topla kaleye girersin, bazen de frikikten. İki maçla kural konulmaz.

Yediğimiz gol için önce kaleciyi suçlarım, saçma bir öne koşu yaptı ve açıyı kapayamadı o yüzden. Sonra, altı pasa inen topta ayakla gol yiyen takımın tüm savunmasını. Bunun dışında kaleci iyi maç çıkardı denebilir, son dakikalarda karşı karşıya önlediği pozisyon önemliydi.

Geçen sezon, son maçlara kadar taraftar gözünde hiç kıymeti olmayan Tosic, fena maçlar oynamıyor ve özel alkış almaya başladı. İktisatçılar gibi verim/maliyet oranına bakarsak sonuç bayağı iyi.

yarmolenko

Son olarak geçen sezona göre en büyük artımız olan Caner. Hem hücumda etkili hem defansta. Rakibin en iyi oyuncusu olan Yarmolenko, karşısında Caner olmasa başımızı çok daha fazla ağrıtabilirdi bana göre.

Takımda genel olarak birbirinin dilinden anlamama durumu gözlemliyorum, oyuncularımız vücut diliyle basitçe halledebilecekleri top alışverişlerinde anlaşamıyorlar. Bu birbirine alışmayla çözülebilecek bir sorun ve zamana ihtiyaç var.

Her şeyi geçen sezona göre konuşuyoruz ya, geçen sezon başlangıcımız da pek parlak değildi, isteyen ilk hafta maçlarına bakabilir. Alt seviye olan Avrupa Liginde de uçup kaçmamıştık. Şimdi adını bile hatırlamak istemediğimiz statlarda oynayan, 6 senedir şampiyon olamamış bir takımken, bugün dünyanın en güzel stadında Şampiyonlar Ligi müziği dinledik. Umutluyum...

 

İlker Pırlant / @ilkerpirlant

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.