Sadece Ay-Yıldız Kaldı

Yıldırım Demirören, Beşiktaşlıların çoğunluğu tarafından tarihin en kötü başkanı olarak kabul edilir. Beşiktaşlıların gözünde tüm toleransını kaybettiği dönemde, birden bire TFF başkanlığına aday gösteriliverdi. Bu adaylık için belki de herkesin ortak düşüncesini İlhan Cavcav söylemişti: Beşiktaş’ın başındayken ne yaptı ki, federasyonun başında ne yapacak? Seçime tek aday olarak giren Demirören, bir kaç gün önce yukarıdaki sözleri söyleyen Cavcav’ın da ani fikir değişikliğiyle (!) kendisine oy verdiği enteresan bir seçim sonucunda TFF başkanı seçildi.

Başkanlığının ilk dönemlerinde milli takım iyi gitmiyordu, eleştirileri durduracak, gündemi değiştirecek bir hamle gerekiyordu kendisine. Tanıdığımız kadarıyla; düzen değiştirecek, sitem kuracak, istikrar sağlayacak biri değildi zaten. Çok severdi küçük kurnaz hamlelerle üzerindeki baskılardan kurtulmayı, sorunları çözmez ertelerdi.

Diğer tarafta, başkanı Ünal Aysal’la sorunlar yaşayan ve kulübündeki geleceği pek parlak görünmeyen Fatih Terim de bir çıkış arıyordu. Önceki yıllarda yurtdışı macerasını tamamlamıştı, yurtiçinden de büyük takımların hiçbirinde çalışması mümkün görünmüyordu, diğer takımlar da onu tatmin etmezdi.

İkisinin çıkarları o noktada kesişti. Milli takımın başına Terim’in getirilmesi, hem Demirören’i rahatlatacak hem de Terim’i içinde olduğu fırtınadan çıkartacaktı. Çıkarlar kesişince, yöneticilik dönemindeki bir Beşiktaş-G.saray maçında kavga etmeleri sebebiyle aralarının pek iyi olmadığı düşünülen Terim’i milli takımın başına getirdi Demirören.

 

Terim’in milli takımın başına getirilmesinin sıradan bir teknik direktör değişikliği olmadığı, Türk futbolunun yeni bir yola girmesi için kökten bir değişiklik yapılacağı izlenimi yaratmak için bir de ünvan patlatıldı: Türkiye Futbol Direktörü. İnsanın “peh peh peh” diyesi geliyor.

Kendisi de sanırım çok sevdi bu ünvanı ve ünvanına uygun olsun diye bir de kapsamlı (!) rapor hazırlayıp kamuoyuyla paylaştı. Benim gözümde ortaokul dönem ödevi kıvamında olan rapordan, sadece Atatürk Olimpiyat Stadının 180 derece döndürülmesi fikri kaldı aklımda. Kimse de pek kafaya takmadı raporu, açıklandığıyla kaldı.

Milli takımın EURO 2016 macerası bu kişilerin yönetiminde başladı. İlk grup maçımız, nüfusu Maltepe kadar, küçük bir Avrupa ülkesi olan İzlanda ileydi. Futbolları da ülkeleri kadar küçük sanılan, oysa o dönem en formda takımlardan biri olan İzlanda karşısına, pek kalemize gelemeyecekleri düşünüldüğünden üçlü defans gibi devrimci (!) bir sistemle çıkıldı. Terim’in eski futbolcusu ve yardımcısı olan Hasan Şaş da, “İzlanda bizim kaleye topu eliyle taşıyarak bile gelemez” dememiş miydi zaten?

Bu müthiş (!) öngörülerle çıkılan ve defans oyuncusu sayımız kadar gol yenilen maçla başlanan grubun devamı da iyi gelmedi. Ancak son dönemde, olasılık hesaplarını alt üst eden skorların ardından, mucizevi şekilde en iyi grup üçüncüsü olarak katıldık EURO 2016’ya.

Küçük (!) İzlanda’nın maçlar önce katılmayı garantilediği turnuvaya gidebilmek, büyük hocanın büyük başarısı olarak sunuldu tabii. Biz zaten iyi takımlara karşı iyi oynardık ve final bile hayal değildi. Elde de koca bir argüman vardı, EURO 2008 üçüncülüğü. Gerçi Avrupa Şampiyonasında üçüncülük diye bir şey yoktu, çünkü üçüncülük maçı olmadığı gibi üçüncüyü belirleyen herhangi bir kriter de yoktu. Ancak üçüncülük yarı finalistlikten daha havalıydı ve imparatora da yakışırdı hani.

Aday kadronun belirlenmesine de kendi dehasını kattı Terim. Ülkede zaten stoper sıkıntısı malumdu, yine de şampiyon takımın ligin ilk yarısında değişmezi olan Ersan gibi, yıllardır belli bir seviyede görev yapan Yalçın gibi seçenekler mevcuttu. Bundesliga’da oynayan Ömer Toprak da vardı ama onun özel sorununun detayını pek bilemediğimden eklemedim.

 

İdeal olmasa da Ersan, Yalçın ve Hakan Balta o bölgeyi idare edebilecek bir üçlü gibi duruyordu. Terim, Ersan ve Yalçın’ı aday kadroya almadığı gibi, çoğunluk tarafından ülkenin en iyi defansif orta sahası kabul edilen Mehmet Topal’ı stoper olarak aldı kadroya. Yanına da Hakan Balta ile sezon boyu kendi takımında onca eksikliğe rağmen oynatılmayan ve birçok maçta mecburiyetten sağ beke konulan Semih’i ekledi. Topal’ın stoperliği, milli takımın en iyi bölgelerinden birini eksik bıraktığı gibi, zaten sıkıntılı olan defansın ortasını da en sorunlu bölge haline getirdi.

Çoğu otoritenin hemfikir olduğu bir konu var, milli takımlar son lig şampiyonunun veya en iyi kulüp takımının oynadığı gibi oynarlar böyle turnuvalarda. Türkiye’de bu iki özelliğe de sahip takım Beşiktaştı ve doğal olan milli takımın da Beşiktaş gibi ve mümkün olduğunca Beşiktaşlı oyuncuları ilk onbire alarak oynamalıydı… diye düşünenleri yanılttı tabii Terim. Elinde başka iyi bir alternatif olmamasına rağmen, yeni dinamiklerle, oyun düzenleriyle, oyuncu gelişimleriyle, birlikte oynama alışkanlıklarıyla vs. hiç ilgilenmedi ve kendi kişisel ilişkilerine ve aslında olmayan ancak hayalinde yaşattığını düşündüğüm “kulüp takımı gibi milli takım”a  göre oluşturdu onbirlerini. Son şampiyonun iki oyuncusunun aynı anda sahada olmasına, iki maçta ancak bir devre dayanabildi.

EURO 2016’da bugüne kadar (18.06.2016) oynanan maçlar sanki birbirinin tekrarı gibi, çok iyi mücadele eden, benzer oyun düzenlerine sahip ve güç olarak birbirlerine yakın takımlar izliyoruz. Belli ki tüm ülkeler iyi hazırlanmış, sistemleri, programları ve en önemlisi dünyadan haberleri var. Boniek gibi Suker gibi eski yıldızları ülke futbollarının başında görmemiz bu düşünceyi kuvvetlendiriyor bence.

Bizim milli takımın en kolay kaybeden takım olduğunu, bu takımın yukarıda anlatmaya çalıştığım (bazılarını da sporla doğrudan ilişkili olmadığı için anlatamadığım) sebeplerin sonucu olarak ortaya çıktığını ve milli takımla aramızda bağ olarak sadece formasındaki ay-yıldız’ın kaldığını görerek üzülüyorum. Bir yandan BJK TV’deki Sezonun Ardından programını izlerken bininci kez tekrarlıyorum: Türk futbolunda ileriye dönük umut barındıran tek olgu; takımı, stadı ve taraftarıyla Beşiktaştır.

 

İlker Pırlant / @ilkerpirlant

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.