Öz Kaynak Geleneğimizdir, Ama…

Önceleri genç takım denirdi, yaş grupları artınca altyapı denmeye başlandı, Serpil Hamdi Tüzün geliştirdiği bu sisteme bir de yeni isim koydu “Öz Kaynak Düzeni”. Beşiktaş daha önceleri de kendi genç takımından bir çok futbolcuyu A takıma çıkarmıştı ancak tüm ülke futbolunu kökten değiştiren büyük hamle Serpil Hoca önderliğinde yapıldı.

Beşiktaş 1970’lerdeki kötü gidişi durdurmak için, Mehmet Üstünkaya başkanlığında, iki sezon üst üste pahalı yıldız transferlerle girdi lige. 1973-74 sezonunda Milic, Mesut, Necmi, 1974-75 sezonunda ise Sinan-Tezcan gibi. Bu sezonların ilkinde lig ikincisi olundu, ikincisinde ise Türkiye kupası kazanıldı.

Takip eden 1975-76 sezonuna felaket bir giriş yaptı takım. Bu felaket gidişe dur demek için henüz ligin ilk yarısında Alman hoca Buhtz gönderildi, yerine daha otuzlarında olan Gündüz Tekin Onay getirildi. Bu da çare olmadı kötü gidişe ve tarihin en kötü derecesiyle bitirdi Beşiktaş ligi. Ancak tarihini değiştirecek dönüşümün de temelleri aynı sezonun içerisinde atıldı.

Kötü gidişten kurtulmanın pahalı transferlerle değil de kendi kaynaklarına dönerek yapılabileceğini düşünen yönetim, bildiğim kadarıyla Gündüz Tekin Onay’ın tavsiyesiyle Serpil Hamdi Tüzün’ü getirdi Beşiktaş alt yapısının başına.

Serpil Hoca her şeyi baştan aşağı değiştirdi alt yapıda. Belki de yaptığı en büyük devrim; 18 yaşına gelmiş bir futbolcunun, olgunlaşması, pişmesi falan beklenmeden üst düzeyde oynayabileceği anlayışını yerleştirmesiydi.

Sistem ne kadar iyi olursa olsun, doğuştan yetenekli futbolcular bulunamazsa başarılı olmak imkansızdır. Bunun için Beşiktaş harıl harıl futbolcu aramaya, seçmeler yapmaya başladı ve başarılı bir genç takım ortaya çıkardı.

Federasyonun kararıyla, genç takım maçları A takım maçlarından önce oynatılmaya başlanınca da herkes bu takımın farkına vardı. Genç takımı seyredebilmek için esas maçtan iki saat önce stada gelen önemli bir kitle oluştu.

Eze eze Türkiye şampiyonu olan o genç takımda oynayan futbolculardan birçoğu bugün de tanınan isimler. Ziya Doğan, Fuat Yaman, Fikret Demirer, Ercan Ozan gibi. Süleyman Oktay’ın yaşı genç takım için dolmuş olduğundan o maçlara çıkamadı yanlış hatırlamıyorsam.

Mehmet Üstünkaya döneminde başlayan bu hamleyi, sonraki başkan Gazi Akınal da sahiplendi, yeniden başkan olan Üstünkaya kaldığı yerden devam ettirdi ve bu süreklilik başarıyı da beraberinde getirdi.

Beşiktaş bu işe giriştikten kısa bir süre sonra, 4 Şubat 1979 günü Adana Demirspor ile yapılan Türkiye kupası rövanş maçına, altyapıdan üç futbolcuyu direkt ilk onbire alarak çıktı; Süleyman Oktay, Fuat Yaman ve Ziya Doğan. Tribünde sıradan bir kupa maçı seyrettiğimizi düşünüyorduk ama tarihe tanıklık etmişiz, kendi yetiştirdiğimiz futbolcularla şampiyonluklara yürüyüşümüzün başlangıcı o günmüş.

Genç takımdan gelen futbolcuların başarılı olması altyapıdaki diğer futbolcuların da şansını arttırdı. Her sezon yenileri çıktı A takıma. Şampiyonluğa ulaşılan 1981-82 sezonunda, kadroda sürekli şans bulanların büyük bölümü genç futbolcularımızdı. Ziya, Süleyman, Fikret, Rıza, Kenan, K. Haluk gibi.

Kendisi de müthiş seçici bir göze sahip olan Hocamız Miliç de bu kadroyu çok iyi değerlendirdi. Kendisine aslında başka futbolcunun gösterildiği bir altyapı maçında, “onu değil Rıza’yı isterim” diyerek efsane kaptanımızı, yine kendisine bir stoperin gösterildiği maçta “ileride oynayan sarı çocuğu isterim” diyerek sarı fırtınamızı Beşiktaş’a kazandırdığını bir röportajında duymuştum.

Alttan gelenlere hiç çekinmeden şans verilmesi de tüm genç futbolcular için bir çekim merkezi haline getirmişti Beşiktaş’ı. Örneğin Feyyaz’ın Avcılarspor’dan, 18 yaşında, bir takım formaya geldiğini hepimiz duymuşuzdur. Ali de aynı yaşta Yücespor’dan geldi, muhtemelen benzer bir bedelle. Metin ise tüm altyapı kariyerini Kocaelispor’da tamamlamış, İstanbul’da üniversite kazanınca, o zamanki statüyü iyi değerlendiren yöneticilerimiz tarafından bonservissiz olarak alınmıştı Beşiktaş’a.

Süleyman Seba başkan olduğunda, kulüpte yetişmiş genç futbolcuların önemli yer tuttuğu bir kadro buldu ve bu kadroya atadan kalan miras hassasiyetiyle yaklaştı. Değerli mücevherler gibi korudu, sakladı onları. Her transfer döneminde en iyi transferlerimiz, sözleşmeleri yenilenen yuvadan yetişmiş futbolcularımız oldu.

 

Ancak bu süper fikri sonsuza kadar sadece bizim kullanmamız tabii ki mümkün değildi. Genç futbolcuların kıymeti de gençlere yönelen takımların sayısı da artmaya başladı. Beşiktaş da alt liglerdeki yetenekli futbolcuları göreceli olarak düşük bedellerle transfer ederek bu durumla mücadele etmeye çalıştı. Zeki, Şifo, Mutlu gibi.

Seba döneminde kazanılan 1985-86, 1989-90, 1990-91, 1991-92 ve 1994-95 şampiyonluklarında, takımın omurgasını öz kaynağından yetiştirdiği; Ziya, Fikret, Rıza, Gökhan, Ali, Feyyaz, Turan, Sergen gibi oyuncular oluşturmuştu. Beşiktaş 1970’lerin ortalarında başlattığı doğru işin karşılığını fazlasıyla almıştı.

Zaman içinde şartlar çok değişti, takımlardaki yabancı sayısı yükseldi, yurtdışında yetişen Türk futbolcular piyasaya girdi, 15 yaşında çocuklar menajerlik anlaşmaları imzalamaya başladı. Hem aşağıdan gelenlerin yukarıda yer bulmaları zorlaştı hem de yetenekli futbolcuları bir takım formaya transfer etme dönemi bitti.

1980’lerde genç bir futbolcunun hem üniversitede okuması hem de profesyonel olarak futbol oynaması mümkünken, artık bu durum imkansıza yakın. Aileler de çocuklarının okumasını tercih ediyorlar doğal olarak. Tam oranı bilmiyorum ama muhtemelen futbol oynayan bin gençten ancak biri, futboldan hayatını kazanacak seviyeye gelebiliyordur.

Diğer taraftan şehrin aşırı büyümesi ve şehir içi ulaşımın çığrından çıkması da çocukları evlerine yakın kulüplere yöneltiyor. Sonu belirsiz bir iş için, para kazanmadan her gün saatlerce yol gitmek yerine; kendi semtindeki bir takımda oynamak, alt liglerdeki bir profesyonel takımda garanti para kazanmak daha cazip geliyor.

Hep verdiğim bir örnek var, bugünkü şartlarda Beşiktaş’ın süper ligde oynayacak kalitede bir oyuncu bulması ile Pendikspor’un aynı kalitede bir oyuncu bulması ihtimalleri neredeyse aynı.

Öz kaynak Beşiktaş’ın geleneğidir doğru, yazıya öz kaynak güzellemesiyle girip sonunu böyle bitirmem de şaşırtıcı gelebilir. Ancak eski güzel günleri yad ederek yine aynı başarılı sonucun beklenmesi hayalden öteye geçmez. Altyapıya futbolcu pazarlayarak geçindiği için altyapıyı kutsayanlara karşı da dikkatli olmak gerekir.

Günümüzde, klasik altyapı sistemi için gereğinden fazla zaman, enerji ve para harcandığını düşünüyorum. Bu durum, kadro oluşturmak için kullanılan (yeterince bilgili olmadığım için detaylandıramayacağım) diğer yöntemlere engel oluşturuyor, dolayısıyla yarardan çok zarar veriyor. Öz kaynak düzeninin kulübümüze kazandırdıklarını, tüm aşamalarında görmüş, yaşamış ve bu düzene inanmış biri olarak, bugün geldiğim nokta budur.

 

İlker Pırlant / @ilkerpirlant

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.