Devre Arası

Ligde liderin 1 puan arkasında 2. sırada devre arasına girdik. Şampiyonlar Ligi grubunda da 3. olduk ve UEFA Avrupa Ligine son 32’den devam edeceğiz. Sadece bu iki sonuca bakıldığında ve G.saray’la Fenerbahçe’nin gerimizde olduğu düşünüldüğünde pek de başarısız bir dönem sayılmaz. Türkiye Kupasından hiç söz etmiyorum, çünkü o organizasyon sadece bir angarya.

Şampiyonlar Ligi gruplarında, 4. torbadan kuraya giren ve ekonomik gücü Beşiktaş’a yakın takımlar için 3.’lük iyi sonuçtur, ancak bizi üzen 3. oluşumuz değil, 3. oluş şeklimiz oldu. Son maçta, iddiası olmayan bir takımı yenip gruptan çıkma şansımız varken hakem katliamı yaşayıp şansımızı kaybettik.

Ligin tamamı için kaybedilen puanları kabul edilebilir görüyorum, sadece Kasımpaşa maçı hariç. Bu futbolda sık rastlanan bir durum, bazı dönemlerde bazı takımlar bazı takımlara “ters” geliyor. Bizim de son zamanlarda “ters” takımımız Kasımpaşa oldu.

Gol krallığında ilk sıradaki oyuncu Beşiktaşlı olmasına rağmen (ki o da gollerin yarısını penaltıdan attı), en büyük sorunumuz gol kısırlığımız. Orta saha ve kanatta oynayan 5 futbolcu; Quaresma, Kerim, Gökhan İnler, Tolgay ve Atiba’nın ligde 1 gol dahi atamamış olmaları, Beşiktaş seviyesindeki bir takımda kabul edilemez. Bunun dışında santraforumuz Aboubakar’ın 3 golü var ve bu da çok yetersiz.

Rıza Çalımbay Beşiktaş teknik direktörüyken, Metin Tekin kendisine takımın neden kötü gittiğini sormuş, Rıza Hoca Kolay gol yiyoruz, zor gol atıyoruz” diye cevap vermiş. Metin Tekin de “Zaten bu, kötü takım olmak demek Rızacığım” diye bağlamış konuyu.

Bu hikayeyi anlatmamın sebebi, kötüyüz demek değil, gol kısırlığının çözümü zor bir sorun olduğunu vurgulamak. Skora büyük katkı veren iki oyuncu ayrıldıktan sonra, hücuma yeni bir şekil verebilecek oyunculardan Talisca ve Caner’in sakatlıkları gol kısırlığına mazeret olarak gösterilebilir. Ancak bu, gol kısırı oyuncuların sorumluluğunu ortadan kaldırmaz tabii.

Sorun gol atamamak olunca, devre arası transferinde öncelikle skora katkı verebilecek oyuncuları almak şart. Alındığı söylenen Babel’i olumlu transfer olarak görüyorum. Transferin “olumlu” olması garanti tutacağı anlamına da gelmiyor. Şu aşamada, yine Metin Tekin’in ifadesiyle, bana “hayal ettiriyor” sadece. Babel’le beraber, alınması düşünülen santrafor da “tutarsa” gol sıkıntısı “garantili” çözülür.

Savunmada stoper sayımız eksik. Kabaca; Marcelo tam, Tosiç yarım, Rhodolfo çeyrek ve Atınç sıfır bana göre. Oynayabilecek bir stoper gerekli.

Devre arası transferleri için, bir tane (özellikle ön tarafta) banko oynayacak adamın alınmasını başarı olarak görürüm her zaman. Sayıyı arttırabilirsek, büyük fark yaratır.

Kadromuzda, bugüne kadar olmayan ve bence olmayacağı da kesin olan oyuncular var. Ayrıca; Gökhan İnler, Olcay, Aboubakar ve Tolgay beklentinin çok altında kaldı.

Atiba, Oğuzhan, Talisca, Quaresma, Babel ve yeni santraforun oluşturacağı çekirdeğe, beklentinin altında kalanların kıpırdanarak en azından kulübe katkısı sağlamalarının, hasret kaldığımız üst üste şampiyonluğu getireceğini umuyorum.

 

İlker Pırlant / @ilkerpirlant

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.