Zorlu Viraj – 3

Yoluna namağlup devam eden Beşiktaş’ımızı sezonun ilk yarısı bakımından lig ve Avrupadaki yerini belirleyecek olan zorlu bir periyot bekliyor. Bizi ise Beşiktaş maçlarıyla dolu günler.

Sezonun başında oynadığımız ilk iki lig maçını bir kenara bırakırsak, geriye kalan toplam oniki resmi maçı iki farklı yirmi günlük periyotlarda oynadık. Ardından milli araya gittiğimiz bu periyotlara ben “Zorlu Viraj – 1/2” isimlerini verdim ve hem öncesinde hem de sonrasında bu süreçleri bir bütün olarak ele almaya çalıştım.

Şimdi ise, milli maçlara verilecek ara ve Türkiye kupasının da fikstüre dahil olması ile birlikte işler biraz karışıyor. Buna göre Beşiktaş’ımız kırk gün boyunca her üç günde bir sahaya çıkacak ve bizler bu süreçte toplam oniki maç izleyeceğiz. Yani; takımımızı yorgun, bizi ise Beşiktaşlı günler bekliyor.

Ancak buna rağmen ben uyguladığım sistemi pek değiştirme taraftarı değilim. Yine yirmi günlük periyotları göz önüne almak ve bu bağlamda değerlendirme yapmak istiyorum. Bu durumda da yukarıdaki bahsettiğim süreci ikiye ayırmak ve ilk yedi maçlık periyodu “Zorlu Viraj – 3” başlığında toplamak en mantıklı seçenek gibi görünüyor. Özellikle 6 + 6 düşünmememin sebebi, Şampiyonlar Ligi maçı ile sonrasında oynanacak olan lig maçını bir bütün olarak değerlendirme gereğinden kaynaklanıyor.

Nerede kalmıştık?

5 Kasım Cumartesi günü Trabzonspor ile Vodafone Arena’da oynanan ve 2-1 kazandığımız karşılaşmayla beraber Zorlu Viraj – 2’yi tamamlamış ve bu süreçte Beşiktaş’ımız dört galibiyet ve iki beraberlik alarak, müthiş bir iş çıkartmıştı.

  • Kayserispor – BEŞİKTAŞ 0:1
  • Napoli – BEŞİKTAŞ 2:3
  • BEŞİKTAŞ – Antalyaspor 3:0
  • Gençlerbirliği – BEŞİKTAŞ 1:1
  • BEŞİKTAŞ – Napoli 1:1
  • BEŞİKTAŞ – Trabzonspor 2:1

Özellikle Napoli maçları Şampiyonlar Ligi’nde yolumuza devam edebilmek açısından çok önemliydi. Bu iki karşılaşmadan alınan dört puan bu açıdan çok değerli oldu. Bu periyotta akılda kalan diğer bir husus ise -ne yazık ki- uzun süreli sakatlıkların üst üste gelmesiydi. Önce Caner, ardından Talisca ve Aras’ın yaşadıkları sakatlıklar eskide kalmasını arzu ettiğimiz korkuları yeniden akıllara getirdi.

Bu sürece damgasını vuran son konu ise futbol dışı unsurlar oldu. Açık bir şekilde Beşiktaş’ın başarısı gölgelenmeye çalışılırken, özellikle yayıncı kuruluş ile diğer bazı basın organları buna çanak tuttu.

Gelinen son nokta ise ortada. Sanki savaş ilan etmişçesine topyekün saldırıyorlar. Bazıları palyaçoluk yapıyor, zira mizacında var! Bazıları ise kukla olmuş, ipleri başkalarının elinde!

Tüm bunlara verilecek en büyük cevap ise Şenol Hoca ve talebelerinin saha içi başarısını sürdürmesi…

O yüzden biz işimize bakalım…

En keskin viraj!

Çok önemli bir viraja giriyoruz. Hem Avrupa kupalarına nasıl devam edeceğimiz hem de bizim açımızdan ligin ilk yarısının nasıl şekilleneceği bu viraj sonunda belli olacak. Beşiktaş’ımız yirmibir gün içerisinde dördü lig, ikisi Şampiyonlar Ligi ve bir tane de Türkiye kupası olmak üzere toplam yedi karşılaşmaya çıkacak. Bu maçlar;

  • 19.11 – Cumartesi Adanaspor – BEŞİKTAŞ
  • 23.11 – Çarşamba BEŞİKTAŞ – Benfica
  • 26.11 – Cumartesi BEŞİKTAŞ – Başakşehir
  • 30.11 – Çarşamba Darıca GB – BEŞİKTAŞ
  • 03.12 – Cumartesi Fenerbahçe – BEŞİKTAŞ
  • 06.12 – Salı D. Kiev – BEŞİKTAŞ
  • 10.12 – Cumartesi BEŞİKTAŞ – Bursaspor

şeklinde.

İlk olarak aradan Darıca GB maçını çıkartalım. Türkiye kupasında kolay bir kura çektiğimizi düşünüyorum. Bu zamana kadar süre alamamış futbolcularımızın maç ritmi kazanması ve gençlerin takıma adapte olması bakımından bu maçlar önemli olacaktır. Diğer önemli bir husus ise kupaya Darıca GB deplasmanıyla başlamamız. Bu sayede Adanaspor deplasmanı ile Kiev deplasmanı arasında oynanacak dört karşılaşmada Şenol Hoca ve takımı İstanbuldan çok uzaklaşmamış olacak.

Lige ise son sırada bulunan Adanaspor karşılaşmasıyla başlayacağız ve ardından üst sıralarda yer alan üç rakibimizle karşılacağız; Başakşehir, Fb ve Bursa.

Bu süreçte Başakşehir’in bizim maçımız dışında kalan maçları çok zorlu değil. O yüzden onlarla oynayacağımız karşılaşma bir aksilik olmazsa (elbette bizim açımızdan) liderlik koltuğunu ele geçirme maçı olacak. Direkt rakiplerimizle oynamamız ve aynı zamanda onlarında kendi aralarında da maç yapacak olmaları ise aşağıdakilerle arayı açmak için bize büyük bir fırsat verecek. Bu yüzden söz konusu dört karşılaşmadan alınacak en az on puanın bize şampiyonluk yolunda büyük katkı sağlayacağını düşünüyorum. Burada tek problem, ortaya çıkan pis kokuların takımı etkileme ihtimali. Bu hususta Şenol Hoca’nın tecrübesinin belirleyici olacağını ve herhangi bir olumsuzluğa izin vermeyeceğini düşünüyorum. Elbette taraftara da büyük iş düşüyor. Özellikle maç esnasında saha dışı olaylardan sayutlanıp sadece takımı desteklemek ve onlara bunu hissettirmek gerekiyor.

Şampiyonlar Ligi’nde ise artık göbeğimizi kesme vakti geldi. Bir önceki yazıda Napoli maçlarından alınacak üç puanla beraber içerde Benfica’yı yenersek gruptan çıkacağımızı söylemiştim. Şu an tam da o noktadayız. Gerçi Benfica’nın her iki Kiev maçını da kazanabileceğine ihtimal vermemiştim ama Beşiktaş’ımızın aldığı fazladan bir puan bizi aynı noktada tutmaya yetti.

Daha önce gruptan çıkma olasılıkları‘nı ayrıntılı bir şekilde yazmıştım. Buna göre kalan iki maçtan alınacak dört puan bizi kesin olarak gruptan çıkartacak. Ancak işi son maça bırakma taraftarı değilim. İçeride Benfica maçını kazandığımız takdirde % 90 gruptan çıkarız. (Bu durumda tek bir ihtimal oluşursa gruptan çıkamayacağız. Napoli Kiev’i yenip, Benfica’ya yenilecek. Biz de son maçta Kiev’e yenileceğiz.) Özellikle takımın öz güveni ve Vodafone Arena’da oluşacak atmosferle beraber bunun mümkün olmaması için hiçbir neden yok.

Nice Zaferlere…

.

Ufuk Küçükdağlı / @kucukdagli1903

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.