Sen Ben Yok

Gurbette yaşamak sanıldığının aksine çok zordur! Hele de seni sen yapan, sana ait parçaları arkanda bıraktıysan… Vodafone Arena açılışında orada olamamak beni çok üzmüştü. Sanki mahallenin tüm çoçukları sokakta oynarken, sen evde oturmuş onları pencere kenarından izliyormuşsun gibi…

Hayatımı yoluna koymaya çalıştığım, herşeyin çok zor olduğu zamanlara denk gelmişti yeni mabedimizin açılışı. Yolunda giden nadir şeylerden biri ise Beşiktaş’ımın şampiyonluk yürüyüşüydü. Her hafta maçlar bana kendimden uzaklaşma fırsatı verirken, sonradan dönüp baktığımda aslında bu iyi gidiş ve maçlar bana kendimi bulmam konusunda da yardımcı olmuştu.

Tam olarak bu sıralarda karar verdim. Önümde aşağı yukarı bir ay süre vardı ve biraz çabayla işleri yoluna koymak için yeterliydi. Osmanlıspor maçına gidecektim. Arkadaşımı aradım ve yavaştan bilet araştırmasını söyledim. Daha sonra ise danışman hocamdam randevu talep ettim. İnanmayacaksınız ama yurtdışında olduğunu ve sadece bir günlüğüne Almanya’ya geleceğini söyledi; 13 Mayıs 2016 Cuma günü. Görüşme için dört saatlik yol almam gerekiyordu. Henüz maçın günü belli değildi ama benim yetişmem için maçın Pazar günü olması şarttı. Öyle de oldu… Hocama teslim etmem gereken yeri yetiştirdim, arada zor da olsa bileti aldım… İşin en güzel tarafı ise gideceğim maç şampiyonluk maçı oluverdi…

Şimdi isterseniz bu kısmı, maçtan sonra başka bir platformda yazdığım yazıdan okuyalım. Bu sayede o günkü hislerime daha iyi anlayabilirsiniz…

“Haftalar öncesinden, henüz şampiyonluk falan belli değil, aramışım arkadaşımı Almanya’dan.. Diyorum ki; Osmanlı maçına bilet bul! Stadı göreyim çok istiyorum.. 

Arkadaş bir şekilde bilet ayarlıyor bir hemşehrisinden. Çocuklar üçlü kombine almış, Bursa maçına gelmişler, diğer maçlara gelmeyeceklermiş..

Neyse! Zaman geçmiyor bir türlü.. Takım bu arada tıkır tıkır işliyor… Bir de üstüne Fb Başakşehir’e puan kaybedince, oldu mu sana gideceğim maç şampiyonluk maçı.. Havalardayım!.. Ta ki arkadaş arayana kadar.. Diyor ki; Yav bu çocuklar su koyverecek herhalde.. (Bilenler bilir! Ben de o zaman öğrendim; biletler satışa çıkmadan, aktarım da yapılmıyormuş.. Yani bilet alındı ama ortada bilet yok!)
Arkadaş bu arada beni teselli ediyor falan, diyor aktarırlar.. Ama ben işimi garantiye almaya karar veriyorum.. Bilet çıkar çıkmaz deneyeceğim şansımı.. Anlaşıyoruz arkadaşla, herkes diğer kategorilere saldırırken ben 1. kategoriden almaya çalışacağım biletleri..

Neyse! O gün okula falan gitmiyorum.. Oturmuşum saatin Tsi. 15.00 olmasını bekliyorum.. ilk bilet 15 dakikada tamam.. Almanyadan girmenin faydası.. Ancak arkadaşa alamıyorum bir türlü… Tam üç saat, yenile babam yenile.. 3 saat sonra tam vazgeçecekken ikinci bileti de alıyorum…
Sonrası malum, İstanbul Sabiha’ya inmişim bir gün önceden.. Biraz takılıp Gebze’ye geçtik.. Yattık, kalktık.. Kahvaltı yaptık ve koyulduk yola..
Arabayı Harem yakınlarına park ettik.. Yürüdük Kadıköy iskeleye kadar.. Her yer siyah-beyaz.. Beşiktaş tarafından dumanlar görünüyor.. Belli yanmış meşaleler.. Tekneler/vapurlar marşlarla inliyor.. Atladık biz de Kabataş’a giden teknelerden birine..

Marşlar falan derken göründü mabet.. Nasıl da güzel…
Hayatımın en özel günlerinden biriydi.. Ancak şunu belirtmem lazım.. Hiç yabancı gelmedi.. Ya da başka bir deyişle, ben hiç yabancılık hissetmedim… Sanki hep oradaymış gibi.. Böyle bazı arkadaşlar vardır.. Yıllarca hiç görüşmezsin, belki 10 yıl falan, ama sonra tekrar buluşunca aynen kaldığı yerden devam eder her şey.. Hiç ayrılmamış, hep varmış gibi… İşte aynen böyle bir şeydi..

Nice şampiyonluklara…”

İşte böyle anlatmışım Vodafone Arena ile ilk buluşmamızı…

Peki şimdi niye tekrar hatırladım o günleri veya başka bir ifadeyle yazma ihtiyacı hissettim..

Yazının girişinde belirttim, Beşiktaş benim fiili olarak arkamda bıraktığım parçalarımdan biri. Zor günlerimde ise bu parçam motivasyon sağladı bana ve işleri yoluna sokmama yardımcı oldu. Ben böyle bir beklenti içinde olmadan ona sarılmış olsam bile…

O günleri biraz olsun atlattıktan bir süre sonra; “Ben Beşiktaş için yazılar yazmalıyım.” dedim kendi kendime ve mevcut twitter hesabını açtım. Birkaç yazı sonrasında ise kendimi Faik Tribünü’nde yazarken buldum. Yazı yazmak, hele de Faik Tribünü’nde yazmak önemli elbette ama daha da önemlisi aynı dili konuştuğunuz güzel insanlarla tanışmak oldu benim için.

Velhasılıkelam, bu güzel insanlardan biri dün Bjk Tv’deki yeni bir programda yorumculuk yapmaya başladı. Kısa süredir tanıdığım ve henüz yüz yüze dahi görüşmediğim İlker Abi’yi dün yayında izlerken Vodafone Arena’ya ilk kavuştuğumda hissettiklerimi hissettim. Sanki kırk yıldır tanıyormuşum ve hep hayatımın bir yerlerinde varmış gibi… İşin özü eski bir dost gibi…

Bu yüzden yazımı ona atfetmek istedim.

İlker Abi’nin de büyük bir parçasının Beşiktaş olduğunu biliyorum… Beşiktaş ile yatıp, Beşiktaş ile kalktığını; kendi deyimiyle, bir sohbette on dakika Beşiktaş dışında bir şey konuşulunca sıkılan bir adam olduğunu…

O da karşılıksız, bir beklentisi olmadan Beşiktaş’a sarılanlardan, Beşiktaş için bir şeyler yapanlardan…

Ama işte Beşiktaş sevgisi karşılıksız kalmıyor… Ve bir anda; belki de hayatının en güzel zamanlarını geçireceğin, ilerde onur duyacağın ve hatta torununa anlatacağın günler geliyor ve kapını çalıyor…

Dün akşamki ilk program bana kalitesiyle ve samimiyetiyle uzun soluklu olacağı hissini verdi. Anlaşılan İlker Abi’yi daha uzun süre ekran başında görmeye devam edeceğiz…

Tekrar hayırlı olsun…

İyi ki BEŞİKTAŞ var!

 

Ufuk Küçükdağlı / @kucukdagli1903

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.