Mola

Bizi takip etmeye çalışan rakiplerimizin puan kaybı yaşadığı haftada elde edeceğimiz bir galibiyetle beraber milli araya keyifli girmek istiyorduk ama olmadı. Önümüze gelen bu avantajı değerlendirememek dışında ise kaybettiğimiz hiçbir şey yok. Hala ligin lideri, şampiyonluğun ise en güçlü, hatta tek adayıyız. Ve kesin olan şu ki, iki haftalık bu ara en çok bize yarayacak.

Maç Öncesi

Antalya yönetiminin bilet konusundaki ikiyüzlü davranışını bir tarafa bırakarak söylemem gerekiyor ki, maçın dolu bir statta oynanması beni seyir keyfi açısından fazlasıyla memnun etti. Zira Cem Fante’nin sürekli üzerinde durduğu “güzel ürün” söyleminin içinde olması gereken bir unsur da “taraftar/seyirci” faktörü. Maç öncesi koreografiler, bayraklar; maç esnasında acemice dahi olsa yapılmaya çalışılan tribün şovları vs. hep ürünü güzelleştiren hareketler. Ancak ana faktör her zaman oynanan futbol. Şu anda da ligde iyi futbol oynayan biziz. Hem ligde lider hem de Avrupa’da yola devam eden tek takımız. Tekrar başa dönmek gerekirse; gs maçında 10TL değil 5TL olsaydı biletler, o stat yine dolmazdı. Bugün o stadı dolduran Beşiktaş’tır. Antalya yönetimi hiç kendine pay çıkartmasın ve bir daha suni algılarla bizi rakibiymiş gibi göstermeye çalışmasın… “Siz kimsiniz” diye sorarlar adama…

İlk 64 Dakika

Öncelikle belirtmem gereken şey, bu takımın üst üste çok eforlu maçlar oynayıp bu maça çıktığı. Olympiakos deplasmanı, hemen ardından Kayseri maçı ve büyük bölümünü 10 kişi oynadığımız Olympiakos rövanşı. Hepsi zorlu ve tansiyonu yüksek maçlardı. Bu yüzden bu maçta takımın yorgun olmasından daha doğal birşey olamazdı. Buna rağmen Şenol Hoca’nın rotasyon yapmaması ise Hoca’ya yöneltilecek bir eleştiri değil aksine kenarda bekleyen oyuncularımızın (Necip ve Mitrovic’i ayrı tutmak istiyorum) ne durumda olduklarını sorgulamalarını gerektiren bir husus olarak karşımızda duruyor.

Söz konusu yorgunluk etkenine rağmen ben, Aboubakar atılana kadar olan oyundan genel olarak memnun kaldığımı belirtmek isterim. Antalya’nın önde baskısına ve özellikle Atiba ile Oğuzhan’a uyguladıkları birebir markaja rağmen hata yapmadık ve hatta birkaç kez bu baskıdan doğru şekilde kurtulmayı da bildik. Buna dair aklımda kalan en önemli pozisyon, Fabri’nin hızlı ve doğru bir şekilde kullandığı uzun topunun Q7’den sekmesi ve Gökhan’ın arkadan bindirmesi ile olgunlaşan atağımız oldu (Dk. 24). Daha önceden çalışılmış mıdır yoksa maç içinde gelişen bir olay mıydı bilmiyorum ama Gökhan gibi bir oyuncun varsa ve rakip sana önde baskı uyguluyorsa (ihitiyaç halinde) bu tarz denemelerin çoğalması gerektiğini düşünüyorum.

Biz ise daha çok 3. bölge ile 2. bölge arasında pres uyguladık ve kaptığımız toplarla hızlı çıkmayı düşündük. Bu plan işe de yaradı. Özelikle ilk 20 dakika içerisinde Oğuzhan’ın iki kez araya girmesiyle tehlike yaratatacak pozisyonları bulduk. Ancak bugün en büyük sıkıntımız final paslarımızın kötü olmasıydı. Talisca, Q7 gibi isimler yanlış pas tercihlerinde bulununca birçok önemli pozisyonumuz başlamadan bitti. Özellikle 38. dakikada Q7’nin ikinci bölgede uyguladığı baskı ile kazandığı pozisyonda Abou’yu görememesi, sanırım bugüne dair final pas sıkıntımızı açıklayan en önemli pozisyon idi. Buna ceza alanı çizgisi dışındaki yanlış şut tercihleri de eklenince gol bir türlü gelmedi.

Aboubakar’ın Kırmızı Kartı ve Sonrası

Şenol Hoca 57 ve 60’da oyuna müdahale ederken, tercihlerini doğru buluyorum. Özellikle Necip’in oyuna dahil olması ilk planda defansif bir hamle gibi görünse de aslında etkisiz Talisca yerine Oğuzhan’ı öne kaydırma alt planıyla ofansif bir hamle olarak algılanmalı. Bu sayede hem topa daha çok sahip olup hem de Cenk ve Abou’yu doğru pas tercihleriyle buluşturmak istemiş olması yüksek. Ancak planlar bazen size bağlı olmayan sebeplerle bozulabilir. Bir önceki maçta Abou tek başına, dün ise onun üzerinden hakem Mete Kalkavan planını bozdu Şenol Hoca’nın. Akıllar Olympiakos maçındaki pozisyonda kaldığı için ilk anda Abou’ya kızmış olsak da maç içindeki tekrarlardan da net bir şekilde görüldüğü üzere ortada sarı kartlık bir durum söz konusu değildi. Sözde “Beşiktaşlı” olarak lanse edilen hakemin ister kendini aklamak istediğini, ister maç öncesi söylemlerden etkilendiğini varsayın; ortadaki tek gerçek dün verdiği skandal karar ile Beşiktaş’ın iki puan kaybetmesine neden olmasıdır. Zaten bu pozisyondan bağımsız olarak çaldığı düdükler de bunu doğrular nitelikte. Özellikle maça sert başlayan Antalya takımının dün hiç kart görmeden maçı tamamladığını da belirteyim.

Abou atıldıktan sonra yorgunluğun da etkisiyle çok bir varlık gösterememiş ve topu rakibe vermiş olsak da (85. Dakikada yayıncı kuruluş verdiği bilgiye göre %64 topa hakim olan taraf Antalya idi) kalemizde bir pozisyon haricinde ciddi bir tehlike vermedik. Zaten üç gün arayla oynadığın iki maçın toplam 84 dakikasını 10 kişi oynayıp, aynı dakikalar içerisinde gol de yememek her şeyden önce takım savunmasının başarısıdır.

Maçın Adamı

Maçtan sonra hem twitter’da kendi taraftarımız tarafından hem de spor yorumcuları tarafından Fabri maçın adamı gösterildi. Buna itirazım var. Fabri bizim canımız, ciğerimiz. Kalemizde de güven veriyor. Ayakları ve oyunu topa sokması çok iyi. Hem bu hem de takım arkadaşlarının ona güvenmesi Fabri’yi maç içerisinde artı bir pas opsiyonu olarak doğuruyor. Zaten maçta en çok topla buluşan oyuncumuzun Fabri (64) olması, biraz da bu sebeple. Önde baskı yiyen ve topu çıkartmakta zorlanan takımımıza fazlasıyla yardımı dokundu dün Fabri’nin.

Ancak bir puanı Fabri’nin kurtardığı algısı, net bir şekilde söylüyorum hoşuma gitmedi. Bu hem her şeyden önce Gökhan, Atiba ve Marcelo gibi isimlere haksızlık hem de Antalya’yı yükseltmek olur. Evet, dün Fabri iki güzel kurtarış yaptı fakat maçı kurtaran adam da değildi.

Milli Ara

Tekrar yazının başına dönersek. Dün belki bir şey kazanmadık ama bir şey de kaybetmedik. Hala yolumuzda emin adımlarla ilerliyoruz. Ancak son zamanlarda oynadığımız üst üste maçlarla yorulduk ve verilen milli ara bu yüzden ilaç gibi olacak. Özellikle Caner ve Demba’nın tam olarak takıma katılmaları ile son 9 maç istediğimizden de kolay geçebilir.

Yeter ki takımın her bir oyuncusuna güvenelim ve onları harcamaya çalışmak yerine kazanmak için çaba gösterelim. Biz bu işten alnımızın akıyla çıkacaksak yine bu futbolcular sayesinde çıkacağız. Ne Sosa asist yapacak ne de Gomez gol atacak. Bunu da artık bir zahmet öğrenelim…

Şimdi sonu şampiyonlukla bitecek yolculuğumuzda kısa bir ara verdik. Herkes İlker Abi’nin tabiriyle elini yüzünü yıkasın ve silkelenip kendine gelsin. Önümüzde iki zorlu viraj daha var. Sonrası ise malum;

Alayına “Şampiyon Beşiktaş” yazacağız…

Saygılarımla…

.

Ufuk Küçükdağlı

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.