Kalite Farkı

Bir önceki yazımda Beşiktaş’ımızın kadro derinliğini değerlendirmiş ve özellikle üç kulvar beraber düşünüldüğünde bu geniş kadronun çok büyük avantaj sağlayacağını belirtmiştim. Ancak hem taraftarların hem de futbol kamuoyunun henüz böyle bir kadro genişliğine hazır olmadıkları cumartesi akşamı oynanan derbi maçı sonrasında ortaya çıktı. Bu yüzden söz konusu maç özelinde bu konuyu tekrar ele almaya karar verdim.

Öncelikle rakibimizi tanıyalım; 

GS teknik direktörü ligde oynadığı ilk maçta çıktığı ilk 11’den 2 değişiklik yaparak geriye kalan son 4 maçta sürekli aynı ilk 11’i sahaya sürdü. Yani, Cumartesi oynanan maç da dahil olmak üzere ligde neredeyse hep aynı 11’i tercih ediyor. Oturmuş bir takım hüviyetindeler demek mümkün. Bu her takım için bir avantajdır. Ancak tek kulvarda devam ediyor ve bu sayede dinlenme şansın oluyorsa! 

(Kaldı ki GS bu şansı fazlasıyla buluyor(!) Bir önceki lig maçını 17 Eylülde, Beşiktaş’ımız ise 18 Eylülde oynadı. Bir sonraki maçı GS 2 Ekimde oynayacak ve biz arada Kiev ile maç yapacak olmamıza rağmen 1 Ekimde oynayacağız. Bu şu demek; GS Teknik Direktörünün ve futbolcularının derbi maçına hazırlanmak için bir gün fazladan zamanları vardı ve ayrıca önlerinde de düşünmelerini gerektirecek bir başka maç yoktu!)

Bu avantajını GS iyi kullandığını ilk yarıda fazlasıyla gördük. Maça Beşiktaş’ımıza oranla daha konsantre çıkmışlardı. Bizim adımıza büyük şansızlık olan ilk golle beraber ise dirençleri yükseldi ve ilk yarıda oyuna daha hakim olmayı başardılar.

Peki bizde durum nasıl? Bir önceki yazımda yazmıştım ama güncellemiş olayım; Şenol Hoca’nın son beş lig maçında tam 18 farklı futbolcumuzu ilk 11’de kullanmış. Eğer arada oynadığımız Benfica maçı ilk 11’ini de dahil edersek bu sayı 19’a ulaşıyor! Rakibe nazaran artı 6 futbolcu! Yarım kadrodan fazla…

Şimdi bir parantez açalım ve Cumartesi oynanan maça geri dönelim. Yukarıda da değindiğim gibi önümüzde çarşamba günü oynanacak çok önemli bir şampiyonlar ligi maçı var. Söz konusu maçı Şenol Hoca’nın kafasından çıkartmasını beklemek ya da başka bir deyişle, tam olarak sadece derbi maçına konsantre olmasını ve futbolcuları da buna göre motive etmesini beklemek mümkün değildi. Zaten yenilen golden sonra takımın dağılması başka şekilde açıklanamaz. Bizim adımıza ilk yarıya dair şans diyebileceğimiz tek husus ise, ikinci golü soyunma odasına gitmeden hemen önce yemiş olmamız. Zira, daha önce yenilecek bir gol motivasyonumuzu daha da düşürebilir ya da o gol gelmeseydi oyuna müdahale etmekte geç kalabilirdi Şenol Hoca. Vaktinde yenmiş o gol Şenol Hoca üzerinde tam bir şok etkisi yarattı ve devre arasında hem oyun hem de motivasyon bakımından gerekli müdahaleleri yapmasını sağladı. Ve bu sayede ikinci yarıda bambaşka bir Beşiktaş izledik. Motivasyon eşitlenince, hem Hocalar hem de kadro arasındaki kalite farkı da ortaya çıktı. Sadece 1 puan değil, 3 puanı alacağımız pozisyonları da bulduk. Ama olmadı! Sonuç olarak, 1 puana razı olurken, kaçan 2 puana üzüldük!

Şimdi gelelim asıl konumuza. Farkettiyseniz iki yarı arasındaki farkı açıklarken futbolcu özeline hiç girmedim. Bir önceki yazımı okuyanlar hatırlayacaktır, kadromuzun geniş olması sadece nicelik olarak değil nitelik olarak da yeterli demiş ve “oynayanın oynamayanı aratmayacağı alternatifli kadro” şeklinde tanımlamıştım. Sahaya 18 kişi çıkamayacağımıza göre, bu durumda elbette birileri dışarıda kalacak. Bunu Şenol Hoca ya bir sonraki maçı düşünerek ayarlayacak ya da o maç özelinde taktik olarak kimin daha çok verimli olacağını düşünerek… Ama sonuç olarak 11 isim maça çıkacak ve birileri dışarıda kalacak!

Şimdi soralım kendimize, derbide Oğuzhan yerine Talisca oynasaydı, sonucun çok farklı olacağının garantisi var mıydı? Ya da Cenk yerine Aboubakar? Caner yerine Adriano? Gökhan Gönül yerine Beck? Gökhan İnler yerine Tolgay? Olcay yerine Kerim? Listeyi uzatmak mümkün…

SPOR TOTO SÜPER LİG BEŞİKTAŞ: 0 - GALATASARAY: 1 (MAÇ DEVAM EDİYOR)

Elbette işin içinde taktik mesele de var ama cumartesi oynanan karşılaşmada kim ilk 11’de kendine yer bulmuş olursa olsun, sonuç istediğimiz gibi gitmediğinde bu sefer; “Oğuzhan’la niye başlamadık”, “Aboubakar daha alışmadı, Cenk’i oynatmalıydı”, “Caner kesilir mi Hoca” diye sesler yükselecekti.

Evet bu bir sorundur! Ve hatta belki de bu tarz seslere Hoca’nın da alışması lazım! Ama bunu medyanın yaptığı gibi “öcü” olarak göstermek niyetinde değilim ve tersi için de çabalamaya devam edeceğim; Zira, bu çok güzel bir sorun! Ve Türkiye’de de bu güzel sorunla başa çıkabilecek en yetkin isimlerden birisi var başımızda… Şenol Güneş! 

Ayrıca bir önceki yazımda belirtmeyi unutmuş olduğum bir hususta bana çok önemli olduğunu hatırlattı. Şöyle ki;

Söz konusu bu alternatifli kadro Şenol Hoca’ya maç öncesinde rotasyon imkanı vermek dışında, aynı zamanda maç içinde de gerekli hamleyi yapabilmesini sağlayacak oyuncu skalası imkanı da tanıyor. Bu durum kendini son iki önemli maçta gösterdi. Zira, Şenol Hoca hem Benfica maçında hem de derbide ikinci yarıya müdahale edebileceği ve sonuç alabileceği bir yedek kulübesine sahipti! Bu iki maçta toplam 5 farklı ismi hamle oyuncusu olarak değerlendirdi. Bunlar; Talisca, Olcay, Cenk, Adriano ve Aboubakar. İsimlerin her biri birbirinden değerli! Bu da geniş kadronun avantajlarından biri olarak kayda geçmiş olsun!

Şu halde, skor odaklı olmak yerine şartlar dahilinde ve koşulsuz takımı desteklemek daha faydalı olacaktır. Aksi hem takıma zarar vermekten öteye geçmez hem de saha içi/saha dışı rakiplerimizin ekmeğine yağ sürer! Şu anda herşey güllük gülistanlık demiyorum, elbette eksiklerimiz var! Ancak önümüzde iki hedef maç var ve bu maçlardan çıkarılacak iyi sonuçlarla beraber iyi değerlendirilecek iki haftalık milli ara, işlerin rayına oturmasını hızlandıracaktır… 

Son Not: “Skor odaklı olmak!” demişken, şunu da belirtmek istiyorum. Bizim tribünümüz ne yazık ki en son 100. yılda birlik ve beraberlik için de takımı destekleyip, itici güç oldu. Daha sonra ise istisnalar hariç hep skor odaklıydı. Takım saha da iyi işler yapıyorsa, istediğini alıyorsa; BİZDEN İYİSİ YOK! Aksi halde, birlik halinde takımı öne doğru itecek bir güç olmadı ve bu görev belli bir zümreye kaldı. Yani, bu sorunu Vodafone Arena ile beraber ortaya çıkmış gibi göstermek yanlış! Uzun yıllardır var olan bir sorundu bu! Ve ancak yeni statla beraber daha da belirginleşti…

.

Ufuk Küçükdağlı / @kucukdagli1903

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.