İkinci Şampiyonluğun Ardından

Tüm sezon boyunca odaklandığımız şampiyonluğa ulaştıktan sonra arkadaşlardan sıkça duyduğum/okuduğum bir söz var;

“Şampiyonluğun keyfini yeteri kadar çıkartamıyoruz!”

Haksız da sayılmazlar. Anın keyfini çıkartmak için durup bir nefes almak gerekir. Ama biz o kadar hızlı bir şekilde transfer girdabının içine girdik ki, bir anda unuttuk hem şampiyonluğu hem de onun verdiği mutluluğu.

Bu şekilde hissetmeyen ve az da olsa;

“Ben şampiyonluğu dibine kadar yaşıyorum, bana ne kim gelmiş kim gitmiş!” diyebilenler varsa, onları da canı gönülden tebrik ediyorum.

Çünkü öğrendiğim bir şey var; sadece kendimiz bu ortamı yaratmıyoruz. Duyumcular dışında, hem yazılı hem de görsel basın da yalan/yanlış haber vererek, daha doğrusu umut dağıtarak tirajını/reytingini stabil tutma uğraşına giriyor.

Hal böyle iken, ben tüm bu rahatsız durumdan sıyrılarak, anın keyfini çıkartacağım demek çok zorlaşıyor.

Hazır sezon verileri açıklanmaya başlanmışken benim amacım da bu yazıyla; hem söz konusu veriler ışığında sezonu ve dolayısıyla şampiyonluğu değerlendirmek hem de önce kendimi sonra sizleri içinde bulunduğumuz yukarıda bahsettiğim girdabın içinden kısa süreliğine de olsa çıkartmaya çalışmak ve durup bir nefes alarak, takım ne yaptı sorusuna cevap aramak.

Sezonun Mottosu: Yenilme!

2016/2017 sezonunda Beşiktaş’ımız sezonun ilk maçı olan Süper Kupa maçı ile Şampiyonluk kupasını aldığı son maç olan Osmanlıspor maçları arasında beş farklı kulvarda toplam 54 karşılaşmaya çıktı ve bu maçlarda 32 galibiyet, 16 beraberlik, 6 mağlubiyet elde etti.

Özellikle mağlubiyet sayısının sadece 6’da kalması önemli. -Hatta bunlardan Kiev ve FB maçlarının ne şekilde/hangi yollarla mağlubiyetle sonuçlandığını da unutmamak gerek.-

Zira takımımız bu sezon birçok maçta sahaya ciddi bir karakter koydu ve çok uzun süre de tüm kulvarlarda namağlup yoluna devam etmeyi başarıp, rakiplerine “beni yenemezsin kardeşim” mesajını verip, yenilgi sayısını minimumda tutmayı başardı.

Bu sayının ne denli önemli olduğunu anlamak için bir önceki sezon rakamlarıyla karşılaştırmanın önemli bir veri olabileceğini düşünüyorum. 2015/2016 sezonu Şampiyon takımımız sezon boyunca 49 maçta sahadan 10 kez mağlup ayrılmıştı. Rakamsal farklılık bir tarafa bu sezon daha zorlu kulvarlarda (Şampiyonlar Ligi ve Uefa Çeyrek Final gibi) boy gösterdiğimizi de unutmayalım. Geçtiğimiz sezon lig dışında, Uefa Kupasına grup aşamasında, Türkiye Kupasına ise çeyrek finalde veda etmiştik.

Ayrıca; pes etmediğimiz ve geri dönüşlere imza attığımız maç sayılarındaki artış ile Opta’nın lig için verdiği “en az süre geride oynayan takım” istatistiği de takımımız bu sezonki karakterini belirlemek açısından önemli veriler olarak karşımızda çıkıyor. Bu veriler karşılaştırıldığında takımımızın kolay kolay geriye düşmediğini, düştüğü zamanlarda ise reaksiyon göstermeyi bildiğini ve maçı bir şekilde lehine çevirdiğini anlıyoruz.

Şampiyonluğun Mimarı: Şenol Güneş

Bir önceki şampiyonlukta takımın kare asında hemen hemen herkes hemfikirdi; Gomez, Sosa, Oğuzhan, Atiba.

Bu sezonki takımdan ise herkesin hemfikir olduğu bir kare as çıkartmak neredeyse imkansız. Zira faklı dönemlerde farklı isimler ön plana çıkarken, hep var olan husus oyun planıydı;

Şenol Güneş’in önderliğindeki göze hoş gelen, hücum gücü yüksek ve en iyisi olmayı sürekli deneyen Beşiktaş oyunu!

Kolay değil; yukarıda saydığım dört ismin ikisi gitmiş, yerlerine gelen oyuncular sezon başı kampına katılmak bir tarafa, sezon başladıktan çok sonra takıma ancak katılmış ve hatta oyuna adapte olmak açısından da zorlayıcı oyuncular olsunlar.

Ayrıca öncelikli transfer istediğin bölgeye transfer yapılmamış ve üzerine güvendiğin birkaç isimden beklediğin performansı verememiş olsun.

İşte tüm bu ve benzeri birçok olumsuzluğa rağmen Şenol Hoca; Avrupa’da çeyrek finale çıkmayı başaran ve ligi de şampiyon tamamlayan takımı oluşturmayı başardı.

Burada “…takımı oluşturmayı başardı” cümlesini özellikle kulandım, çünkü bu sezon transfer edilen toplam 12 oyuncunun yarısını ilk 11’e monte etmek, yeni bir takım demek.

Şimdi bazı istatistiklerle Şenol Hoca’yı diğerlerinden ayıran özelliklere bakalım;

Sezon boyunca 18 farklı ismin ayağından bulunan toplam 107 gol dışında, 22 futbolcudan gole direkt katkı almayı bilmiş Şenol Hoca. Ayrıca takımı;

Ligin en fazla gol atan, rakip ceza sahasında en fazla topla buluşan, en uzun süre önde oynayan, en çok şut çeken, galip oynarken de en çok topa sahip olan vs. takımı olmayı başarmış.

Daha da enteresan olanı ise, bu kadar golü düşünen, en az 7-8 hücumcu oyuncu ile sahaya çıkan Şenol Hoca’nın takımının ligde kendi ceza sahasında rakibe topla oynatmaya en az müsaade eden takım olarak da açık ara farkla birinci olup, ligin en az gol yemeyi başaran ikinci takımı olması*. (*30 golün 4’ü kendi kalemize)

Takımın Sacayağı: Vazgeçilmezler!

Hem en uzun süre oyunda kalan hem de ilk 11’e en çok ismi yazılan futbolcular; Marcelo, Fabri, Atiba. Profesyonellikleri ve de istikrarlarıyla Şenol Hoca’nın vazgeçilmezi olmayı başardılar bu sezon.

Ancak bu isimlerin diğer bir önemi ise, oyuna bu üç oyuncu üzerinden başlamamız.

Günümüz futbolunda kalecinin sadece ellerinin iyi olması beklenmiyor. Aynı zamanda ayakları da iyi olmalı. Fabri bu açıdan Tolga’dan sonra takıma adeta ilaç oldu. Genel itibariyle çok fazla degaj yapması beklenmiyor zaten Fabri’den ama kullandığı zamanlarda da başarılı bir performans sergiledi. Onun dışında topu açılan defans hattı ile buluşturarak oyunu başlatan ilk isimdi.

Hata yaptığı maçlar ve hatta Lyon ilk maçının kaybedilmesinde öne çıkan isim olsa da, Fabri pes etmeyişi ve sonrasında toparlanması ile taraftarın gözünde kredisini tüketmeden sezonu tamamlamayı başardı.

Marcelo bu sezonun en başarılı isimlerinden. Ortaya koyduğu performans ile defans hattının lideri olmayı başarmak bir yana, oyun kurmakta ki görevini de olumlu bir şekilde üstlendi. Bu sezon ligde en fazla topla buluşan ismimiz olurken, bu alanda ligin genelinde ise ikinci sırada yer almayı bildi. İsabetli pas oranında ise Atiba’nın ardından ikinci olurken, ligde ise bu alanda en iyi üçüncü.

Marcelo ayrıca ligde en fazla hava topu kazanan oyuncusu olarak ön plana çıktı.

Ve son olarak Atiba. Sezon ilerledikçe takımın en başarılı ismi olmayı bildi. Ancak sezon sonuna doğru yaşadığı sakatlık ve yorgunluk ile beraber performansı düşen Atiba, son birkaç maçta kendine yer bulamamış olsa da bu listede kalmayı başardı.

Takımımızda Marcelo’dan sonra en çok topla buluşan ismi olan Atiba, aynı zamanda isabetli pas istatistiğinde ligde ikinci ve bir maçta en fazla isabetli pas yapan oyuncusu.

Gol Yükü: TAT

90’lı yılların başında Beşiktaş tarihinin en golcü hücum gücünü oluşturan MAF vardı. İsimlerine marşlar yazılmış, efsane isimler.

Bu sezon ilerlerken “Sene sanki Metin, Ali, Feyyaz” söylemleri yükselmeye başladı. Taraftarın bu söylemini doğrular şekilde de C. Tosun, Aboubakar ve Talisca’dan, o dönemin* ardından gelen en golcü 3’lü performansı geldi.

Bu üç isim sezonda toplam 60 gole imza attılar ve üçü de en verimli sezonunu geçirip, kariyer rekoru kırdı. (*89/90 sezonu MAF top. 69 gol)

Lig’de ise bu isimler toplam 45 gole imza atarken, bu rakamın ligimizdeki dokuz takımın gol performansından daha iyi olduğunu belirtelim. Ayrıca Talisca ligde bulduğu 13 golün 8’ini ceza sahası dışından bularak bu alanda zaten bildiğimiz ligin en iyisi olduğunu istatistikle de ispatlamış oldu.

Aslında Cenk dışında bu sezon Talisca ve Abaubakar için pek iyi başlamamıştı. Talisca’nın beklenen 10 numara olmaması ve yaşadığı sakatlık; Aboubakar’ın sezonun ilk yarısındaki kötü performansı ve Afrika kupası ile gördüğü kartlar yüzünden kaçırdığı maçlar, bu iki ismin Cenk’e nazaran yaklaşık 10 maç kadar daha az süre almalarına neden oldu. Ve ancak buna rağmen söz konusu performansı sergilediler, sezon sonunda da akılda yer etmeyi bildiler.

Son parantez de Cenk için açalım. Daha iyi olabilir miydi, kesinlikle evet. Ama bence takımın en golcü ismi olarak, kendinden bekleneni fazlasıyla verdi. Özellikle ilk yarıda takıma ciddi katkı sağladı.

Hücum Gücü: Q7

Yaptıklarıyla ve yapmadıklarıyla bu sezon takımda en çok tartışılan isim kesinlikle Quaresma.

Hem sevenin hem de sevmeyenin en uçta yaşadığı; seven için tutku, sevmeyen için nefret duygularının yoğun olduğu isim Quaresma.

Tüm bunlar bir tarafa Quaresma ismi bu sezon Şenol Hoca’nın hücum planının tam ortasında yer aldı. Herkes ondan gol katkısı beklerken, belki de üzerine düşen görevi asistleriyle fazlasıyla yaptı. 16 asistle bu sezon takımın en iyisi olan Q7, bu alanda ligin en iyi ikinci ismi olmayı da başardı.

Ancak Q7’nin performansını gösteren asıl istatistikler bunlar değil.

Hücum bölgesinde en çok topla buluşan oyuncu, rakip ceza sahasına en çok isabetli pas gönderen oyuncu, en fazla şut asisti yapan oyuncu, en fazla orta, en fazla isabetli orta, akan oyunda en fazla isabetli orta yapan oyuncu, en fazla kilit pas atan oyuncu gibi birçok hücum alanındaki istatistiklerde de ilk sırada yer aldı Quaresma bu sezon.

Zaman zaman duygularına yenik düşmese, oyuncu bazında şampiyonluğun en önemli ismi olabilirdi belki Q7 ama kendini tutaması ve hem Şenol Hoca hem de rakiple yaşadıklarıyla herkesi bir adım geri attırıyor.

Kartal Kanatları: Tecrübe

İki bek iki tecrübeli isim; Adriano ve Gökhan Gönül.

Bu sezon futbolumuza çok şey kattıkları muhakkak. Her ne kadar sezona iyi başlamamış olsalar da sonradan klaslarını ortaya koydular ve özellikle pas alışverişine dahil olarak oyunumuzun bir üst seviyeye çıkmasında katkı sağladılar.

“İsmail’den sonra Barcelona’nın sol beki!” İnanmak zordu. Ama kendini zorlayan sakatlık ve sakatlanma korkusundan sıyrıldıkça gerçekliği daha bir netleşti Adriano’nun. Üstüne istek ve arzusunu üst düzeyde yaşamasıyla da gönüllerde taht kurdu. Zaman zaman kanatta oynasa da, olması gereken yerde, bek pozisyonunda takımın en önemli parçası olmayı bildi.

Duygusal olarak kolay değildi Gökhan’ın yaşadıkları. Bu yüzden sezon başında istenileni veremedi demek pek yanlış olmaz. Ama çivi çiviyi söktü ve Kadıköy’deki maçtan sonra Gökhan’a gerçek manada kavuştuk.

Q7’nin arkasında oynayıp hücum bakımından takıma katkı sağlamak zor. Bu yüzden ciddi bir istatistik yok elimizde Gökhan açısından*. Ama çoğu zaman tek başına o koridoru savunduğunu da unutmamak gerek.

(*Beck sezon genelinde 4 asist ile oynarken, Gökhan 1 asist)

Kaptan: Oğuzhan Özyakup

Feda sezonu gelen çocuk büyüdü ve bu sezon kaptanlık pazubandını layıkıyla taşıdı.

Futbolu dönem dönem eleştirilse de başarılı bir sezon geçirdi demek yanlış olmaz. Sezonu 9 Asist 5 golle tamamlayan Kaptan, hücum bölgesinde en fazla top kazanan futbolcumuz olarak, rakip kalede baskı kurmanızı sağlayan en önemli isim oldu.

Sezon sonuna doğru ortaya koyduğu performansla da şampiyonluğun son dönemecinde takımın en etkili ismi olmayı başardı.

Ayrıca fark ettiğim birkaç detayda Oğuzhan’ın sadece saha içinde değil, saha dışında da kaptanlığın verdiği ağırlığın hakkını vererek bu sezon takım içindeki arkadaşlığın oluşmasına da katkısı olduğunu düşünüyorum.

Ekstra: Tosic, Babel ve Tolgay

Sezon başında Şampiyonlar ligi için liste hazırlanırken dışarda bırakılan isimdi Tosic. Ancak zaman zaman bek pozisyonunda oynamış olsa da bu sezon Marcelo ile sağladığı uyum ile stoper bölgesinin vazgeçilmezi olmayı başardı. Hataları olsa da kabul etmek gerekiyor ki, bu sezon takıma ekstra katkı sağlayan en önemli isim olmayı başardı Tosic.

Ligin ikinci yarısına başlarken kanat opsiyonumuz birden sadece Q7’nin omuzlarına kalmıştı.Ancak giden isimlerin yerine gelen Babel öyle bir katkı sağladı ki, belki de Ernst ve Yusuf ikilisinden sonra en önemli devre arası transferi olmayı başarıp, takımın tabiri caizse eksik parçasını tamamladı. Yarı dönemde 8 gollük katkı sağlayan Babel, ayrıca sosyal medya için yaptığı videolar ile de taraftarın gönlünü kazanmayı bildi.

Bu sezon karşılaştığım en şaşırtıcı istatistik Tolgay ile alakalı. Atiba bu sezon 41 maçta görev alırken Tolgay 43 maçta görev yapmış. Elbette süre bakımından geride kalsa da Şenol Hoca’nın aklındaki ilk alternatif olmayı bilmiş. Tolgay bu sezon hem 10 numara hem de 8 numara pozisyonunda da şans bulurken, sezonun son haftaları dışında pek de kendisinden bekleneni veremedi aslında. Ancak Atiba’nın yokluğunda son haftalardaki performansıyla gelecek için kendisine daha umutlu bakmamızı sağladı.

Ve diğerleri…

Necip: Beşiktaş’ın çocuğu ne zaman görev verilse hep hazırdı. Özellikle Şampiyonlar Liginde şans bulduğu maçlarda iyi iş çıkardı.

Atınç: Geçen sene dışarıda bu sene içerde kutladı şampiyonluğu. Bazı maçlarda gösterdiği başarılı performansla Şenol Hoca’nın elinde daha iyi olabileceğini ispat etti.

Beck: Tam bir profesyonel. Gökhan’ın gerisinde kalmak onu küstürmedi. Sezonu 4 asist 1 gol ile tamamladı.

Mitrovic: Bonservis vs. derken, bu çocukla alakalı asıl problemin takıma adapte olamaması olduğunu Cenk’in verdiği röportajdan anladık. Uyum sorununu atlatırsa, başarılı olması içten bile değil.

İnler: Çok şey bekliyorduk, olmadı.

Ömer: Gol sevinci ile akılda kaldı; Bam Bam Bam!

Son Not;

Unuttuğum isimler, eksik kalmış bilgiler olabilir. Affola…

Yalnız yönetim ve taraftar kısmını bilerek bu yazıya almadım. Yoksa özellikle taraftarın sezonun kırılma anlarında çok olumlu imzası ve dolayısıyla gelen Şampiyonlukta büyük emeği var. Unutmak, görmezden gelmek mümkün değil.

Tekrar ve tekrar Şampiyonluğumuz hayırlı olsun, saygılarımla…

Ufuk Küçükdağlı

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.