İç Saha Fobisi Hortlar mı?

Bu yazıyı yazarken niyetim kötüyü çağırmak değil aksine farkındalık yaratıp tekrar aynı hatalara düşmeyerek kötünün gelmesine engel olmak.”

Evsiz, barksız bir şekilde şampiyon olduk!”

Geçen sezon gelen şampiyonluğu bu şekilde ifade etmişti Ahmet Nur Çebi. Neredeyse tüm maçlarını kendi evimizde oynamadan gelen şampiyonluğu ise bizler “Statsız Tek Şampiyon” övüncüyle kutlamıştık. Peki tüm maçlarımızı deplasmanda oynayarak gelen şampiyonluk sürpriz bir sonuç muydu?

Benim bu soruya cevabım, kocaman bir HAYIR!

İnönü yıkılmadan önceki sezonları hatırlamaya çalışın. İç sahada oynadığımız maçlar neredeyse kabus hâlini almaya başlamıştı. Hatta 2000 yılların başında “iç saha fobisi” kavramını Türk futbol literatürüne biz kazandırmış dâhi olabiliriz. Ama isterseniz şimdi o kadar eskilere gitmeyelim ve İnönü yıkılmadan önceki son 6 sezon istatistiklerine genel olarak bir bakalım.

2007/2008 Sezonu – Beşiktaş Ligi 3.’sü

İç Saha Performansı: 36 Puan ve Lig 5.’si (11G – 3B – 3M) – Lig 2.’si Fb’nin iç saha puanı 44

2008/2009 Sezonu – Beşiktaş Şampiyon

İç Saha Performansı: 39 Puan ve averajla Lig 3.’sü (12G – 3 B – 2M) – Lig 2. Sivas’ın iç saha puanı 42

2009/2010 Sezonu – Beşiktaş Lig 4.’sü

İç Saha Performansı: 35 Puan ve Lig 6.’sı (10G – 5B – 2M) – Lig 1.’si Bursa’nın iç saha puanı 43

2010/2011 Sezonu – Beşiktaş Lig 5.’si

İç Saha Performansı: 29 Puan ve averajla Lig 6.’sı (8G – 5B – 4M) – Lig 1.’si Fb’nin iç saha puanı 45

2011/2012 Sezonu – Beşiktaş Lig 4.’sü

İç Saha Performansı: 33 Puan ve averajla Lig 6.’sı (10G – 3B – 4M) – Lig 2.’si Fb’nin iç saha puanı 45

2012/2103 Sezonu – Beşiktaş Lig 3.’sü

İç Saha Performansı: 31 Puan ile averajla Lig 6.’sı (8G – 7B – 2 M) – Lig 1.’si Gs’nin iç saha puanı 41

Bu tabloyu daha da detaylandırmak mümkün. Ancak bu hâliyle dahi bize yeterince bilgi verebilir:

Bu altı sezon göz önüne alındığında Beşiktaş’ın iç sahada topladğı puan ortalaması sadece 34. Aynı sezonlar içinde en fazla iç saha puanı toplayan kulüplerin ortalaması ise yaklaşık 44. 10 puan gibi bir fark var! Ancak daha da can sıkıcı nokta farklı. Beşiktaş ligi şampiyon olarak bitirdiği sezonda dâhil olmak üzere hiç bir zaman iç saha puanıyla ligi birinci ve hatta ikinci olarak dâhi bitirememiş. Üstelik son 4 sezonda kendini averajla ilk 6’ya zor atmayı başarmış –2010/2011 ve 2012/2013 sezonlarında averajla geçtiğimiz takım sayısı iki –

Yine bu tablodan çıkartılacak son veri ise, her sezon iç saha performansımızın genel performansımıza kıyasla ligi hep daha kötü sırada bitirmiş olması. Yani, iç saha avantajını kullanmak bir yana aksine dezavantaj olarak bize dönüşü olmuş demek pek yanlış bir çıkarım olmaz sanırım!

vodafonearena

Şu halde yazının başına tekrar dönersek, sürekli deplasmanda oynayarak geçirilen başarılı sayılabilecek 2 sezon ve ardından 3. sezonda gelen şampiyonluk bu verilere göre pek şaşırtıcı değil.

Peki İnönü’nün neyi vardı? Zemin mi kötüydü? Hava şartları mı bizim takıma uygun değildi? Neydi yani “iç saha fobisinin” oluşmasındaki neden?

Yoksa bizler miydik?

Ne münasebet!” dediğinizi duyar gibiyim. Zira, şuan bir çoğunuz “eski İnönü şöyleydi”, “kapalı böyleydi”, “taraftar takımı ne ateşlerdi”, “taraftar ne maçlar kazandırdı” falan diyorsunuz. Ve yukarıda da anlaşıldığı üzere, HAKSIZSINIZ! Geçenlerde birisi Kiev maçından sonra twitterda yazmış; “İnönü’deki taraftar Liverpool maçını kazandırdı bize, bir de bugünkü hâle bak!”

Uzun zamandır savunduğum bir görüş var, çok fazla skor odaklı olmaya başladığımıza dair. O gün de eğer takım çıkıp istediği oyunu ortaya koyamayıp, maç başında aksi bir sonuç ortaya çıksaydı, övündüğümüz o tribün olayı gerçekleşmezdi! Ama bu konu şu anki yazının konusu değil. Daha sonra umarım ayrıntılı bakarız.

Demek istediğim şu; elbette İnönü’de hepimizin öyle ya da böyle güzel anıları, bazılarımızın çocukluğu, gençliği geçti. Zaten başlı başına tarihin bir parçası olması İnönü stadının bundan kaynaklanır. Ama sonuç olarak, İnönü hem kulüp açısından – tamamen duygusal – hem de takım açısından miadını doldurmuştu ve yıkılıp aynı lokasyonda yeni bir stat yapılması herkesin kabul ettiği bir gerçekti. Ve biz ne güzel ki bu gerçeğe uzun zaman beklemenin sonucunda ulaştık. Artık İnönü değil Vodafone Arena var ve hem kulüp hem de bizler yeni stadımızın keyfini çıkartmamız gerekiyor!

Peki Vodafone Arena için aynı tehlike var mı? Yani, saha fobisi hortlar mı?

Bu sorunun cevabı ne yazık kı bizde! Taraftar olarak eğer zihniyetimizi değiştirmez ve gücümüzü doğru kanalize etmezsek bu sorunun cevabı EVET olur!

Futbolda ev sahibi olmanın avantajı yapılan araştırmalarla tespit edilmiş bir olgudur (İsteyenler buna ilişkin 2015 yılında süper ligle alakalı yapılan araştırmaya göz atabilirler; (http://www.sstbdergisi.com/dergi/f133514%20SSTB.pdf Sayfa 72). Bu durum; alışkanlık, oyun yapısı (daha fazla hücum), taraftar baskısı gibi çok genel sebeplerle açıklanabilir. Son sebep için daha ayrıntıya indiğimizde ise; taraftarın takımı ateşlemesi (bunun için “güven vermek” çok önemli), taraftarın rakibe deplasmanda olduğunu hatırlatması ve taraftarın hakemi etkilenmesi gibi etkenlerle karşılaşırız.

Yani taraftar olarak bize düşen, bu üç etkenin oluşmasını sağlayacak atmosferi Vodafone Arena’da yaratmaktır. Bunu yapabildiğimiz de ise, iç saha fobisi hortlamayacağı gibi aksine çok uzun yıllardır faydalanamadığımız ev sahibi avantajından da yararlanmış oluruz!

Peki bunu gerçekleştirebilmek için önümüzde aşmamız gereken ya da tekrarlanmasına izin vermemiz gereken hususlar neler?

İlk olarak, yukarıda da değindiğim gibi, İnönü’yle Vodafone Arena’yı karşılaştırmayı bırakmamız gerekiyor! Artık İnönü yok, Vodafone Arena var! Buna göre kendimizi şekillendirmeli ve orada yer alan 41.903 kişiye inanmamız gerekiyor. Yani, önce kendimize güveneceğiz! (Bu konu yeterince yazılıp, çiziliyor! Özellikle @johncelinefante ‘nin yeni yazı dizisini takip etmenizi öneririm!)

Daha sonra ise Hoca’ya ve takıma güveneceğiz!

Burada şu ayrıntıya dikkat çekmek istiyorum; Çok tartışılan Gs taraftarının açtığı pankart! Adamlar daha geçen seneye kadar hiç bir başarısı olmayan, alt yapı hocasına saygılarını gösterdiler ve hem medyada hem de kulüp içinde olası çatlak seslerin önüne geçtiler. Biz de böyle bir pankart açalım demiyorum! Ama Hoca’ya olan saygımızı göstermek adına en azından tercihlerini, eleştiri dozunu aşarak sorgulamayı bırakmamız gerekiyor. Hoca bunu fazlasıyla hak ediyor!

Ayrıca, önce Tolga sonra Olcay olayında olduğu gibi, kendi futbolcumuzu ıslıklıklamaktan vazgeçmemiz gerekiyor! Bu benim önemsediğim en önemli husus! Zira; Oğuzhan’ın, Cenk’in, Tolgay’ın ve hatta Necip’in bunları düşünmediğini ve “ya aynı şey bizimde başımıza gelirse!” tedirginliğini yaşamadığını söyleyebilir miyiz? Bu futbolcular henüz 20’li yaşlarında. Ne yazık ki etkilenmemeleri mümkün değil! Vodafone Arena’ya ayakları titreyerek çıkması gereken rakip takım futbolcularıyken, kendi futbolcularımızı etkileyip, onların ayağını titreterek maça çıkmalarına sebep oluyoruz. Bu durumda sonuç olarak, iç sahada oyuncunun gerçek performasını ortaya koymasına engel oluyor!

O halde; kendimize, Hoca’ya, her bir oyuncumuza ve hatta yönetimimize güven ilk önceliğimiz olmalı! Bu, hem saha içi hem de saha dışı rakiplerimizin bize saygı duymasının birincil koşuludur!

(Yazının fazlaca uzadığının farkındayım. Ancak bu konu gerçekten çok önemli ve daha yazılacak o kadar çok şey var ki! Ama bir yerde bitirmek gerekiyor!)

.

Ufuk Küçükdağlı / @kucukdagli1903

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.