Düşler Sahnesi / Düşlerim Dehşetli Güzel

Masalsı bir zafer gecesini geride bıraktık. Hala heyecanını, endişesini, mutluluğunu ve elbette gururunu iliklerinize kadar hissettiğinizden eminim. Ancak artık “gerçekle” yüzleşme vakti. Önümüze bakmak zorundayız.

Maç başlamadan önce aslında birçoğumuz turun geleceğine inanıyorduk. Bunun en büyük sebebi, ilk maçta alınan skordan ziyade net bir şekilde ortaya çıkan iki takım arasındaki oyun ve oyuncu kalitesi farkıydı. Buna rağmen, özellikle Marcelo’nun olmaması ve buna bağlı olarak Tosic-Mitrovic ikilisinin nasıl bir performans göstereceği kafalarda soru işaretleri yaratmıyor da değildi. Zira bu maça kadar oynadığı tüm Avrupa maçlarında gol yemiş takımımızın rakibin mutlak gol atması gerektiği maçta defansif zafiyet göstermesi en son isteyeceğimiz şey olurdu.

Fakat Beşiktaş’ımız Atina’daki maçın ikinci yarısında bıraktığı yerden maça başlayıp tüm soru işaretlerini boşa çıkardı. Şenol Hoca, önceki Avrupa maçlarındaki dengeli oyun başlangıcının aksine, ilk dakikadan itibaren kendi oyunu oynama planıyla maça başladı. İsteği, arzusu, baskısı yerinde olan takımımızın güzel oyunu, beraberinde iki gol getirdi. Topa da hakim olan taraf biz olunca aslında maç da tur da ilk yarım saat içinde gelmişti.

Sonrasında Olympiakos’un doğal bir refleks göstererek baskı kurması ve golü de bulması biraz da olsa onları oyuna ortak etti. Ancak rakibi hiç bir vakit turu geçebileceklerine inandırmadık. Sadece 10 dakikalık bu bölümde oyunu tamamen rakibe bırakmamız ve hızlı hücum şanslarını da doğru paslarla kullanamamamız 11’e 11 giden maçta tek eksiğimiz gibi göründü.

Tam oyunu tekrar dengelemiştik ki Aboubakar sahneye çıktı. Normal şartlarda, futbolcuların tansiyonu yüksek maçlarda duygularına/hırslarına yenik düşüp bu tarz yanlış hareketlerini bir nebze de olsa anlarım ama dün her şeyin bizim için yolunda gittiği anlarda ve ortada hiçbir gerilim yokken Aboubakar’ın yaptığı bu hareketi anlamak mümkün değil. Hem dün hem de önümüzdeki turda takıma verdiği zarar bir tarafa bu kadar formdayken “kendine yaptığı ihanet” umarım olgunlaşmasına yardımcı olur.

Bu dakikadan sonra sahadaki eksik takımın yapacağı tek şey taraftarımızın maçın başında verdiği mesajı uygulamaktı; “Fight for us”

Ve çocuklar savaştı. Bizim için, tur için, belki de mesajda da belirtildiği gibi final için savaştı.

Önce morallenen ve topa hakim olan rakibe, bir karambol dışında pozisyon vermedik. Defans hattımız dün bu bağlamda güzel bir sınavdan geçti. Adriano-Tosic- Mitrovic ve özellikle Gökhan çok büyük bir özveriyle oynadılar ve hata da yapmadılar.

Sonrasında Necip’in de oyuna girmesiyle önce orta sahada oyunu dengeledik. Kontralarda doğru pas tercihlerini de yapmaya başlayınca Babel ile darbeyi vurup, Talisca-Cenk işbirliğiyle de işi bitirdik. Talisca genel olarak hatalı pas tercihleri yapsa dahi dün pas oyununu denemesi olumluydu. Muhteşem iki asistiyle de bu durumu taçlandırdı.

Aslında tek tek oyunculara övgü dolu sözler yazmaya gerek yok. Görevlerini fazlasıyla yerine getirip bize bu masalsı zafer gecesini yaşattıkları için herbirine ayrı ayrı teşekkür etmek gerekiyor. Ama unutmamak da gerek ki, dün maçın büyük bölümünü eksik oynadığımız için bu zafer bu kadar değerlendi. Yoksa, zaten bu turu her ihtimalde bizim geçmemiz gerekiyordu.

Malumunuz Avrupa Liginin sloganı; “Düşler Sahnesi”

Fakat bizim bu sezon önceliğimiz “düşler” değil “gerçekler”.

Gerçek ise; “Lig Şampiyonluğu” ve bu sayede en kestirme yoldan elde edeceğimiz Şampiyonlar ligi vizesi. Bunun dışında kalan her hedef ikincil durumda. Zaten maçtan sonra Şenol Hoca da bunu açık bir şekilde dile getirdi.

Ama kabul etmek gerekiyor ki, hem Şenol Hoca hem eksiklerine rağmen öğrencileri ve hem de ligdeki mevcut durum bize düş kurdurmak için gerekli ortamı sağlıyor.

Özellikle önümüzdeki zorlu Antalya maçını kazanıp, milli ara öncesi ligde pozisyonumuzu netleştirir ve eksiklerimizi de tamamlayabilirsek, Nisan ayı içerisinde bir tur için daha “neden olmasın” diyebiliriz.

Ben bu yazıyı yazdıktan sonra çeyrek finaldeki rakibimiz de belli oldu; O. Lyon .

Evet, birçoğumuzun gelmesin listesinin en başında olan Lyon ile eşleşmek her şeyden önce bir kura şansızlığıdır. Hızlı ve yüksek tempoyla oynayan, genç bir takım Lyon. Özellikle iç saha performansı çok üst düzeyde. Zaten bizim gibi Şampiyonlar Ligi kökenliler ve son turda Roma gibi güçlü bir takımı eleyip bizim rakibimiz olmayı başardılar.

Ancak her takım gibi onların da zaafları var elbette. Bunu Nisan ayı fikstüründe detaylı bir şekilde ortaya koymaya çalışırız. Ancak hemen belirteyim, çok da enseyi karartmamak gerekiyor. Biz bu takımın bir tık daha iyisini deplasmanda yenmeyi başardık. Ve şayet bu turu geçersek daha zorlu Mayıs ayı fikstürü içerisinde Lyon’a göre kolay bir rakip ile karşılaşma ihtimalimiz daha yüksek. O zaman yolumuz daha da açık olacak.

Yeter ki isteyelim ve inanalım. Ve her şeyden önce Şenol Hoca’ya güvenelim.

Sonuç olarak; asıl hedefimiz olan ligde emin adımlarla yürüdüğümüz her vakit düşler sahnesindeki hedeflerimiz de daha da büyüyecek.

Ve şimdilik görünen o ki; “Düşlerimiz de dehşetli güzel!”

Saygılarımla…

.

Ufuk Küçükdağlı

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.