Bir Forma Bir Hikaye

Cem Fante’nin taraftar sayıları üzerine yazdığı yazıyı okuduğumda şaşırdım. Biz gerçekten bu kadar çok muyuz?

1993 yılı olması lazım. Memlekete ilk defa perakende spor mağazası açılmış. Çocukluk arkadaşımla duyduk ki, adamlar takım forması dikiyorlar. Gittik fiyat aldık. Tabii henüz 8 yaşındayız. Bizim öyle bir paraya sahip olmamız mümkün değil. Babalar da o parayı çıkartıp kolay kolay vermez. Önümüz bayram, belki yaramıza merhem olabilir. Bekliyoruz, bekliyoruz… Bayrama az bir süre kala artık dayanmaya gücümüz kalmadı sanırım ki, bayram harçlıklarımızı kendilerine vermek şartıyla, babalarımıza konuyu açıyoruz. Arkadaşın da benim de argümanlar hazır: “Onun babası tamam demiş!”

Her ikisi de sonuç olarak ikna oldu ve biz forma siparişlerini verdik. O dönem Feyyaz var! Feyyaz olmak istiyorum ben “7 numara”… Arkadaş gs’li! Hangi futbolcusu ise artık 9 numaralı forma istiyor…

Zamanı geldiğinde biz iki kafadar, formaları almaya koşarak gidiyoruz. Ne hayaller, ne hayaller… Televizyonda izlediğimiz, gönül verdiğimiz takımın ve futbolcuların formasını biz de giyip mahallede maç yapacağız! Neyse girdik içeri, adam formaları çıkarttı.. Hayda, formalar hiç hayal ettiğimiz gibi değil..

Dümdüz çubuklu formalar. Amblem yok! Sponsor yok! Arkada sadece numaralar var ama onlar da yanlış! Benim forma 9 numara, arkadaşın kl 7! Gerçi sonradan anladık ki, bu daha bir şey değil. Adam forma yapıyorum ayağına bize bayağı bayağı entari dikmiş! Forma o kadar büyük ki, ayaklarıma kadar geliyor…

Ben bir şekilde bu siyah-beyaz çubuklu formayla maçlar yaptım mahallede, Beşiktaş maçlarını izledim/dinledim… Ve 9 numara olmasına da sonradan sonraya baya sevindim. Zira, 7 numaralı forma çok kısa süre sonra yetim kalacaktı!

Aradan üç yıl geçti.. İlkokul bitiyor ve bu sebepten yıl sonu müsameresi düzenleniyor. Konuyu falan hatırlamıyorum. Benim görevim belli; kızılderiliyim(!) Bu arada üç büyük takım formasıyla da çıkılacakmış sahneye ama Beşiktaş forması bulunamamış. Okulun nadir Beşiktalılarından biri olarak bana soruyorlar, forman var mı diye. “Evet var ama..!” “Getirebilir misin?” Ben giyip çıkayım diyorum ama kabul etmiyorlar. Olsun! Getirip, teslim ediyorum formayı! Müsamere günü bizim küçük futbolcular sahneye çıkıyor. Renklilerin formalar kaliteli belli.. Hatta belki de orijinal.. Amblem var üzerlerinde, sponsor var..

Benim forma ise, malum!..

Ben o karmaşada, o formayı kaybettim. Tekrar elime geçmedi!

Ama o gün, ülkenin küçük bir şehrinin tek tiyatro salonunda o forma sayesinde Beşiktaş temsil edildi…”

gallery_3270_12_3486

İşte bu benim ilk Beşiktaş formamın hikayesi… Bir çocuğun sevinçlerini, hayal kırıklarını bir tarafa bırakırsak, bu hikaye içinde çok önemli bir hususu barındırıyor…

Biz Beşiktaşlılar hep azdık..

Hele de benim gibi küçük bir şehirde doğup, büyümüşseniz!

İlkokul, ortaokul, lise. mahalle.. Hiç farketmez! Sınıfın bir belki iki Beşiktaşlısından biri.. Mahalle futbol takımının tek Beşiktaşlısı..

Bu yüzden olsa gerek, ben hep “Beşiktaşlı” sıfatıyla büyüdüm.. Beşiktaşla bütünleştim, özdeşleştirildim…

Bizim fanatikliğimizin, takımımıza bağlılığımızın tek sebebi bu mudur bilemem ama tek başına büyük bir etken olduğuna eminim..

Düşünsenize, her ortamda hep sizden fazlasıyla uğraşmak zorunda kalıyorsunuz.. Her Pazartesi uğraş babam uğraş.. İyimser bir rakamla; Bir Beşiktaşlıya beş renkli…

Boşuna değil yani; 50.000 kapasitelik statlardan değil de 30.000 kişilik Mabet’ten desibel rekoru çıkması.. “Başın öne eğilmesin, aldırma Kartal aldırma…” diye haykırıp, kazanınca sevgimizin yenilince sadakatimizin artması…

Çünkü onlar çoğaldıkça biz büyüdük… Onlar üstümüze geldikçe, biz Beşiktaş’a daha sıkı sarıldık… Gelen her başarısızlığa “eyvallah” çekip, “Beşiktaşım hayat sensin!” dedikçe, çıldırdılar, sustular…

O günlerde benim bildiğim şartlar bu şekildeydi… Savaş veren bir/iki Beşiktaşlı hep vardı.. Beşiktaş’ı temsil edecek en az bir forma öyle ya da böyle bulunuyordu… İşin özü;

Azdık ama bir şekilde yetiyorduk!”

Bugün ise işler biraz daha farklı..

Çünkü artık eski Beşiktaş yok… Onlar da eski onlar değil…

Beşiktaş hiç tahmin etmedikleri kadar güçleniyor… Onlar ise hiç tahmin etmeyecekleri kadar batıyorlar…

Düne nazaran birlik olup daha da fazla saldırmaları bundan…

Bu yüzden;

Bugün daha çok muyuz bilmiyorum…

Ama Beşiktaş’a daha çok sarılmamız gerektiğini biliyorum…

En azından gücümüzü tam olarak tesis edene kadar iç problemlerimizi/çekişmelerimizi bir tarafa bırakmamız gerektiğini biliyorum…

Kendi hocamıza, oyuncularımıza bir söz söylerken iki defa düşünmemiz gerektiğini biliyorum..

Biz Beşiktaşlıların birbirimize daha sıkı kenetlenmemiz gerektiğini biliyorum…

Ve en çok da SEN yoksan hep bir kişi eksik olacağımızı biliyorum…

.

Ufuk Küçükdağlı / @kucukdagli1903

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.