Tribün

Bu konuyu tekrar tekrar yazmak zorunda kalıyoruz, çünkü yuvamızda her maçtan sonra bu tribün işi gündeme, özellikle mağlubiyetlerden sonra daha da büyüyerek geliyor. Özellikle deplasman tribününün dolduğu maçlardan sonra daha çok. Tam da ”toplantıya” karar verilmiş iken ben de bir-iki kelam etmek istedim..

Sorularımız şunlar: Tribünün sahaya etkisi gerçekten düşündüğümüz kadar mı? Taraftar, her zaman Liverpool maçı etkisi yapar mı? Tribün muhteşem olsa Tosiç tuzağa düşmeyecek mi idi? Yıllarca ”tribünde asla” demiş, bununla ayakta kalmış bize, ”bu kadarı” yetecek mi? Rakiplerin boş statları, bizden fersah fersah her yönden eksik tribünleri ortada iken, biz neden hala ”nerede bu eski tribün” diyoruz? Dürüm yiyen arkadaşın, ”bunlar uyuyor kardeşim” diye ortalıkta gezen fotoğrafların sebebi nedir? 15 saat otobüsle yol gelmiş, maçtan evvel yarım saat kestireyim diyen adama bu neden reva görülüyor? Ya da bu bilinmiyor mu? Konya maçında ”şahane” olan tribün, bir maç sonra neden susuyor? Hepsine tek tek bakalım ;

1.Koordinasyon, Uyum, Mimari 

Çok zor şartlarda, şehrin ortasına yapılan bu muhteşem stat yükselir iken, taraftar bütünlüğünü ve alt üst koordinasyonunu düşünmek mümkün olmuş mudur? Sanmıyorum. Doğal olarak, bu kadar ince düşünecek ne alan, ne zaman, ne de maddi şartlar olmadığı da zaten ortada. Peki bunun tribüne etkisi mevcut şartlarda ne oldu bakalım;

-Alt Üst Tribünler: Yeni açık alttan kombine almış 12 kişi olarak biz, pazar günü üst tribünden gelen ”karşılıklı” tezahüratı ancak 3. kez ve en yüksek ses ile geldiğinde fark ettik. Daha önceki maçlarda da yaşanan durumun aynısı bu. Bu mimaride üst tribünü görmeyenler olarak, ancak ses bize ulaştığında cevap verebiliyoruz, koordinasyon sağlanması da kolay olmuyor. Hevesler kaçıyor, uyum beğenilmiyor.

Çare: Altın Üstü görmediği bu mimaride Açık Amigomuz Mustafa Beye bir telsiz verip, alta da bir grup yerleştirmek gibi garip bir iş yapılamayacağına göre, şimdilik böyle idare edilecek. Göründüğünden daha can sıkıcı olsa da, vaziyet bu.

-Tribünü Yönlendiren Tribün: Bizde yazılı olmayan kurallar vardır. Bunlar da seneler içinde ilmek ilmek oluşmuştur. Eski İnönü’de, hep yazdığım;  kapalıda kemik 5000 ”gerçek tribüncü”, artı diğer tribünlerde  10.000 ”tribünü bilen” taraftar ve bunları idare eden sette iki ya da üç, yamacında 10 kişilik, kutuda ise bu işe kafa patlatmış, anında beste yapabilen 50-100 kişi ile, kısaca anlatabileceğim eski düzen artık yok. Olması da zaten mümkün değil. Ne mimari buna izin verir, ne de dünyanın her yerinden gelen ”yeni profil” 20.000 kişi.

Bakın bunu özlüyoruz ancak, artık sadece anılarda kaldığını kabul etmemiz lazım. Artık, yeni bir düzen ve yeni gelen dostlar var. Hepsinden de eski ”tribüncülüğü” beklemek sadece hayal… Mevcut mimaride ”eski kapalı” performansı alınamadı, alınamaz. Bu tribünün şimdiki yerinden ne orada olanlar memnun ne de biz ”bize ulaşan” sesten memnunuz.

Yine mimari olarak, kuvvetli bir şekilde başlamayan tezahüratın yeni açığa ulaşması sıkıntı. Hele ki ”büyük maçlarda” oraya yüksek miktarda para vermiş, artı sadece senede bir kere de olsa, hem büyük maç seyrederim hem de stadı görürüm deyip, cebine kombine koymuş taraftardan ”tribüncü” performansı almak mümkün değil! Kapalı altın, Numaralı alt ile birlikte ”en boş” koltuklara sahip olmasının sebebi de bu. Kombinesi var ama geldiği maç sayısı az. Devir de olmayınca o koltuklar hep boş!

Çare: Sanırım artık kapalıdaki ısrardan vazgeçilip, en azından doğru yol bulana kadar ”yeni açık alt” başta olmak üzere, eski açık bile değerlendirilmeli. Bakın modern statlarda ”setin” en büyük açık tribünde, en alt katta olmasının bir sebebi var! Bu statlarda koordineyi sağlayacak yekpare ve ”tek ses” yerler burası çünkü. Yanlışta ısrar etmeye devam etmeden, buraları denemeli arkadaşlarımız.

Deplasman Tribünü: Maalesef mimarideki en büyük hatamız!! Yukarıdan devam eder isek, dünyanın çoğu stadında, en büyük kapasiteli anahtar tribüne, deplasman seyircisi alınmaz!!! O tribünün dikkatinin dağılmasına, sürekli çıkacak yekpare sesin, dibindeki ses ile bölünmesine izin verilmez!! Hele ki burası ”yayıncıya ayrılmış yerlere, onların ses alıcılarına” en yakın yer olamaz!!

Çare: Stat yapılır iken eski açığa verilecek bu bölge, güvenlik-giriş ve localar sebebi ile buraya verilmiş ancak, her maç TV’den gelen ses ile ”yahu en çok onların sesi çıktı” geyiğini de maruz kalmak artık kabak tadı verdi. Yeni açıkta, buradan gelen küfürlere, atılan torpillere, sıcak kahve bardaklarına verilen tepki ile en çok ceza alan tribün!!! Eski açık altta, numaralı tarafı bu tribün için denenmelidir. Yoksa her büyük maçtan sonra, bunu konuşmaya mahkumuz!!

2.Diğer etkenler

Yeni Profil Taraftar: ”Elinde kamera ile bütün maçı çekti”, ”Dürüm yiyor”, ”Ahanda bunlar uyumuş” bütün hafta bunlar konuşuldu. Yukarıda da belirttiğim gibi, bilimsel olarak kanıtlanmış, yeni statlara gelecek artı 15.000 kişi ve yeni nesilden kardeşlerimiz, dünyanın her yerinden stadı görmek için ilk defa buraya gelmiş, koltuklara büyük paralar veren, yanında olması gerektiği gibi çoluğunu, çocuğunu alıp getiren yeni taraftarlarımız var doğal olarak.

Teknolojiyi abartanları ayrı yere koyarak, artık hayatımızın büyük bölümünü kaplayan telefonlar ve bizim de var olduğumuz twitter alemi de ortada iken, ”çekme kardeşim” demek gerçekçi değil. Hele ki bunu çeken adamların görüntülerinden maç sonunda ”bakın nasıl penaltı atlanmış,tribün çekimi” diye faydalanır iken! Teknoloji çağında, devre arasında, aman twitter da ne yazmışlar diye bakmayan kaldı mı? Bu gerçekleri kabul edelim.

Artık tribüne ”bu bizim görevimiz,avazımız çıktığı kadar bağıralım” diye gelmeyen, sadece takımın güzel oyununa eşlik etmeye gelen bir dolu taraftarımız var. ”Başarının” ve yeni stadın bize getirdiği, bize maddi olarak dönen, artı profil bu. Her şartta stada giden biz ve bizim gibilerin dışında, bu yeni taraftara da ihtiyacımız  var. 41.903 kişiyi oraya çekmenin de onları eski kültürün bir parçası yapmak da, tenkit etmeden, ayıplamadan bizim görevimiz! Bunlar bağırmıyor kardeşim demek değil!

Çare: Sezon maçlarında tutturduğumuz aşağı yukarı 29.000 ortalama ile (kombinesi olsa dahi gelmeyenler dahil) büyük maçlarda neden böyle oluyor’un cevabı da bu. Bütün senesini buna göre ayarlayıp, o maçta ”başarı” görmek isteyen ve negatif durumda ” maçtan kopan” yeni taraftara önce alışmak, onları kabullenmek, sonra ise tribüncülüğü, her şartta yine oraya gelmeyi, kulübün de yapması gerekenler ile onlara da seyirci değil taraftar olmayı öğretmek zorundayız! Ayıplamadan, kızmadan.

Adam aç ise dürümünü yer. 18 saat otobüsle yol gelmiş adam da isterse maçtan önce kestirir. Bunlara değil, genel görüntüye bakmaya devam edelim, stadın her şartta nasıl doldurulacağına kafa patlatmaya bakalım. Teknolojinin, insan iletişiminin her zerresinden faydalanarak!

İçiyorlar: Eskiler bilir, ”zaten hep içiyorlardı”. Kendimde ara ara artık gelenek gibi olmuş bu ritüele ayak uydururum. Ancak, maçlarda otokontrolü kaybetmeyi sevmem. Açık bir zihinle ”neler oluyor” diye bakmayı severim. Koca koca adamlara da bunun dozajını söylemek haddim değil ama bunun dünyanın her yerinde büyük oranda böyle olduğunu, maçlarda bira içmenin de bir gelenek olduğunu bu işe biraz ilgisi olanlar bilir.

Çare: Tekrar ediyorum, haddime değil ve kibarca bunun ana etken olmadığını düşündüğümü söyleyerek, sadece biraz daha dikkat ve özen diyorum. Etrafı rahatsız etmeden, daha dinç bir şekilde maçlara gelmekten de zarar gelmez!

Tribünün maçlara etkisi: Söz konusu olan Beşiktaş tribünü ise bunun etkisi göz ardı edilemez. Uğur Meleke’nin dediği gibi; ”Onca maç seyrettim, onca stat gezdim, sadece bir maç gördüm tribünün maçı aldığını. Beşiktaş-Liverpool maçı”. Böyle sihirli günler her zaman yaşanmaz. O maçta eski açıkta olan biri olarak, o günü unutmam mümkün olmasa da her maçta takım sahada oynamadan, tribün maçı alamaz. Yeni modern statlarda ise top rakipte iken ıslık, maalesef ki daha geçer akçedir. Rakip sahada tekme yağdırır iken, ”Kartal gol gol gol” tezahüratı da pek etkin olmaz!! Bunu en iyi süzecek tribün liderleri bizde mevcuttur ancak oluşmayan koordinasyon ile arada kaynamaktadır.

Çare: Yeni stada uygun, nerede ne zaman yapılmasını bilecek kitlelerin bir anda oturmasını beklemek hayalciliktir. Gelecek başarı ile dolu tribünlerin, yukarıdaki şartların doğru olarak halledilmesi halinde zaten her şey yerli yerine oturacaktır. Kaybedilen maçların bütün yükünü taraftara bağlamakta yanlış oğlu yanlıştır. Her ne olur ise olsun, takım oynar,tribün coşar. Bunların ikisi ayrılmaz bir bütündür.

Biraz uzun ama faydalıda oldu sanırım. Lütfen birbirimizi suçlamadan, nasıl daha iyisini yaparız diye kafa patlatmaya devam edelim. Olmuyor denilen şu halimiz ile bile rakiplere hem sayıca, hem tribün olarak nasıl fark attığımız unutulmasın! Senelerce bizi hayran hayran seyredip, ilham alanlar, ”şu tribünü bizde görelim” deyip maçlarımıza gelenleri hatırlayın. Hala tezahüratlarımızı, özlü sözlerimizi çalanları, hala ve hala, 20 senede belki ”bir tane” vasat beste yapabilenleri hiç unutmayın. En kötü halimiz bu ise vah ki vah hallerine!!!

 

Cem Göncü

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.