Sebep ve Sonuç – 20 Yıllık Hakem ve Futbol Düzeni

Sebep Sonuç İlişkisi; Bir iş, oluş ve hareketin hangi gerekçeyle veya hangi nedenden dolayı yapıldığını anlatan cümlelerdir. Neden – sonuç cümlelerinde önce olay meydana gelir ve meydana gelen bu olay bir çok başka olayın sebebidir. Yani bir olay olmadan başka olaylar meydana gelmez. Bu tür cümlelerde yükleme “niçin, neden, hangi sebeple, hangi nedenle” soruları sorulur. Cevap alabiliyorsak bu cümleler neden sonuç cümleleridir.

Artık yeni müfredattan çok çok uzak olsam da, 2-3 ve 4. sınıflara sebep ve sonuç ilişkisinin anlatıldığını biliyorum. Beşiktaş ve futbol ile ne alakası var dediğinizi de duyar gibiyim. Pazartesi oynanan maça bakalım. Maç 3-0 ve hakem için ”çok rahat” denilebilecek düzeyde. Şansız pozisyonlar yok, her pozisyonda hakeme hücum eden oyuncular yok, kendini sürekli yere atıp rakibinin emeğini çalma girişimi yok. Fakat o da ne, Fabri topu alabileceği en temiz şekilde kurtarıyor ve 35 yaşında tff nezdinde ”umut vaat eden” hakemimiz penaltı noktasına yürüyor.

Bu kadar rahat giden bir maçta, futbolu bilmeyen 70 yaşındaki Fadime Teyze’ye az biraz kural kitabı anlatılsa, bu karara itiraz eder sanırım. Peki bu hakemin kafasına, zihnine, beynine ”Bunu çal,çalmazsan, seni yerler!” komutunu veren sinirsel uçlarının ”sebebi” nedir?

Bu sebep sadece; ”Hakemler formsuz, kötü!” demekle açıklanabilir mi? Ortada ”1 oy” ile başkanlığa seçildikten sonra 20 yıllık tecrübe ile medya ilişkilerini güçlendirmiş, ”Bu işin sahada bitmediğini öğrendim!” demiş bir başkan ve köklerinde 14 yıllık özlemi “Her türlü ama her türlü!” oyunlarla bitirmiş, devamında da bu lobinin ne kadar ”Faydalı” olduğu öğrenmiş, en çok şampiyonluk sayısına sahip iki camia ve bunlar tarafından ”Bu seferde kötü çocuk sen ol!” diye görev verilmiş,ağzından zehir saçan yöneticiler varken hem de. Bu aralar medya tarafından ”Çok faydalı şeylere değindiler bakın, altyapı, borç vb.” tarzı algı ile başarısızlıklarını komple hakemlere yüklemek ve bu baskı ile yarışta kalma amacı güden yöneticiler ve başkanları. Sonuç; 9000 ortalama ile artık bunu yemeyen tribünler!

Oyunun kendisini ve sağlığını düşünüyor denilen yöneticilerin 20 yıldır demeçlerine bakalım;

-Bir Başkanın tv’ye yansıyan ve ağzından çıkanlar: “Beşiktaş’ın arkası boş…”

-Yine aynı başkan; ”Haluk Ulusoy istifa etmeli. Futbolun kurtuluşu budur. Hakemler bizi doğruyor…”

-Aynı başkandan devam: ”Aydınlar istifa etmeli…”

-Aynı  başkan Seri 4: “Şenes Bey bu ülkeye ne verdi? Acil istifa etmeli. Suçlu Şenes Erzik’tir…”

-Seri 5: ”Levent Bıçakçı Galatasaraylıdır. Hakemler hakkında duyumlar alıyoruz!”

-Rahmetli Hasan Doğan federasyonu zamanında: “İçeride güç mücadeleleri olduğunu duyuyoruz. 6 haftada yapılan hataları siz biliyorsunuz. 1-2 kulüp korunuyor ama diğerlerinin hepsine hatalar yapılıyor.”

-Mahmut Özgener demeci: “Kişisel hırs ve egoları için hegemonya kurmaya çalışanlara karşı bir tepki olarak istifa ediyorum.”

-Yıldırım Demirören döneminden bir demeç: ‘‘Bazı kulüplerden alacaklı olanlar nasıl başkanlık yapıyorlar? Türkiye de hakem terörü vardır. Hakkımız yeniyor!”

Kronolojik olarak görüldüğü üzere gelmiş geçmiş bütün Tff başkanlarından memnun olmayan, kendi delege üstünlüğü ile kendi seçtirdiği başkanları bile ”düşman” ilan eden demeçler zinciri. Yanlış anlaşılmasın, bu dönemlerdeki şampiyonluk sayılarında da bu iki kulüp Beşiktaş’tan üstün durumda. ”Beşiktaşlı” dedikleri Demirören döneminde açık ara hem de. Kısaca Fadime Teyzenin de anlayacağı sonuç; bu işin medyanın göstermeye çalıştığı gibi, oyunun akl-ı selimi ile zerre alakası yoktur! Bunların özetle asıl sebebi Alper Ulusoy’un o penaltıyı çalmasını sağlamak, yarışın içinde ”öyle yada böyle” kalmaktır. 20 senenin kısa özeti yani; ”Kazan da nasıl kazanırsan, kazan!”

Pazar gününü hatırlayın, taca giden pozisyonlarda bile 6 kişi ile hakeme çullanan oyuncuları gözünüzün önüne getirin. Sonrada Abdullah Avcı’nın demeçlerini; ”Özür dileriz. Kaos ortamında sinirlerimize hakim olamadık!”

Peki, o pazar günü toplam 41 faul ve 10 sarıdan doğru bir oyun ya da güzel futbol çıkması mümkün müdür? Bunun oyunun sağlığı ve Türk futbolunun kurtuluşu ile alakası olabilir mi sizce? Yine içeride, Adana maçında; toplam 34 faul! İçeride Beşiktaş maçı; toplam 42 faul! Gs maçı; toplam 40 faul ! 4 maçta toplam 157 faul. Bu demeçlerin sonucu 157 faul ve bomboş tribünler! Sebep ve sonuç ilişkisine en güzel örnek!!

Yetti mi? Yetmedi maalesef. Bundan daha rezili olmaz derken, oyunun kung-fu’ya dönmesinin ve kendi boş tribününün sorumluları ”Böyle lig bitmez,ara verilsin!” gibi artık en aciz ve en rezil şekillerini göstermeye yeltendiler. Sahasına adam sokulmuş, penaltı noktası kazılmış, rakip takım kaptanı tarafından “f.off’lara” boğulmuş, alenen hocası kameralar önünde ”burası İstanbul” diyerek tehdit edilmiş, sahasında 5 kırmızı ile maçtan men edilmiş kulübün önünü, ”delinmedik” bir kulağının arkası kalmış camiayı, ne yapsak da önlerini kessek diyerek ”ara verilsin” söylemleri ile ”daha aşağılığı da var be kardeşim!” dedirttiler bize…

Sebep ve sonucu ne olursa olsun, tarih kitapları bu günleri yazarken, sadece ve sadece kazanmayı düşünen, bu yolda ekmek yediği oyunu yerle yeksan etmekten çekinmeyenleri, insanları manipüle etmeyi, kazanmanın ilk şartı olarak görenleri ve onların ”gözü kapalı” destekçilerini yazacaktır. Bu günlerde bize düşen ise, bu oyunun ipliğini pazara çıkarmak için var gücümüzle takımımıza destek olmak, her ayrıntıyı incik cincik ederek sanal alemden duyurmaktır.

Sonuç;  İyiler her zaman kazanamasa da artık aldatılmaya, haklarının yenmesine müsaade etmeyecektir sevgili kardeşlerim..

 

Cem Göncü / @cemgonc

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.