Şampiyona Nasıl Başladı?

Grup maçlarında bir tur atıldıktan sonra aklımızda ne kaldı, seneye yazın ” hatırladın mı, ne goldü be” diyeceğimiz yada ”ulan ne hayal kırıklığı be ” denilebilecek neler var, erken olsa da bakalım istedim. Ne de olsa devir ” konuş, tüket” devri. Biz yazalım ki, 3 sene sonrada açıp yad edebilelim. Buyurun;

Kahramanlar 

PAYET

Fransa’nın açılıştaki güdük ve kitlenmiş oyununda aradan sıyrılan ve füzeyi kaleye yollayıp galibiyeti horozlara getiren Payet’i en başa yazacağımı herkes tahmin etmiştir ancak, bugün hala onun konuşulmasının sebebi, şahane çabası ya da füzesi değil, golden sonraki gözyaşları.

”Tribünler adımı bağırınca duygulandım” dedi Payet, gayet normal ve insani bir ses tonu ile. Sanırım anormal olan bu adamlar ile aramıza çekilen iletişim yasakları ve oyuncuların sürekli ”gladyatör” ve ”makine” muamelesi görmesi zaten. Özellikle Türkiye’deki kirli ve ”ısmarlama” kalemşörler ve ortam, bizi de acımasız ve ”oyunu kuralına göre” izlemeye itse de, aklımıza kalacak olan yine Payet’in gözyaşları işte. Her zaman önemli olan ”top ve insan” çünkü. Yöneticiler ve para” değil her zaman.

 

BALE 

Britanya seyircisi saha dışında her ne kadar ”bela” olsa da, saha içinde onlardan vazgeçmek mümkün değil. Galler, İki İrlanda ve İngiltere tribünleri yine ağzına kadar dolu. UEFA ”atarım” diye tehdit etse de, özellikle lig bütçesi mevcudun yarısından fazlasını kaplayan İngiltere’yi atmak her babayiğidin harcı değil. Bale de küçük ülkesine şahane bir golle merhaba deyip, selamı çaktı işte. Her turnuvanın bir ”golcüsü” vardır. Bakalım devamını getirebilecek mi?

 

İZLANDA, MACARİSTAN ve GRİ EŞOFMAN ALTI OLAN ADAM 

İzlanda’yı yazmamın sebebi hepimizin unutmuş olduğu o ”küçük mutluluklar” kısmı. Dün Portekiz’den çaldıkları 1 puandan sonra öyle güzel sevindiler ki mucize yaratıp şampiyon olsalar ne yaparlar bilemiyorum. Aynı Şenol Hocamız gibi, kalpten ve içten sevindi tribünleri. Gözlerindeki ışıltıyı görmek muazzamdı. İlk turdan veda dahi etseler, takımlarını avuçları patlayıncaya kadar alkışlayacaklar belli ki.

Gabor Kiraly. Sen hem turnuvalarda ki en yaşlı unvanını üzerine al, (40 buçuk yaş) hem de 1996 da Haladas diye bir takımda oynar iken giydiğin, küme düşmekten kurtardığın, ondan sonra hiçbir önemli maçta çıkarmadığın, çoğumuzun yatar iken giydiği geleneksel ”gri eşofman” ile maça çık, üstüne totemin yine tutsun, ülkeni sevince boğ. Seni de en başa yazdık KIRALY. Hem de büyük harfler ile. Macar seyircisi ve onca beklentisiz oyuncunun hırsı da görmeye değerdi. Umarım gruptan çıkarlar.

 

SRNA ve MODRİÇ 

Devamı gelir mi bilmem ama o yaşta bizim kanadı otoban yapması bir yana, bu yaşına kadar da ben kendini tamamı ile vermediği bir maç hatırlamıyorum. Beşiktaşımıza gelmesi mümkün gözükmüyor ama keşke gelse de pazubandı direkt teslim etsek kendisine.

Hep hayalim idi. Özellikle Biliç gelince ”Modriç sakatlansa perte çıksa da bize gelse” diye çok dualar etmişimdir. Bizim maçta ”olgunluk çağında” olduğunu, bütün sahayı bize dar ederek ispatladı. En güzeli Srna-Modriç el ele hep  beraber Beşiktaş’a olsun, gönüller bir olsun, bitsin be kardeşim.

 

HADDİNİ BİLMEK ve İTALYA

Buffon’un şampiyon olmuş gibi kale direklerinde sallanması ve bütün takımın muazzam hırsı, ardından kaptandan tarihi cümleler ; ”Haddimizi bilerek oynadık. Başımızda da bunun ustası Conte vardı” Kadrosu bu sefer zayıf, oyuncuları da bu sefer yakışıklı değil diyenlere ders verdi gök maviler. Wilmots’un Conte ile başa çıkması mümkün değildi zaten. Taş gibi savunmaya hızını kullanacağına, Lukaku ve Fellaini ile boğuşmaya kalktı. Sonuç normal. Haddini bilmek kelimeleri bazılarına ders olsun. Ego ve kendini olduğundan fazla görmenin yarar sağlamayacağı ortada. (Bu arada Pelle çok iyi adam!)

 

Her maç ”alt” mı bitecek?

En iyi üçüncü işi çıktıktan, takım sayıları arttıktan sonra, her golün öneminin artacağı malumdu ama kimse bu kadar ”tek” gol beklemiyordu sanırım. Ben kendimce memnunum. Mücadele ve istek her takımda mevcut (bizim takım hariç). Herkes iyi hazırlanıp gelmiş ve herkes rakibin zayıf yanlarına iyi çalışmış (biz hariç)i Platinin kazandırdığı tek güzellik bu oldu sanırım. Çok takım var ama,renk kattıkları kesin. Aynen devam.

 

HAYAL KIRIKLIKLARI  

Tek kalemde yazalım hepsini  Dünden Portekiz mesela. Sen Ronaldo’yu forvete koy (nihayet doğruyu bul) ama yine kazanama. Daha kompakt olmalı, daha çok istemeliler. Olmadı. İngilizlere diyecek lafım kalmadı zaten. Onca hız, iyi kadro, taraftar arkanda ama takımın başında alakasız bir hoca. Hiç olmadı. Belçika’ya da aynısını yazmak mümkün. Bunca ümit vaat eden kadro ve yetenek elinde ama bunlardan Şampiyon takım çıkaracak hocan var mı, şimdilik bakınca yok gibi duruyor. Fransa da iyi başlamadı. Kağıt üzerinde muazzam orta sahası olan takım onlar ama uyumsuzlar.Ufak dokunuşlar şart. Türkiyeyi yazmaya gerek bile duymuyorum. Herşey ortada zaten. Turnuvanın en kötü ve en hazırlıksız takımı takımımız.

 

YAYINCI KURULUŞLAR

Yayıncı kuruluşlar dan TRT ilk tercihimiz idi ancak Yalçın Çetin dışında spikerler yine iyi değil. Maç sonrası röportaj kısmını yine boş geçince TRT’miz, Lig TV buradan farkı açtı zaten. Bir de milli maçta TRT’de Oğuz Çetin’i görünce direkt Lig TV’yi açtım ne yalan söyleyeyim.

Bazı eski oyuncular hiç yorumculuk yapmamalı. Konuşmak ve anında yorumlamak ayrı bir sanat. Kendini geliştirmek, gündemi takip etmek, çok maç seyretmek olmazsa olmaz! Lig TV’de ise spikerlerden en kötüsü Melih Şendil. Fazla özgüven herkese zarar. Ben en iyi anlatırım tavrı ile maç anlatması artık kabak tadı verdi. Tonu da hep aynı maalesef. Tivibu’da Ali Ece ve Uğur Meleke olduğu zaman tadından yenmiyor ama Ali Ece sular seller gibi bilgilerini bazen susarak kullanma yoluna gitmeli. Herkesi ezip sadece kendinin konuşması programa zarar veriyor.

Seyretmeye devam.Umarım daha çok gol ve sürprizler görürüz. Sağlıcakla kalın.

 

Cem Göncü / @cemgonc

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.