Hep Yalnız Ama…

Türkiye’de oynanmış ”derbi” maçından sonra hakem tartışması olması, özellikle Kadıköy deplasmanından sonra hakem kararlarının ev sahibi lehine konuşulması, memlekette artık olağan. Dağıtılan 3 dakikalık özetlerde, aşil tendonuna basma, enseye yumruk pozisyonlarının olmaması gelenekten artık, alıştık. Peki, sezonun en önemli Avrupa maçına çıkan Türk takımının, Belçika ile puan yarıştırdığın bir dönemde, maç günü medyada rakip başkanın sistematik olarak 15 senedir savurduğu ”tehditlerin” konuşulması, federasyona yaptığı giderlerin mevzu edilmesi, aynı gün maça çıkacak Türk takımının stoperinin, tek taraflı olarak neden kırmızı görmediğinin konuşulması doğal mıdır? Olması gereken bu mudur?

Dış medya kendi takımlarına, özellikle liglerinde attıkları manşetlerden bilindiği üzere, bizden daha acımasızdır. Peki, başka bir ülkenin takımı ile oynayacakları maçlarda, özellikle ülke puanı söz konusu ise maç günü destek olmak yerine böyle manşetler attığı, programlarında bunları konuştuğu görülmüş şey midir? Hadi zorlayıp bu da olmuştur diyelim ama mesela bir İngiliz programında şunların konuşulduğunu hayal edin;

”City hafta sonu doğrandı. City başkanı gelen misafirleri tehdit etti ama aman ses etmeyelim bize de çatar. Gary Cahill zaten atılmalıydı kardeşim. Hazard’a atılan paralar desen zaten protesto hakkı idi. Sırtına çakmak  yağdı ama olsun. Cahill zaten Temmuz’da City ile imzalamıştı, boş yapmasın yani. Haa bu arada akşama ülke puanı için hayati bir maça çıkacaklar ama boş verin. Reyting var ağalar, yemişim ülke puanını. Yoksa bizi kim seyreder yaaa!! İşimizden gücümüzden olmayalım da gerisi boş”. Bu hayali konuşmanın büyük kısmı ”ülke” ulusal tv’lerinden birinde kısmen yapıldı.

Beni daha çok üzen, aynı programda alınacak puanın Belçika ile yarışta çok önemli olduğu, sevinenlerin başlarını duvara vurması gerektiği de ancak maçtan 2 gün sonra akıllara gelip dile getirildi. Maç günü planlı atılmış manşetleri konuşanların aklına ”Ülke Puanı” diye üzerine basa basa konuşmak, mevzu Beşiktaş olunca gelmedi, gelemedi!! Ülke spor medyası 50 senedir ne ise hala aynı. Taraftarı oldukları, ”bana gazete sattıracak, benim patronumun taraftarı olduğu kulüp hangisi ise ben buna yaklaşırım arkadaş” kafası hala geçerli. Dişi ve tırnağı ile kendi kendine bir yerlere gelmiş Şenes Erzik’i yerden yere vuranlar o zaman kimlerse, bugün de ”Bize bir Şenes Erzik lazım abi” diyenler de aynı kültürün sahibi camiaların yazarları çizerleri. İşine geldi mi ”oyun” diyenler, çoklukla ”aman bana bir şey olmasın da, işten güçten olmayalım” diyenler.

Beşiktaş’ın medyası zaten hiç olmadı. Genelde 3. sayfada, diğer iki kulübün arasını yapmak ya da pisliklerini örtmek için yazıldı çizildi. ”Bakın onlara da olmuş, onlar da yapmış işte” diye senelerce kullanıldı Beşiktaş. ”Amma duyarlı bunlar yahu, ama şampiyon olamazlar zaten, iki satırla idare edelim” zihniyeti senelerce devam etti, hala da ediyor. Beşiktaş’ın arkasında hep taraftar gücü, hep kendi taraftar sosyal medyası oldu. Mevcut spor medyasının Beşiktaş’ın alın terinde zerre hakkı olmaması, olmayacağı, bizim eksikliğimiz değil,onur madalyamız. Bugün ise verdiğimiz tepkilerden sonra, bir haftalığına olsa da, şekil ve demeç değiştiren yorumcular, gazeteler, bizim ne kadar haklı olduğumuzun kanıtı. Hiçbiri çıkıp, ”yahu bunu bundan yaptık” bile diyemiyor. Tolgay abimizin şahane tespiti ile bitirelim. Bazı cümleler sayfalarca yazıdan daha çok anlam ifade eder çünkü; 

“Beşiktaş taraftarının büyüklüğü hep yalnız bırakılmasından kaynaklanıyor. Destek almadan büyüyen çocuk, hayata karşı daha güçlüdür ya, ondan işte”.

 

Cem Göncü / @cemgonc

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.