Göztepe 1-3 Beşiktaş

Türkiye’deki ”her şeyi çok bilen” spor yazarları ve sözde alimlerinin literatüre soktuğu ”haftada 3 maç oynamaya alışacaksın” ya da ‘‘vücut kendini 2 günde yeniler” palavralarını, Premier Lig’de dünyanın en büyük hocaları, her maç sonu ve maç başındaki demeçlerinde, bizim çok bilenlerin hiç bir şey bilmediğini, sadece işlerine geldiği gibi konuştuklarını ispat edercesine konuşuyor, anlatıyor…

Hem Pep hem Conte hem de Mourinho’nun ağzından her Şampiyonlar ligi haftasında suratlarındaki ekşime ile birlikte  ”Bu hafta 3 maça çıktık” ya da ”Hafta içi Şampiyonlar Ligi oynadık, enerjimizi ona göre kullanmalı idik” kelimeleri tereddütsüz dökülüyor.

Hiç biride çıkıp da ”Futbolcularım adam olsunlar,bunca para alıyorlar,isterse 5 maç olsun,oynayacaklar kardeşim” demiyor.

Asım Baba Mahalle Kıraathanesi

Her şey için fikri olan ama okumayan, izlemeyen, yenilikleri takip etmeyen, bunlar için hayatından 5 dakikasını bile ayırmayan, kısaca hiçbir şeyden haberi olmayan Türk futbol kafasının aslında yeri uzun zamandan beri çok belli; Asım Baba Mahalle Kıraathanesi

Sanırım biz Beşiktaşlılara düşen, en azından kendimizin içindeki kıraathane kafasını bir kenara bırakmak, futbolun doğrularını okumak, izlemek ve bildiklerini defalarca ispat etmişlere ”güvenmek” olmalı.

Şampiyonların Hali

Biraz aklı olan ve futbolu gerçekten anlamaya çalışanlar, esas meselesi futbol olup cümlelerinde ve zihinlerinde ”çıkar” olmayanlar, bahsedilen yorgunluğun mental olduğunu, bu maçlardan sonra önemli olanın kazanacaksın değil de ”kazanmayı bileceksin’‘ olması gerektiğini bilir…

Geçen senenin şampiyonlarının halleri ortada olsa da (Chelsea, Real, Juve, Bayern) 4 maçlık periyotta maç kazanamayan her şampiyon kulüpte çıkacak ”bet sesleri” duymak normaldir çünkü büyük kulüplerde dün yoktur, hep kazanman gereken yarınlar vardır.

Yardımcı Hoca?

Esas normal olmayan, bizdeki gibi 2 sene türlü zorluklarla baş etmiş, bunlara rağmen şampiyonluğu kucaklamış,bu sene iş oyuncularının ”adliyeye” götürülmesine kadar getirilmiş hocaya, hala ”onu oynat-bu neden oynamıyorsun-yardımcın nerede” gibi arkası bomboş kelimelerle yüklenmek değil midir?

Her büyük kulüpte kriz çıkarabilecek, kazanılamayan bu 4 maçı Şampiyonlar Ligi galibiyetleri ile göğüsleyen takımımız ve hocamız, takımdaki oyuncularının ayakkabı numarasını dahi bilen eski yardımcı hocasının Türkiye’deki en zor deplasmanından da alnının akı ile çıkmamış mıdır?

Beşiktaş taraftarı seneler içinde her türlü algıya ve kandırmacaya maruz kalmış, futbolu en iyi bilen taraftar olduğunu defalarca ispat etmiştir.

Bu tecrübeli ve akıllı taraftarın da yapması gereken, oyunu ”oyun” çerçevesinde eleştirmesi, bu kıraathane kafasının yarattığı, renklilerin senelerce zihinlere çaktığı, artık genç neslin de anlamaya başladığı bu algı oyunlarına gözlerini ve zihnini açmasıdır.

Yoksa dün olduğu gibi bir  bakmışsınız, Şenol Hoca kendini ”neden yardımcı hocan yok” diye renkli medyaya ifade etmeye çalışır, bunu yapar iken de gözlerinde ve yüzünde bıkkınlığın izleri gözümüze batar, ”bu adam enerjisini bunlara harcamamalı’‘ diye dövünüp durmaya devam ederiz.

Talisca ve Playstation Golü

Demirkol’un haftalardır bahsettiği ”10 numaraya evriliyor” teorisine katılamıyorum. O muhteşem sol ayağın attığı 2 muhteşem pasın yol açtığı bu kelimeler, Talisca’ya da haksızlık değil mi?

Bu kadar öngörülemeyen bir adamın, haftalardır sahada ruh gibi gezmesi kimsenin kabahati değil. Sabahlara kadar oynadığı oyunun, nerede ise tam da bu oyunda atılabilecek, bu acayip kafa golü, zaten Beşiktaşlıların ondan istediği yegane şey..

Ne top kap Talisca diyor Beşiktaşlılar, ne de omuz omuza mücadele kazan.”Tabelaya yaz Talisca” diyor sadece, o kadar. Sürekli golü düşünen ve bizim de artık ”forvettir” dediğimiz bu genç adam, olur da 8-10 numaraya evrilir ise Şenol Hocamın heykeline sanırım gerçekten beton yetmez.

Tolgay…

İyi bir orta sahayı nasıl anlarsınız? Bu işin 2-3 kriterinden biri olan ”topu alıp yüzünü karşı kaleye dönme” işini dün Tolgay öyle üst düzeyde yaptı ki benim de sürekli eleştirdiğim yönleri gözümde uçtu gitti. Bir de sonlarda köşeden attığı şutu kaleye sokup, istatistiğine ”golü de” eklese idi, tadından yenmez idi ama olmadı.

Dediğim gibi, bu formdaki bir adamı eleştirmeyi şimdilik kenara bırakıp kendini daha nasıl geliştirebilir, defans yönünü, fiziğinin getirdiği dezavantajları nasıl kapatacak? diye güzel güzel düşlere dalmayı tercih ediyorum müsaadenizle.

Babel…

”Bu adama bu maaş çok” cümlelerini, ”Yaşlı zaten” ön yargılarını yerle bir eden,  Şenol Hocanın yepyeni eseri ve gencecik delikanlısı Babel.

Her hafta nazar değecek korkusu ile yazmaktan imtina ettiğim, Adriano bilgeliği ve Bolt hızını nasıl bu kadar ekonomik ve soğukkanlı kullanır bu adam diye şaşırdığım Hollandalı.

Bu sezon bütün gollerini deplasmanda atması da olgunluğunun ve açık alanda ne kadar etkili olduğunun göstergesi.

Nazar Değmesin…

Milli arada mutlu ve huzurlu bir hafta geçirmeniz dileği ile…

 

Cem Göncü

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.