Gençlerbirliği 2-1 Beşiktaş

Daha 19. saniye, Oğuzhan Lens’e 40 metre uzun bir pas çıkarıyor, Lens topu kontrol edemiyor ve taç. Maç boyu yaptığımız 30 metre ve üzeri 14 (ondört) uzun mesafeli pasın sadece biri bu. Bunlardan başarılı olanlar sadece 3 (üç). Heba edilen 11 uzun pas ve sana atak olarak dönen, sonlandıramadığın, kalene geri koşmak zorunda olduğun upuzun mesafeler…

Q7 ve LENS Aynı Oyuncular mı?

Oyunda olduğu zaman, Q7 ye atılan ”ters topların” onu birebir bırakıp, rakibi eksik yakalamak üzerine atıldığını bilmeyen kaldı mı? Bunu artık bir ”silah” olarak kullandığımızı bilmeyen?

Peki Lens’in çizgiye yaslanıp, bire birde adam eksilmesi için mi aldık ya da onun geçen sene bolca yaptığı (oyun onun üzerine kurulmuş idi) gibi topu önüne ve koşu yoluna atıp, patlayıcı gücünden faydalanmak için mi?

Kısaca Q7 için çizilmiş oyun setini, Lens ile oynamak mı doğru olan? Lens ile Q7 oyun karakterleri olarak benzer oyuncular mı peki?

Ba’nın yaptıklarını Gomez’den beklemek doğru idi ama bunları Abou’dan beklemek? Peki Abou’nun yaptıklarını Negredo’dan beklemek? Dün Negredo’nun hali sadece ”top alamamak” ile açıklanabilir mi? Bence hayır.

Bunların hepsi ”üst düzey” forvetlerdir tamam ama son ikisi birbirinden apayrı futbol mantalitesini temsil eder.Yeni alınan oyuncuların hepsi, ffp ile mecbur kalsan da, ne oynamak istediğin ile bire bir alakalıdır.

Caner ile oynamak ya da Adriano ile oynamak, basit gibi görünse de bambaşka bir oyun sistemini ve aklını temsil eder. Bunların tamamı da dün sahaya oynadığın oyunun bütünü olarak ortaya çıkar…

Yine Yeniden Orta Saha

İsim isim yazmaktan yoruldum. Oğuzhan’ın top kayıplarını ya da Atiba’nın her maçta neden ”insan üstü” oynamadığını yorumlamaktan da!

Dünkü en büyük sıkıntı, hocanın Tolgay değişikliğini ”en son” düşünmesi idi. Geçen hafta yokları oynayan orta sahayı bu hafta oyuna almak istemedi hoca. Talisca kayboldukça kayboldu, merkezde 6’ya karşı tek başına Atiba, sağa sola deli gibi koşturdu durdu.

Salı günü ya da haftaya maçı alıp çenemizi kapatacak kaptanımıza her zaman duacıyız ama hem onun iniş çıkışlarından yorulduk, hem de kenardan gelecek ”gerçekten güvenilir” bir box to box orta sahayı neden almadığımızı düşünmekten. Devre arası Allah kerim.

Hiç Konuşulmayan Büyük Sorun ; Defans!

Tamam hiçbir zaman defans öncelikli olmadık, oyunu tutmayı ise hiç beceremedik ama hiç bir bölgenin işlemediği zamanlarda, defans hatasız oynar ise, bazı maçları tutmak mümkündür. Peki Toşiç’in ilk golde nerede olduğuna bakınca bu mümkün müdür? Caner’in sürekli yerini kaybettiği bir oyunda bu mümkün müdür?Değildir dostlar, değildir…

Maç Seçmek ya da Seçmemek!

Maç seçmiyorum diyen topçu yalan söyler. Burada önemli olan her zaman ”kazanacak” kadar enerjinizi sahaya koymanızdır! Dün kimseden derbi maçı ya da şampiyonlar ligi motivasyonu beklemedik amma, sahada bu halde gezmelerini de hiç ama hiç beklemedik.

İster yanlış rotasyon diyin, ister yanlış tercihler, karşında G.birliği var iken bunların hepsinin taca çıktığını da hepimiz biliyoruz…

”Beşiktaş Kollanıyor”

Bakın herkes memnun. Bana göre futbolu en iyi bilen Beşiktaş taraftarının bir bölümü bile 90+4’te Tolgay’ın kafasına atılan tekmeyi bile ” ama maç bitmişti, bu neden konuşuluyor” diye eleştirenlerden bahsediyorum.

”Biz diğer takımlar gibi değiliz” demek için sana yapılan haksızlığa bile ”geçiniz” diyebilmek, en basit ifade ile işi bilmemezliktir!! Ahlak savunuculuğu ile salaklık arasındaki fark çok ince bir çizgidir…

Sene başından beri yapılan akıl almaz rezillikteki algı ve hakaret operasyonları ”parayı alamazsam kendimi yakarım” diye sorgusuz sualsiz, memleketin en çok satan spor gazetesinin manşetine çekilmiş, Beşiktaş başkanına yapılan hakaretler ayyuka çıkmış iken haklı ya da haksız, bu ligde verilen ve verilmeyen kartlar senelerdir ortada, Beşiktaş oyuncularına ”şak” diye çıkan kırmızılara medya ve yandaşları hep bir ağızdan ”bravooo hakemlik budur” diye alkış tutar iken sen kendi oyuncunun kafasında patlayan kasti tekmeye ”ama dakika 90+4 idi” der isen, seni daha çok yerler sevgili Beşiktaşlı kardeşim….

Burayı takip edenler bilirler ”Taraf olmak” diye koca bir yazı yazmıştım. Nasıl sorgusuz sualsiz ”taraf olmaya” itildiğimizi, çalınan şampiyonluklarımızı anlatmıştım. Sanırım bunu hala anlamayanlar var.

Çok konuşanın en fazla, en güçlü olanın en mağdur olduğu bu ligde, Beşiktaş her zaman ”öteki” olmuştur. Saray erkanı olup, arabaya bindiğinde ”arabacı” semtinde krallar gibi eğlendiğinde ”şarapçı” ilan edilip, şampiyonlukları çalındığında ”susun ağlamayın” diye susturulmuştur.

Teksas kanunları ile ”tesislere sokmam” basarım-vururum-kırarım diyen her zaman baş tacı edilmiş, şampiyonluk sayıları bunlara göre artmış azalmıştır. İş, bana vurana yanağımı çeviririmden çıkmış, bel altına vurana helal olsuna gelmemiş midir?

Tamam kaos bize yaramaz, dün de çok çok kötü idik ama, Mesut Bakkal’ın yıllardır mottosunun her atağı faul ile kesmek olduğunu söylemek, Tolgay’ın kafasına atılmış tekmeyi göstermek ”zaten kötü oynadık, susun kardeşim” demek ile ilintili değildir.

Olsa olsa hakem ile kazanıp,sonra mağdur ilan edilmiş, Trabzon maçına dahi yansımış algı ve bel altı operasyonuna kulak tıkamak, her şeyin tamamı ile sahada bittiğini düşünmek, Beşiktaş’ın her zaman çok çok iyi olmasını beklemek, hakemleri de yeneceksin demek maalesef saflıktır. Bunlar ile mücadele etmez isen, oyununu kuralına göre oynamaz isen hakemi de yenmek mümkün değildir.

Salı günün ayağa kalmak, Başakşehir maçında ”burdayız” demek, bir kısım Beşiktaşlıların uykudan uyanması ümidi ile…

 

Cem Göncü

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.