Çaykur Rizespor 2-7 Beşiktaş

Vurduğumuz Gol Olsun” duamız bir daha ne zaman kabul olur ben bilemem ama deplasmanda 22 yıl aradan sonra 7 gol atmış Beşiktaş’ın, oyun resitali olmasa da gol vuruşu resitali izlettirdiğini Planet ötesinden bile görmüşlerdir sanırım.

Peki bugün geç saatlerde Rizespor’un yayınladığı anlamsız ve manasız metinden sonra, sadece ve sadece Rize’den gözükmediğini net olarak söylemek yanlış olur mu?

Her Kadıköy ve TT Arena deplasmanında dayak yiyerek ve hakları yenilerek yollanan bu takımların, neden sadece Beşiktaş’a seslerini yükseltebildiklerini de, birazcık bu futbol iklimini bilenler bilir..

Bu ligin hep mağdur iki renkli takımı ve yandaşları, Beşiktaş’ın yenilen haklarını 1000 yıl tövbe ederek haykırsalar yine de temizlenemez, hakkımızı veremezler..

Beşiktaşlının da kimseye verecek hesabı yoktur evelallah.

Neyse, tabelada koca koca YEDİ de yazıyordu ama neyse…

Maçta ilk 3 dakikada yaptığımız 4 top kaybı ”Takımın aklı galiba İstanbul da kalmış” dedirtmiş, Caner yine bu işin savunma tarafını hiç ama hiç bilmediğini ilk 5 dakikada ispat ve tasdik etmiş olsa da 11 kere kaleye vurduğumuz her bir şutun %100 isabetle kaleyi bulması, yazmaktan bıkmayacağım hali ile YEDİSİNİN de gol olması, hem bana uzun zaman sonra şu yazıyı yazma enerjisini verdi hemde bu sabah ”Dünya Varmış” diyerek kalkmayı nasip etti.

Yine dün Twitter’da atılmış en güzel manşetlerden birinde, sürekli mutsuzumculara Haluk Bey’in yazdığı muhteşem kelimeler ile;

”Skor aldatsın, deplasmanda atılan 7 golün keyfini yaşamayacaksak, neyin keyfini yaşayacağız?” füzesinden sonra, bu günü en güzel şekilde değerlendirip,(yuvadan Kagawa t-shirt’ü aldım) artık bu takım neden bu kadar pozisyon verip, gol yiyor kardeşimmm kısmına gelmeyi uygun buldum.

Hep  beraber buyurun ;

BEŞİKTAŞ NEDEN BU KADAR GOL YİYOR?

Daha dakika 4.32 gösterir iken, Boldrin katından önce Adem (saliseler sonra Atıf’ı fark edip sağ  çizgiye koştu) sonra Dorukhan, daha sonra Atiba ”bu adam ne ara oraya geldi’‘ diye aval aval bakar iken, Boldrin ve Atıf’ın sürekli yer değiştirip bu deparları 36 kez daha yapacağını, her seferinde de adam paylaşımında hata yapacağımızı kimse tahmin edemezdi sanırım..

Medel-Dorukhan-Atiba üçlüsü kağıt üstünde canavar gibi dursa da takım olarak 148 ortada mücadelenin sadece 70 tanesini kazanabilmeyi nasıl açıklarız?

Bu üçlünün bir tanesinin hep öndeki baskıyı başlatma görevinde olduğu (genelde Dorukhan oluyor bu) göz önüne alınırsa, bir büyük takımın tempoyu bir türlü ayarlayamaması nasıl açıklanır?

Yukarıda dakika 9.22 ve golden sonraki savunma pozisyonumuz bu şekilde. Görünen, savunma önü görevi Medel’de ancak Medel’in alan savunabildiği çok da görülebilmiş bir şey değil.

Oyununu daha çok adam markajı şeklinde tanımlamış bir oyuncu Medel ve üstüne gelen hızlı oyuncu karşısında sürekli savunma içine kaçıyor! Savunma içine kaçan 6 no da günümüz futbolunda rakip orta sahaya ”Gel kardeşim rahat rahat vur” demek maalesef.

Dakika 11.08

Kaptırılan topta geri dönüşlerimiz yine arızalı. Atiba kadraj içine yeni giriyor, yine Medel savunma içine kaçmış, Dorukhan ortada yok, Adem yine gelmiş ama arkasını ve Caner’i kollamaya çalışıyor…

Boldrin sonunda 7-8 adım daha atıp füzeyi çıkarıyor ama çok şükür Karius çataldan çıkarıyor..

İlk yarı rakipte pivot görevi gören Boldrin sürekli ve rahatça top alıyor. Orta sahamız ya önde kalıyor ya da savunma içine kaçıyor. Rize forvetlerine verdiğimiz boşluk 3-4 metreden aşağıya ise hiç düşmüyor (!)

 

Yukarıda, şu an oynanan Tottenham-Man.City maçından, Tottenham’ın verdiği bir ani bir pozisyon üzerine takımın geriye koşu reaksiyonu..

Top kanada açılsa da herkes topa doğru pozisyon alıp, adam paylaşımını da ihmal etmiyor. Geride kalan yok. Takımın en tembeli denilen Dele Alli ilk geri koşanlardan.

Bu seviyede bu normal diyenler olabilir ancak artık kazanmak istiyorsa takımlar, savunmayı hücumda, hücumu savunmada başlatmak zorunda. Hele ki takımın merkezi orta sahanızın tembellik edip alanı rakibe verme lüksü hiç ama hiç yok!

0-2’den sonra büyük takım nasıl oluyor da oyun temposunu kontrol edemiyor, buna da değineceğiz ancak yediğimiz golden evvel pozisyon almamızdaki devam eden büyük sıkıntılara bakmadan olmaz.

Yine yukarıda Burak’ın gerginlikten taca attığı top sonrasında takımımızın alamadığı pozisyonu görmek mümkün.

Atiba yine geri koşmada gecikmiş, Dorukhan rakibe en yakın adam ama kapatmakta o da gecikmiş.

Medel, Atıf’ı adam adama almaya başladığı ve yine pozisyondan uzak kaldığı için kadraj içinde yok! Caner zaten defans yapmaktan bihaber çevre kontrolü yapmayı da unutmuş! Sonuç? Gol…

Bunca resim ve cümlelerin bize anlattığı ise şu ;

Beşiktaş takımı orta sahası geri dönüşlerde eksik, alan kapatacak bir dinamik 6 numara hala elzem, Dorukhan’ın ise hala enerjisini doğru kullanma adına öğreneceği çok şey var.

İkili mücadelelerde yenilip, geriye koşmayan takımlar ise gol yemeye mahkum işte…

Hafta sonu Visca ile eşleşecek Caner’i düşünmek ise kalp sağlığına zararlı.

Takımı maç boyunca 10 kişi oynatan Lens’i de katmadan bu bölümü bitirmek de olmaz. Maçı ikinci kez izler iken ben bile Lens’in bu kadar süre sahada kalmasına anlam vermedim. Beşiktaş’ta nasıl top oynuyor derseniz o da başka mesele…

TAKIM NEDEN TEMPOYU KONTROL EDEMİYOR? NEDEN OYUNU 0-2’YE BAĞLAYAMIYOR!

Pepe’den sonra bıçak gibi kesilen ”Uzun vurmayın leeennn” twitleri, sanırım Vida’nın formu ve kesiciliği ile alakalı ancak, iş topu oyuna sokmaya gelince, Beşiktaş defansı ve ayağı görece düzgün olan kalecisi Karius bile fecaat durumda;

Topa defanstan oyuna faydalı sokma oranımız : %8.4

Vida’nın ve Mirin’in vurduğu toplam uzun top sayısı : 11

Sadece Karius’un uzun vurduğu rakibe giden top sayısı : 7

Caner isabetsiz pas sayısı : 6

Lens top kaybı : 5

Kısaca kalecimiz ve defansımız, üzerilerine gelen prese cevabı, topa Allah ne verdi ise vurarak cevap vermişler…

Peki ya topu almak ve yüzlerini karşı kaleye dönmekle görevli orta sahamız?

Sadece 363 pas (61’i uzun pas) ve 24 pas hatası yapmışız..

Bu istatistiklere birde solda kalarak ve yine orayı savunacak şekilde oynaması söylenen Adem’i, daha topla ilişkisi gelişmekte ama hala yeterli düzeyde olmayan Dorukhan’ı, artık enerjisi sınırlı Atiba’yı ekleyin…

Pres yediğimiz her pozisyonda top kaybı yaşamamız, orta sahayı top ile kat edecek oyuncumuzun da olmaması (2015 Sosa’sı) cabası… Bu görevi gücü ile yapar dediğimiz Lens’in ”ben neredeyim yahu” vaziyeti… Hocanın ikinci yarı  başında Adem’i merkeze alması bile fayda etmedi..

Kısaca topu oyuna uzun vurarak sokar isen: Dönen toplar sana aynen atak olarak geri döner.

Orta sahada topa basıp yüzünü kaleye dönemez isen: Kaptırdığın her top kalende tehlike yaratır.

Babel gibi topa basarak takımı öne çekebilen bir oyuncuyu kaybederek, onun yerine her topun duvar gibi geri döndüğü Lens, sadece bu maça özel 6 top kaybı yapan Burak da bunlara eklenince, topa basıp oyunu ve tempoyu kontrol etmek, sürekli üzerine gelen rakibini yormak da maalesef hayal idi.

SON SÖZ…

Futbolun rakip ile oynandığını da unutmadan, Rize’nin ikinci yarının en iyi takımlarından olduğunu, Boldrin’in ciğerine ve topu dağıtmasına hayran kaldığımı da eklemek isterim.

30’un üzerinde stoper tandemi değiştirmiş, sezona forvetsiz başlamış, taraftarı ile bağı koparılıp onarılması için hiçbir şey yapılmamış bir takımın daha yeni yeni oturuyor olması da sürpriz olmamalı sanırım.

Keşke bunu sezonun en iyi takımının karşısında bu hafta değil de 1-2 hafta sonra test etme şansımız olsaydı ama sağlık olsun.

Takım savaşıyor…

Hala ve hala takıma inanan, gözü sadece Armayı gören, nefretinin gözlerini kör etmediği insanlar da Rize deplasman tribününde seslerini duyurdular. Hepsine helal olsun.

Haftaya ligin ve bizim kaderimiz çizilecek. Umarım kalbi güzel, gönlü güzel insanların dilekleri gerçek olur. Bu karanlıkta sürekli nefret saçanlardan artık yorulduk çünkü.

Sağlıkla…

Cem Göncü

 

Çaykur Rizespor 2-7 Beşiktaş” hakkında 1 yorum var

  1. Avatar

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.