Beşiktaş 3-1 Akhisar

”Beşiktaş’ın rakibi kendisidir….”

Bu gerçeği hep kulağımıza küpe yaparak, eleştirilerimizi hep buna göre yaptık. ”Q7 pas ile oynamalı” derken de ”koşu mesafemizi arttırmalıyız” derken de ”daha tempolu pas yapmalıyız” derken de hep rakibimizin sadece ve sadece kendimiz olduğunu anlatmaya çalıştık. Bugün gelinen noktada, mevcut puan durumu da Beşiktaş’ın bu ligin ağası olduğunu, sadece ve sadece kendi iniş çıkışlarının kendisini etkileyeceğinin resmi… Ancak unutmamalı ve hocamızın dediğini de kulağımıza küpe yapmalıyız; ‘Hep daha iyiye,hep daha ciddiyetle ve çok çalışma ile devam etmeliyiz.Daha lig bitmedi…”

705 pas ve 624 İsabetli Pas 

Pas takımı olduğumuz, tempoyu ve oyunu kontrol ederek, kaybettiğimiz topları en kısa zamanda geri kazanarak (ligde ilk sıradayız; 8.6 saniye ile) oynamaya çalıştığımız artık bilinen bir gerçek. Bizim galibiyet yüzdemizi de,bu pasların hangi tempoda yapıldığı, ilerideki oyuncularımızın gelen asistleri hangi yüzde ile bitirdiği belirliyor. İlk golü bulduğumuz maçların çoğunda galip gelmemiz de bu oyunun bir sonucu (%86 ile) Karabük maçından kopya çekerim, 5 oyuncu ile Beşiktaş’ı savunurum, araya da sarktım mı işi bitiririm diyen Kafkas’ı, Cenk ve Q7 daha maçın başında boşa çıkarttı. Yaptıkları 14 faul ve yumuşak oyunları da bizim rahat pas yapmamıza çanak tuttu. Yoksa malum, Beşiktaş’ı durdurmanın yolu, orta sahada sert ve ”pis” oyundan geçiyor. Rahat ve sinirlenmeden oynayan, ileride yüksek yüzde ile gol vuruşu yapabilen Beşiktaş’ı bu ligde durdurabilecek takım yok!!!

Q7 ve Oyun Liderliği 

Q7’nin artık hücum lideri olduğunu, bu tercihin kendisine ait değil de oyunun gidişatının ve takımın değişen yüzünün etken olduğunu defalarca yazdık. Oyunu onun ters kanadına yığıp, atılan ters top ile ona birebir oynayabileceği alan yaratmak artık bariz görünen bir plan. Çizgiye yaklaşıp önüne rakibi alarak değil de ayağındaki topu en kısa zamanda müsait arkadaşına attığı zaman Q7, bunun hakkını veriyor. İsabetli ortalarını zaten artık takım arkadaşları ezberlemeye başlamış iken bu ”tek pas” işini yüzde 30 ile bile yaptığında Q7, fark yaratıyor, Oğuzhan rahatlıyor, Talisca şut atacak alan buluyor. Kısaca, Q7 yeter ki ”doğru işi” yapma zamanlamasını en düşük saliselere indirgesin. Hep en ”şık” olanı yapmak yerine, 4 pasın 1’inde bu ”doğru işi” yapsın yeter. O bunu yaptığı zaman, takım omurgası da ona doğru tepkiyi veriyor.

Ek olarak, Q7 golünü atıp skor psikolojisini düzeltir dedik bugün ama yine olmadı. Keşke biraz da yerden ve plase vuruşları denese Q7’miz. Her golü en güzel ile yapmaya çalıştığını biliyoruz ama ”tabelaya yazmaya” onun da bizim de ihtiyacımız var.

Gökhan Gönül ve ”Ödüllendirilme” 

İşin Q7 ile alakalı birde Gökhan Gönül ayağı var. NBA’de oyunda ”ödüllendirme” diye bir kavram vardır. Topu kazanıp, yine aynı ivme ile koşusunu yapan adama arkadaşları topu geri verir ve adam sayıyı yapar. Gönül’ün bu koşuları çoğu zaman ödül olarak kendisine dönmüyor. Yine en azından 2/4 oranında da olsa onun da bu çabası ”ödüllendirilmeli”. Onun da defans oyuncusundan çok bir ”hücum” oyuncusu olduğu unutulmamalı. Geri dönüşlerde zaman zaman sıkıntı yaşayıp, o kanatta bizi de sıkıntıya soksa da bir asist veya bir  golden güzel hediye olmaz Gökhan’a.

Atiba ve Atibasızlık 

Hocanın maç sonu en çok dikkati çektiği husus maçın sonlarındaki ”oyun hakimiyetini” kaybetmek idi. Atiba’nın defans önünde olmadığı her maç bizim için büyük sıkıntı. İnler’in oyunda olduğu dakikalarda attığı güzel diyagonal paslar bir yana, golde boşalttığı alanı başka bir yana. Ondan beklediğimiz şutu maçta attı Gökhan, dönüşü de gol oldu ancak, biz ondan ”orta saha liderliği” istiyoruz. Az da olsa Atiba olmasını, onun yapamadıklarını da yapmasını istiyoruz. Maça girerken ki mutluluğunu, hiç gocunmamasını sahaya yansıtmasını istiyoruz. Çok mu şey istiyoruz?

Atınç Meselesi 

”Yok bu çocuk bizde olmaz” diyenlere zaman zaman hak versem de ben hala ümidimi kaybetmiş değilim. Maçta riskli hareketleri oldu Atınç’ın ancak; attığı gol, uzun hava toplarına hep ilk vuran olması, topu oyuna yüksek yüzde ile sokması bana hala umut veriyor. İnşallah yanılmam…

Talisca ve Alan 

Talisca’nın anahtarı hızlı oyun ve bulduğu açık alanlar. Temaslı oyunu hiç sevmiyor Talisca’mız. ”Çok top kaybetti” diyen Şenol Hocamız da bunu ifade etmeye çalıştı zaten ancak, 1 metre dahi bir alan bulsa Talisca, golü yapıyor. Burada konuşulması gereken; ona nasıl alan yaratılır, nasıl temas oyunundan boşa çıkartılır. Zaman zaman geride çok pas ve fren yerine, direkt  Talisca’ya atılacak ”boyuna”’ pasları denemeliyiz. Bunları yapar isek tabelada çok acayip bir istatistik görmemiz mucize olmaz.

Şenol Hocamız 

Yazmaktan bıkmayacağız, asist ve gol kralı gitmiş bir kadroya hiç ”olmaz” demedi hocamız. Hep çareler üretti. Bir takımda hocanın etkisi ne kadardır sorusunun cevabı Şenol Hocamız. Yani ”her şey…” Onun yüzündeki ciddiyet, maç sonu demeçleri, hiç memnun olmaması, hep kemeri sıkması, bizim camia kültürümüzün hayattaki vücut bulmuş hali. Onun bu özellikleri, bizim en çok endişe duyduğumuz ”rehavet” kelimesinin önündeki en büyük duvar. Tribünde bunun o kadar farkında ki bugün hep onun adını haykırdı. Hakkıdır…

Gevşemeden, palavra iş bitti demeçlerine takılmadan büyük bir ciddiyetle işimize bakmaya devam. Pusuda bekleyen 2 camia ve bir takımı unutmadan, medyanın art niyetini hiç bıkmadan birbirimize hatırlatarak aynı kararlılıkla devam. Yol uzun…

 

Cem Göncü

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.