Beşiktaş 1-1 Napoli

Maç boyunca yanımdaki abimizin sürekli ”basın kardeşimmm, bassanızaaa” diye yırtınması ile ”Beşiktaş hücum bile edemedi” yazan koca yazarlar maalesef aynı futbol bilgisine sahip. Napoli’den iki maçta 4 puan alabilen iki takımın sadece Beşiktaş ve Bayern Munich olduğu gerçeği bir yana, Şampiyonlar Ligini ilk kuralı hala değişmedi ; ”Yenilmemek”.

Defansı ile en ilerideki forveti arasındaki mesafesi 25 metrede olan ve sürekli bu aralıkta oynamayı başaran çokta takım yok dünyada. Sadece geçen sene biz, ikinci haftada 29.6 metre mesafeyi tutturmayı başarmış, sonrasında da 36.5 metrelere çıkmıştık. Topu geri kazanmayı rakip kaledeki presimizle bütünleştirip, göze hoş gelen bir oyunla da kupaya uzanmıştık zaten.

Napoli’nin sahaya yayılışını dün canlı ve çıplak gözle izlemenizi isterdim. 6 kişilik bir blok ve hücumda 9 kişilik bir pas örgüsü. Bunu İtalya sertliğinde yapmak ve ”ısrar” etmek çok büyük iş, ayrıca bunu haftada 2 kere yapmak büyük fizik gücü demek.

Böyle bir takıma kendi oyununu kabul ettirmek için Kaan Kural deyimi ile alışkanlıktan öte ”reaksiyon” gerekir. Reaksiyonun en kısa saliselere inmesi için de ”otomatikleşme” ve ”gözü kapalı alışkanlık” gerekir. Oyunu hızlandırmak ve rakip kaleye hızla inmek, bu otomatikleşmenin sonucu olarak ortaya çıkar.”Gözü kapalı pas atmak” ve kimin nerede olacağını bilip, saniyeler içinde hızla karar vermek için ”çok tekrar” ve çokça beraber oynamak şarttır. Tabii bunu oynayabilecek ”doğru seçilmiş” oyuncular da.

UEFA ŞAMPİYONLAR LİGİ BEŞİKTAŞ: 0 - NAPOLİ: 0 (MAÇ DEVAM EDİYOR)

Geçen seneki omurganın bozulduğu, dün oyuna sonradan dahil olan Oğuzhan’ın nasıl bocaladığı, arkadaşlarına sürekli pası nereye atacaklarını ve kendisini nerede bulacaklarını elleri ile gösterdiğine statta şahit olduk. İyi bir Oğuzhan’ın zaman zaman geçen seneden özlediğimiz ”pas oyununu” nasıl gerçekleştirdiğini de goldeki pas senkronunu da hepimiz gördük. Özetle, takımın hala ”otomatikleşmeye” ve birbirine alışmaya ihtiyacı var. Gerçek bu. Hal böyle iken rakibin hatasını beklemek yerine, ben kendi oyunumu oynarım demek hayalciliktir. Uzun lafın kısası da hocamız doğrusunu yapmış, gerekeni almıştır.

Yine dün, Fabri’nin sürekli Q7’ye uzun topu atmasını ”adamı bitirdin be kardeşim” diyenlere de iki laf edelim. Yine kimin olduğunu hatırlayamadığım bir söz ile;  ”Futbol bir el gibidir. Savunmada yumruk gibi olmak, hücumda bir el gibi açılmak gerekir”

Fabri’nin  sürekli degaj öncesi, eli ile ”açılın” demesi bundandır. Dün bizim yapamadığımız da işte tam budur ”Sahaya yayılamamak” Q7’nin sürekli çizgiye kaçıp (bazen çokça olsa da) kendini boşa atan tek adam olması, Fabri’nin topları ona atmasının sebebidir. Üstelik dün kalede ayağı düzgün Fabri yerine bir başkası olsa idi, yenilen baskıdan çıkamaz, muhtemelen golü de buradan görürdük. Yaptığı 37 uzun, 8 kısa pasın çoğunun doğru olması (%62), bir kaleci için olağanüstü bir başarıdır.

Sahaya doğru yayılamamayı açalım; buna ilk sebep, Cenk’in erken oyuna girmek zorunda kalmasıdır. Ebubekir’in ilk yarı kanada yollanması, İnler’in bir türlü öne doğru katkı verememesi, sürekli Atiba’ya yapışık oynaması da cabası. Gökhan’dan beklediğimiz ”füze” şutları hala göremememizin sebebi de budur. Cenk’teki vaziyet de maalesef fiziki ve temel yetersizlik barındırıyor. Temel eksikleri dışında hava toplarında bile etkisiz olması ise fiziki durumunun nasıl kötü olduğunun göstergesi maalesef. Kendini başka bir oyuna evirmeli, oyununa patlama gücü eklemelidir. Yoksa bundan ileri gitmesi çok zor. Çok çalışmalı Cengomuz. Bu halini kendi de beğenmiyordur eminim.

Otomatikleşmiş hızlı bir oyun, ilerideki en büyük hedefimiz gruptan çıkmak ise artık olmazsa olmazımızdır. İyi bir Oğuzhan’ın pas oyunumuza yapacağı (şart oğlu şart) katkı ile hem ligde, hem de Şampiyonlar Liginde hak ettiğimize bir an önce ulaşmak dileği ile iyi geceler.

.

Cem Göncü / @cemgonc

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.