Beşiktaş 1-0 Rizespor

”Öğretmen doğan güneşe benzer. Etrafını aydınlatarak karanlıklara meydan okur…”

”Öğretmen nasılsa sınıf da öyledir.” Alman Atasözü’

Bazı Atasözleri binlerce kelimeyi tek bir cümlede özetler, aynen yukarıdakiler gibi. Lideriniz ve yol göstericiniz, Şenol Hoca gibi bir öğretmen ve usta ise, sayfa sayfa yazılar yazmaya çokta gerek kalmaz. Maç sonlarında öyle 3-5 cümle kuruyor ki hocamız, bizim aklımızda ne var ise özetliyor ve cevaplıyor da. Bakın Şenol hocamız neler dedi dün akşam ;

”Yavaş Oynadık.Hareketli ve Tek top Oynama Anlayışında Eksik Kaldık”

Sürekli 8 kişi ile topun arkasında kalıp, seni kontra ile eksik yakalamaya çalışan bir rakiple oynar isen ve senin oyun karakterin ”pas ve oyun kontrolü” üzerine kurulmuş ise defansta ve orta sahada yaptığın 1000 yavaş ve etkisiz pasın hiçbir önemi yoktur. Kapalı defansı açmak için rakibi şaşırtmalı, tempoyu sürekli arttırmalı, ileride sürekli hareketli kalarak rakip stoperlerin yerlerini kaybetmesini, dengesiz yakalanmalarını sağlamak gerekir. Bunun yolu da tempoyu ve pas hızını arttırmaktan geçer. Yavaş ve yana paslar, sadece rakibin sete daha rahat oturmasını, daha diri kalmasını, seni tuzağa düşürmek için hazırlıklı kalmasını sağlar. Luce’nin sözleri hep kulağımda;  ”Futbol bir şaşırtmaca oyunudur”

Yine hızlı ve tempolu paslaşmaya en güzel örneği de yine golde yapılan hızlı tek paslarla takımımız verdi. Tekten bir Q7 pası, yine tekten bir Adriano kesmesi ve bekten beke yapılan asisti geri çevirmeyen Gökhan Gönül golü. Hızlı, çabuk oyun ve ters kanattan şahane bitiriş. Geçen senenin tek paslarını ve hücum uyumunu özleyenlere güzel bir kuple gol…

”Az Pozisyon Bulduk, Hücumdaki Oyuncuların Gelen Toplar ile Buluşması Eksik Kaldı”

Cenk’e zaman zaman ”kal” geldiği aşikar. Cengomuzun en çok eleştirdiğimiz yönü, dün gece yeniden hortladı; ”Statiklik ve Topsuz Oyunda Kaybolma” Cenk’in pozisyonu itibarı ile takım omurgasının en ucu ve bitiricisi olduğunu göz önüne alır isek onun topsuz oyunda kaybolma lüksü yok! 5 kişilik rakip hatların arasında sürekli didişmeli, topsuz koşularını arttırmalı Cengomuz. Bunu da her maç kendini ispat edecek, yeni yetme oyuncu gibi yapmalı. Hiç bıkmadan, usanmadan. (Aşağıda Cenk’in topla buluşma bölgeleri ve ısı haritası.. maçkolik’ten alınmıştır.)

(Aşağıda  solda Cenk’in  5’e 1 hücumu. Q7’ye atmaya çalıştığı pas sonrası kaybedilen top ve 2. dakikada Kweuke’nin kaçırdığı net pozisyon oluştu. Cenk burada topa basmalı, takımın sete oturmasını beklemeli idi/Sağda ise Babel’in hücumda konumu. Dün daha çok kenarda kaldı ancak, kat ettiği zamanlarda top alamadı. Buralarda Cenk’in yanına değil ,arka direğe koşuları daha önemli!!)

Talisca-Ozi-Cenk arasındaki pas uyumunun, geçen seneki uyumun çok uzağında olduğu aşikar.Sürekli içeri kat etmesi ve araması gereken Ozi’miz dün Atiba’nın yanından ayrılmadı.Ayrıldığı zamanda sürekli etkisiz alanda kaldı.(Aşağıda Ozi’nin ısı haritaları ve pas yönleri.Ceza sahasının önünde yada çevresinde hiç yok! )

Yukarıdaki tablonun, hocanın verdiği görev icabı ”bölgesini terk etmemek” sonucunda oluştuğunu düşünmek istesem de, beklere bile bu özgürlüğü veren hocamızın, Ozi’ye ”önce defans” demiş olma ihtimalinin yorumunu size bırakıyorum. (Aşağıda solda Ozi’nin hücumda aldığı pozisyon. Defans öncelikli görevleri daha çok verilmiş olabilir mi? Ya da Talisca’ya alan açmak amaç olabilir mi? Ya da hep kendisinin dediği gibi, açık alanda, oyunu geriden görerek daha mı rahat ediyor? Halbuki onun içeri dalmaları ve şutları böyle maçlarda bizim için elzem!!)

Talisca bana göre dün, Beşiktaş’taki en hareketli oyunlarından birini oynadı. Sürekli ”pas istasyonu” olmak için çabaladı ancak bundan sonra da devreye en büyük zaaflarından biri girdi. Vücut koordinasyonu. Ayakta kalma zamanını ya da nerelerde devam etmesi gerektiğinin kararlarında sıkıntı yaşıyor Talisca. Bazı mücadelelerde devam edebilse, golü de kendi yapmaya haiz zaten, ancak biraz daha fizik gücünü geliştirmesi şart ya da devamlılık kararlarını. (Yukarıda sağda Taliscanın maçta aldığı pozisyon. Dün,”orta sahada” daha çok kalmaya özen gösterdi! Takımın bana göre iyilerindendi! Ozi ve Cenk ile uyum durumu koca bir yazı konusu ancak elde Talisca var Sosa benzeri bir adam şu an kadromuzda yok!)

Atiba‘ya denilecek en güzel cümleleri, yayıncı kuruluş söyledi ; ”Hatasız kul olmaz ama, varmış galiba” Şuraya usulca bırakayım; 102 PAS-100 İsabetli PAS.

Babel şu an Şenol Hocanın ileride topu tutabilen, Adriano ile takımın en yoğun ve doğru pas yapan kanadı. Dün tribünde ”bu adama ne oldu” diyenlerin sitemleri sanırım ondan beklenen ”bitiricilik” ile alakalı. Tamam bazı pozisyonlarda yanlış tercihleri olmuştur ama ona bu kadar yüklenmek yanlış sanırım. Takım önde daha çok kaldıkça, farkını ortaya koyacaktır. Onun Adriano ile kurduğu ortaklık, artık takım için çok önemli. İki maçtır pozisyona girememe sıkıntımız da sadece Babel kaynaklı değil, takımın oyun tercihi eldeki oyuncular ve orta sahadaki durum ile alakalı!

”Daha çok mücadele etmeliydik”

Koşu mesafeleri denen istatistiğin herkes tarafından tartışıldığı aşikar. Zaman zaman ”doğru yere koşmaz ise ne kadar koşarsa koşsun kardeşim” kısmına da zaman zaman katılsam da, artık bu işin belli bir standardı olduğu aşikar. Bu işe çokça kafayı takmış Klopp her zaman şöyle der ”Benim takımım her zaman 115 km’nin üstünde koşmalı. Bizim sistemimizin işlemesi buna bağlıdır” Tamam züpper lig için bu mesafenin şimdilik hayal olduğunu kabul ediyorum ancak dün Beşiktaş sadece 106 km kat etti ve bu takımın ortalama koşusundan bile daha az. Burada hücumdaki hareketsizlik bir yana, kaptırılan toplardaki geri dönme gayretimiz de dün yoktu. (Aşağıda kaptırılan bir top ve geriye koşmayan 5 oyuncumuz!! Dakika 16 Devamında Gönül Sarıyı gördü. Yine solda kaptırdığımız bir top ve oyunu bırakan 3+ demarke alanda Q7. Bilin bakalım devamında ne oldu?Atınç sarıyı yedi!! )

”Yahu Rize maçı için amma uğraşmışsın, adamlar düşüyor, takım çok kasmadı, son haftalara giriyoruz daha zorlaşacak” diyenleri duyuyorum ancak, bu eksikler dün oluşan eksikler değiller. Dikkat edin, hocamızın sürekli anlattığı ve şikayet ettiği hususlar bunlar. Hafta içi de bunları tekrar tekrar takıma gösterdiğine eminim. Kafaca daha motive olduğumuz maçlarda da bunları en aza indirgememiz şart! 

”Gerilim ya da Baskı”

Bu başlıkta benden olsun. Dün yayıncının muhabirinin Gönül’e ilk sorduğu soru bu idi!! ”Neden sahada bir gerilim vardı?” Bakın bu soruların sıkıntılı sezonlarda nasıl sorulduğunu unutmadık; ”İnönü takımda baskımı yaratıyor” Bu basit gibi gözüken soruların devamı bu saçmalıktır. Golün geciktiği, taraftarın çok gol beklediği maçlarda yaratılmaya çalışılan bu olayın adı ”sabırsızlıktır” gerilim değil. Bu tuzaklara ne olur düşmeyelim. Bu kadar doğal bir ”beklentiyi” saçma sapan tuzak zeminlere çekmelerine izin vermeyelim.

Ciddiyetle, kalan maçlara asılmaya devam! Tabelada ”Şampiyon” yazmadan da gevşemek yok!! Yolumuz açık olsun!

.

Cem Göncü

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.