Antalyaspor 2-6 Beşiktaş

Simon Critchely’in muhteşem ”Futbol Düşünür iken Aslında ne Düşünürüz” kitabında kendisi her ne kadar felsefe yapmadığını iddia etse de, en çok sevdiğim bölümlerden ikisinde şöyle aforizmalar buyurur;

”Oyun tekrarlanabilir ve tekrarlanabilir olması gerekir. Her futbol maçı önceki maçın tekrarıdır ve sonrakinin tekrarını öngörür. Futbol uzun bir taklit edimler yada mimetik olaylar zinciridir…”

”Takım bir sistemdir, dinamik bir figürasyondur; durmadan yer değiştiren ama aynı zamanda şeklini korumaya, formda kalmaya çalışan hareketli düğümlerden mürekkep bir matristir…”

Dün 27. kez stoper tandemini denemiş ve değiştirmiş Beşiktaş, uzun zamandır ne kendini tekrar edebiliyor nede öngörülebiliyor.Favori özelliğini kaybetmiş,kulüp içinden her gün kasıtlı yada kasıtsız (genelde kasıtlı) başka bir kaos haberi üzerinden yorumlamak zorunda kaldığımız,para yoksa futbolda yok çağında, maaş sıkıntıları yüzünden kaçanların sıraya girdiği,yönetenlerin artık yönetemediği çok belli olan bir film izlemek zorunda kaldığımız çok aşikar.

Filmin sonunu bilmesek de, taraftar duygusu ile her hafta ne olur mutlu son olsun diye dualar edip, fallar açtığımız kısa bölümlere duacıyız.Dün de sanırım o bölümlerin en güzeli, en fiyakalısı çekildi Antalya’da. Senaryo kesinlikle yukarından yazıldı ama Oscar’lık başrol oyuncusunun adı KAGAWA idi… Japon manga tadında başlayıp,anime sihri ile bitirdi..

BAŞLANGIÇ

”Topu oyuna zayıf ayaklı stoperin sokması lazım” oyunu için, ilk baskı yapılacak adam Mirin idi sanırım. Öyle de oldu. İlk topları almak zorunda kalan Vida ilk 11 dakikada 4 kere uzun vurdu, dönen toplar alınamadı, topa kimse sahip olamadı.

Bülent Korkmaz’ın uzun zaman önce çözülmüş alan oyununun ilk şartı rakibi tek ayak üzerinde yakalamak ve kaptığın ile direk kaleye inmek iken, orta sahaya hükmetmek için elzem olan Adem-Dorukhan bağlantısı bir türlü kurulamadı.

Bunlara Güven’in daha olgunlaşmamış topa basma ve forvet özellikleri de eklenince, takımın boyu yine Erzurum maçı gibi uzadıkça uzadı ancak, ortaya uzun zamandır yokları oynayan, bizimde ”bu futbol aklı ile buralarda nasıl oynuyor” dediğimiz bir kahraman çıkıp, topu sadece ileri taşıyarak da olsa fark yarattı. Evet Lens yine final paslarını yapamadı, evet yine topu taşır iken ne yapacağını bilemez halde idi ama bu sefer topu taşıma çabası bile takımı öne taşımaya yetti..

DORUKHAN VE ALAN 

6 oynamak ve ifade ettikleri günümüzde evrilse de, bizde hala defansın önünü kaplayan eleman ve onun süpürücülüğü, çok ama çok önemli. Doğal olarak Atiba’nın yaşsal durumu ve yerine bir türlü alınmayan oyuncu özelinde herkes Dorukhan burayı oynar mı diye soruyor?

El cevap; Oynar, oynar ama daha değil…

Dorukhan şu an Demirkol değimi ile Aurelio enerjisi ile her deliği kapama derdinde. Tamda bize lazım olan bu güneş enerjisi ona goller de sağlıyor ama öndeki preste zaman zaman yerini kaybetmesini, sonucunda da sarıyı görmesini de sağlıyor. Dorukhan çok koşmadan topu kapmayı, sadece durduğu yerden oyuna liderlik etmeyi de öğrenecek ama bunlar zamanla ve tecrübe ile öğrenilecek şeyler. Bu yüzden onun modern box to box rolüne şimdilik dokunmamak en doğrusu. Hele ki Beşiktaş’ın en büyük derdi atletizm ve yaşlılık iken..

ADEM ve CANER..

”Oyunda iyi anlaşan ikililer ve üçlüler elzemdir. Bu üçgenler ve pas istasyonları çoğaldıkça, iyi takım olursunuz” der Sacchi…

Adem’in sürekli ileri uçla orta sahayı bağlama çabalarını takdir etsek de, zayıf olan defans özellikleri hücum preste onun bölgesinin geçirgen olmasını sağlıyor. Onun bu negatif özelliğini yok saymakta oyunu daha önde oynamaktan, ona ikililer ve üçlüler yaratmaktan geçiyor. Aynı eski güzel günlerden Adriano-Babel-Cenk bağlantısı gibi.

Solda bunu yapması gereken Caner her geçen gün büyük bir problem haline gelse de, keyfi yerinde, maaşı yatmış bir Adriano-Adem ikilisi güzel şeyler vaat ediyor. Burada elzem olan aynı golde olduğu gibi bir üçüncü bulmak. Kagawa burayı üçler, topa sahip olarak soldaki defansif zaafları da yok edebilirsek, sanırım uzun zaman sonra güzel hayaller kurmamız için önümüzde bir fırsat olacak..

ATİBA MI MEDEL Mİ?

Bu sorunun cevabı taraftar gözünde geçte olsa anlaşılsa da, (Tabi ki Atiba) Kanadalının her geçen gün düşen fiziki özellikleri takım orta sahasını zorluyor. Dün Dorukhan’ın yediği sarıda Dorukhan her ne kadar hatalı ise, Atiba’da adamına basmakta gecikmede bir o kadar hatalı. Burada sorulacak esas soru şu;

Atiba’yı kalan maçlara diri çıkarmak, eski günlere azda olsa yaklaşması için ne yapmamız lazım? Sanırım Medel’e de zaman zaman ihtiyacımız olacak. Onunda her topa deli fişek gibi atlamamasını dilemekten başka çaremiz yok.. Buraya transfer yapmayanlar utansın..

KAGAWA..

Gelelim assolist’e.. Kagawa kısa zamanda öyle işler yaptı ki, bugün sokakta uzun zaman sonra ağzımız kulaklarımız da gezmemizin baş sebebi kendisi.

”Bomboş alanlar buldu” ”Karşısında çakılı defans yoktu” ”Rakipler önlem alacak” feryatlarını duyuyoruz da, rakibi set olarak kullanıp attığı golü, topu falsolu yere indirip yaptığı vuruşu da siz görüp takdir edin bir zahmet.. Tamam ”geliyorrrrruzzz” hezeyanı içinde değil, aynen onun dediği gibi ”çok eksiğim var,çalışacağım” gerçeklerini de göz önünde tutuyoruz ama bırakın da hayal kuralım.

Bırakın da haftaya kadar yüzümüzde bu pis sırıtma ile gezelim. Vaat ettiklerini hayal edip, hafta sonu yine Japon’dan bir sihir, güzel bir anime senaryosu bekleyelim.

Salın bizi…

Cem Göncü

Antalyaspor 2-6 Beşiktaş” hakkında 1 yorum var

  1. Avatar

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.