Akar

”Hatalar, dolu bir hayat için ödediğimiz bedeldir!”

8 Nisan gecesi efsanevi bir maç izlemiş, evde kapıyı bacayı dağıtmış, komşularla birbirimize girdikten sonra, tam da beyin fonksiyonlarımız yerli yerine oturacak, bir ihtimal  kutlarız da der iken, Rıdvan Akar tviti ve sonrasında olanlarla gerçek dünyaya hızlı bir düşüş yaşadık.

Sayın Akar, her maçtan sonra yaptığı gibi, yine şahsi hesabından, gönlünden geçen bir tvit atmıştı ancak, maçın büyüsünün etkisi ve sadece maçı konuşmak isteyen, polemikten bıkmış kitlemiz, artı senelerin verdiği yalnızlık hissi ile sürekli bir kardeş takım arayışı içindeki kardeşlerimiz, Trabzon taraftarının da desteği ile ”gömeriz” kelimesi üzerinden bir linç kampanyasına giriştiler.

Tvit kısa zamanda TV’lere ulaştı, oradan kulübe haber uçtu, kimsenin beklemediği daha kısa bir sürede de Sayın Akar kulüpten yollandı!

Tvitin TV’lerden gördüğü tepki, tabii ki bizzat renkli yöneticiler tarafından zamanında atılmış, nefret kusan, galiz küfürlere yataklık etmiş tvitlere verilen tepkilerden fazlası idi.

Özellikle malum kanaldan ve onun ağzına geleni küfür kafir şeklinde söylemeye alışmış yorumcusundan gelen tepki, yıllarca yediği hakların karşılığını  vermek istercesine, ”en büyük ahlak bekçisi benim” tarzında ve yine ahlak dersleri şeklinde oldu. Yerseniz tabii…

Konuya, ”Her maçtan sonra bu tarz tvitlere ne gerek var” diyerek girenler de oldu, ”bu işin başka boyutları var idi, bu da son damla oldu” diyerek girenler de. ”Efendi Beşiktaş’a yakışmıyor” diyerek dalanlar da ağırlıkta idi.

Bunların hepsine katılmak mümkün ancak aması var…

Buraya daha evvel Beşiktaş hakkında bir araba rezil tviti atıp, Rıdvan Akar’ı savunmayacağım. İşin ”bize yakışmıyor” diyenler kısmından dalıp ”Siz Efendilik ile saflık arasındaki ince çizgiyi hala anlamamışsınız da” demeyeceğim.

Seba ahlakı başka bir boyut ve nesildi, bu savaşta o şartlarda ayakta kalmak mümkün değil, ilkeler ve bıraktıkları baki ancak, adamlar dört bir koldan sana tekme tokat vurur iken, sen sağ yanağını çevir diyenlere ”Güzel ama gerçek değil de” demeyeceğim.

Ben Rıdvan Beye tribünde yada semtte çokça rastlamış, klasik bir Beşiktaş taraftarı hali ve tavırlarına uzaktan şahit olmuş biri olarak, onun kurumsal kimliğini öne çıkarıp, olmasaydı keşke de demeyeceğim. Ya da işin siyasal boyutuna girip, ”yahu, öyle olsa idi zaten bu görev verilmezdi, alakası yok” tarzı söylemlerde de bulunmayacağım.

Ben size üzerinde Beşiktaş ya da Beşiktaşlı yazan bir sayfanın, nasıl bu kadar çabuk koparıldığını sorgulayacağım.

Bilenler bilir, Beşiktaş ve onun emelleri söz konusu ise, hiçbir kişi ya da kurum bizim gözümüzde anlam teşkil etmez. Bize öğretilen değerler doğrultusunda, söz konusu Beşiktaş ise, önce susma hakkı kullanılır, sonra işin Beşiktaş’a yararı ya da zararları kafada kotarılır, sonra eyleme geçilir.

Beşiktaş’a faydası var ise vardır, yoksa hiçbir önemi yoktur. Kendimiz dahil, bu yolda kolaylıkla feda edilebilir araçlarız.

İster bunlar ”fanatik” diyin, ister ”bu kadar da olmaz” deyin. Tarafı Beşiktaş olmayana önce şüphe ile bakarız biz. Sonra da ”taraf” olmaya davet ederiz. Beşiktaş’ın tarafında ise, en uca kadar götürmeye teşvik ederiz. Başka bir ”yol” yoktur gönlümüzde çünkü.

Beşiktaş’a 1 gram faydası olmuş olanları da alır başımızın tacı ederiz, ta ki Beşiktaş’a zarar vermeye başladıkları zamana kadar. Örnekleri de maalesef eski efsane oyuncularımız da saklı.

Peki Rıdvan Akar, bana göre maçın verdiği coşku ve sonrasında attığı tvit ile ilerleyen dakikalarda da, memleket dahilinde görülmemiş şekilde dilediği ”özür” ile Beşiktaş’ımıza zarar vermiş midir?

İlk maçın sonrasını hatırlayın, Trabzon’un medya ve iki renkliyi de arkasına alarak Beşiktaş’a başlattığı taarruz kadar şiddetli bir dalga mı yaratmıştır Rıdvan Akar’ın tviti? Ya da hala Palabıyık bizi yedi diyebilen Trabzonspor yöneticisi kadar art niyetli midir Akar?

Hadi kulüp içinde beğenilmeyen hal ve hareketlere sahip olduğunu var sayalım (atıyorum) ya da başka baskılardan söz edelim. Hadi atmasaydı tviti kardeşim diyelim. Hadi kendine hakim olsaydı diyelim, diyelim de diyelim, ancak bu ayrılma kararının ışık hızında alınması? Kulüple aramızda görünen yegane bağ olan kişinin kısacık bir açıklama ile şutlanması? Peki bu hepinizin dolu dolu bahsettiği Seba ilkelerine uyuyor mu?

En azından hafta içi beklenip, bize de güzel ve uzun bir açıklama yapılamaz mı idi? Hatta hala ve hala yapılamaz mı? Taraftar ile arasında bağ oluşturmuş, işi de bu olan kişinin atılmasının, bizim yüreğimizde bir yara açacağını hiçbir kulüp yöneticisi göremiyor mu? Ya da anlayamıyor mu? ”Abi bu seneki formalar nasıl olacak” diyen bizlere bile cevap vermeye tenezzül etmiş bir insanı, böyle yollamak?

Kurumsal, rasyonel ve profesyonel isek, kurumsallığın ilk şartı, doğru iletişim değil midir? Allah aşkına Beşiktaş taraftarı güzel bir metni ve açıklamayı hak etmiyor mu idi?

Tekrar edeyim, Sayın Akar’ı bizzat tanımam. Hatta bazı kereler, bazı görüşleri nedeni ile ”aman Beşiktaş’a yansır mı?” dediğim, endişe duyduğum zamanlarım da olmuştur.

Konu Beşiktaş ise babamı bile tanımam ama, uzaktan da görsem, Akar’ın Beşiktaşlılığını da zerre tartışamam. Bu minvalde sorayım; En son hangi renkli çalışanı, en son hangi Trabzon çalışanı, en son hangi medya çalışanı, böyle bir gerekçe ile saniyesinde yollanmıştır?

Neden içimizde hala ekşi bir tat, bir Beşiktaşlının daha pisi pisine harcadığına dair bir his kalmıştır? Neden bizim ayrılıklarımız hep böyle acele ve yangından mal kaçırır gibi olmak zorunda? Bir şilt yada bir plaket vermek çok mu zor? Ya da Rıdvan Akar’a bir söz hakkı verip, özür kelimelerini bizzat kendi ağzından duymak, kendini ifade etmesine izin vermek mümkün değil mi idi?

Son bir “ya da” daha ekleyeyim; kendi istifasını vermesine izin vermek bu kadar zor mu idi?

Biliyorum burası özürler ülkesi değil. Üst perdeden girişip, hiç pişman olmayanların ülkesi. Sözlerin ve kelimelerin söylenip, sonsuzlukta kaybolmasını, ya da daha üste çıkılıp, arkanı kuvvetlendirip, daha da acımasız olanların hayal diyarı bu ortam.

Bize yapılmasını istemediklerimizi, başkasına yapmayalım denilen, ancak bize yapılanları alıp, misli ile kafamıza fırlatanların futbol diyarı.

Belki denk örnekler değildir ama bizde durum budur, biz şu kişi ile anında ilişiğimizi kestik, Nouma’yı yolladık, Luce’yi desen anında sepetledik dediğimizde, bir kurum, bir kulüp de çıkıp, aferin size, Türk futbolunun öncüsü, efendiler diyarı Beşiktaş’a bravo mu demiştir? Yoksa avuçlarını ovuşturup, kendi işine mi bakmıştır?

Hiçbir kötü örnek, iyi bir örneğin yerini tutmaz biliyorum. İlklerin kulübü Beşiktaş, doğru ya da yanlış, hep ilk adımı atan olmuştur amma, en azından üzerinde Beşiktaş forması, gönlünde Beşiktaş olanlara aceleci olmadan, onlara layık bir şekilde davranmak çok mu zor?

Üç gün sonra karşı karşıya kalındığında, olacakları bildiğimiz başka kurumlar için, bu kulübe emek vermişleri 1 kalemde değil, 1000 kalemde, doğru ve düzgün yöntemlerle değerlendirip, ona göre uğurlamaktır bize yakışan.

Bir kardeş aranıyor ise üzerinde Beşiktaş forması olanlardan başlamak lazım değil midir? Beşiktaş formalılara daha çok sarılmak gerekmez mi?

Uzattım, şimdi sözü Faik İdari Kuruluna verelim de Lyon maçı öncesi bu yazının, yayınlanıp yayınlanmayacağına, Beşiktaş’a fikir bazında zerre katkısı olup olmayacağına baksınlar. Acele kararlardan, yarar gelmez çünkü.

Son Söz; su akar, yolunu bulurmuş. Allah bütün Beşiktaşlıların yolunu açık etsin.

 

Cem Göncü

Akar” için 3 yorum var

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.