Yayıncıya Açık Mektup

Pierce Egan 1800’lü yıllarda yaşamış ünlü bir İngiliz spor yazarıydı. En bilinen makaleleri çıplak el boksu üzerine “Boxiana” adıyla 1813 – 1828 yılları arasında bir seri olarak yayınlandı.

Makalelerde sık sık kullandığı ve boksu kast ettiği “sweet science of bruising” (morluk yaratmanın tatlı bilimi) tabiri çok tutuldu. “Sweet science” (tatlı bilim) olarak günümüz boks severleri tarafından da halen kullanılır.

Boksun güce dayalı sertliğinden çok; teknik ve strateji gerektiren tarafını öne çıkaran terimin doğruluğunu sürdürdüğü dönem, boksun da gördüğü ilginin zirve periyoduydu.

Boks maçları estetik bir atletizm gösterisinden, şiddetin yüceltildiği pagan ayinlerine dönüştükçe, seyircisi de azaldı.

Modern insan; ataları arenada gladyatörleri seyrettiği zamanlardan beri aşina olduğu, “kendi zevki için her şeylerini ortaya koyan insanların mücadelesini seyretme” meselesini, stilize edilmezse kaba ve ilkel bulur.

Çağın alternatif zenginliğinin içinde; tutkuyla bağlandığın bir takımın maçlarını seyretmek bile, en azından süreklilik anlamında, estetik ve eğlence garantisi olduğunda cezbedicidir.

Ülkemizde yıllardır yayıncı kuruluş – federasyon dirsek temasıyla sağlanmaya çalışılan ligin final haftalara kadar rekabetçi olması meselesi de aslında bu yüzden manasız.

Bugün rakiplerimizi hedefleyerek yazdığım bir tweet ile anlatmaya çalıştığım gibi: “Oynadığınız futbol seyretmeye değmezse heyecan satmak zorunda kalırsınız. Ligin puan farklarına suni müdahale zorlayacağınıza, top oynayın.”

Futbolda ürün; güzel oyundur. Rekabet ve heyecan ise birbirinden daha güzel oynamaya çalışan takımların mücadelesinin sonuçlarıdır.

Alman liginin, bütün ihtişamına ve müthiş yayın gelirlerine rağmen “maç başına gol ortalaması ve son 15 dakikada skoru değişen maç sayısı yüksekliği” ile pazarlanmaya çalışılması rastlantı değil.

Daha önce de yazmıştım:

“Bilinir bir reklamcılık hikayesidir. Milyonlarca dolar harcanarak bir kedi maması reklam kampanyası hazırlanır. Dünyanın en sevimli kedileri kullanılarak, en çok seyredilen saatlerde sürekli dönen reklamlar çekilir. Şık ve dikkat çekici ürün, marketlerin en göz hizasındaki raflarında yerini alır. İlk hafta satışları müthiştir, ikinci hafta bıçak gibi kesilir. Şirkette ‘ne oldu da satış bir anda düştü?’ diye bir toplantı yapılır. Reklam ve pazarlama departmanları tek tek söz alır. Ambalajın daha janjanlı olması gerektiğinden, reklam kampanyasının radyo ve sosyal medyayı kapsayan daha geniş kapsamlı hale getirilmesine kadar, çeşitli fikirler üretilir. En sonunda köşede not tutan stajyer çekinerek elini kaldırır.

CEO biraz da sertçe “Ne var?” der.

Çocuk cevap verir: ‘Kediler mamayı sevmedi.’”

Türk futbolunda yıllardır yanlış öngörüler var.

Bu yanlışlar genel geçer doğrular kabul edildiği için de bunlardan yola çıkarak bulunmaya çalışılan çözümler yarardan çok zarar getiriyor.

Yayıncı kuruluş olarak siz, bir paradigma kaymasına öncülük etmezseniz, yani futbol denince akıllara gelen, zihinlerde canlananların komple değişmesine ön ayak olmazsanız, Türk futbolunun aşağı doğru ivmesi sizi de beraberinde sürükleyecek.

Yeni inşa ettirdiğiniz, DJ kabinli düğün salonu görünümlü program stüdyoları da sizi kurtaramayacak.

Ben, neye ihtiyaç olduğuyla ilgili size bedava bir danışmanlık yapayım. Kısaca yerleşmiş doğru kabul edilen yanlış öngörüleri ve neye dönüşmeleri gerektiğini özetleyeyim. Siz de kanalın geçmişten gelen gelir-gider performansına bakarak söylediklerimi test edin.

Yanlış: Türk futbolunda kulüplerin masaya getirdikleri değer taraftar kalabalıklarıdır.

Doğru: Yaratılan değer kulüplerin oynadığı güzel futboldur. Pazarlanan ve pazarlanması gereken ürün budur. Taraftar sayısı fazla olan kulüpler, bu sayede bütçeleri daha iyi takımlar kurmaya yettiği, daha iyi takımlar da daha iyi futbol oynadığı için avantajlıdır.

Yani yayıncıya “al bunlar benim 20 milyon taraftarım, etinden sütünden yararlan” demek futbola bir şey katmak değildir. Bunu iddia eden, bana neden o 20 milyon taraftarın 650.000 paralı yayın aboneliği olduğunu açıklasın.

Pasta; güzel oyun oynayıp milyonlarca yeni aboneyi futbol seyretmeye ikna etmekle büyür.

Yanlış: Futbol federasyonu milli takımları, ligi yöneten kurumları ve yayıncı ilişkilerini düzenlemek için vardır.

Doğru: Futbol federasyonu temsil ettiği sporu ülkede sevdirmek için vardır. Daha çok çocuğun futbol oynamaya başlaması, daha çok kişinin futbol sevgisini kazanması için uğraş vermelidir. Futbolun oynaması, takip etmesi ve seyretmesi zevkli hale gelmesi için gereken alt yapıyı kurmakla görevlidir.

Yanlış: Futbol gelirleri ligde son haftalara kadar rekabetin olması ve heyecanın sürmesine bağlıdır.

Doğru: Rekabet ve heyecan olmazsa olmazlar olsa da seyir için sebep değil sonuçturlar.

Bunların suni olarak devam ettirilmeye çalışılması kısa vadede öfkeyi, uzun vadede de futboldan soğumayı sağlamaktan başka bir şeye yaramaz.

İnsanları en çabuk uzaklaştıracak unsur, seyrettiklerinin önceden sonucu belirli Amerikan Güreşi gibi bir kurmaca olmasıdır. Adil olduğuna inanılmayan hiçbir oyun heyecan yaratmaz. Yaratılan stres, gerginlik, umutsuzluk ve öfkeyi; tutkuyla karıştırmamak gerekir. İnanmayan 3 Temmuz sonrası seyirci sayılarına bakabilir.

Adil ve estetik bir oyun oynandığında hem rekabet ve heyecan kendiliğinden gelişir, hem de başarıdan bağımsız seyir zevki için futbola yaklaşan taraftarlar oluşur. İngiltere’de 2. Lig takımlarının çoğu “büyük takımımızdan” fazla seyirci çekmesi rastlantı değildir.

Son olarak; Siz siz olun, eski yayıncının yaptığı gibi, kısa vadede 3-5 dekoder fazla satmak için uzun vadede elinizdeki ürünün marka değerini yerlerde süründürecek bir takım angajmanlara girmeyin.

Yayıncının görevi; haklarını alıp pazarladığı ürünün güzelleşmesi için, “tedarikçilerine” baskı yapmaktır.

Öncelik, ligi parlatabilmek için futbolun “tatlı bilimini”; teknik, taktik ve estetiği talep etmektir.

Mesele “vura vura – kıra kıra” ya da “saldır” diyen taraftarları mutlu etmek değildir.

Türkiye’de futbolla ilgileniyorum diyenlerin 20’de 1’i futbol için para harcıyor. İş bu insanları da futbol seyircisi halkasına katmaktır.

Mesele; “gol, gol, gol” diye bağıran taraftar sayısını arttırmaktır.

 

Cem Fante

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.