Vizyon

İletişim kuramamamız bir rastlantı değil. Konuştuğumuz dili iyi kullanamıyoruz. Bir takım kelimeler var dağarcığımızda; kimimizin az, kimimizin çok. Karşı karşıya geldiğimizde birbirimize seslendiriyoruz, ama ne anlama geldikleri üzerine düşünmüyoruz. Somut şeyler üzerine konuştuğumuzda idare ediyoruz. Biz ne kast ettiğimizi biliyoruz, karşımızdaki ne dediğimizi anlıyor. Kavramlara geldiğimizde bocalıyoruz. Çünkü soyut. Çünkü çok kullansak da üzerine düşünmemişiz.

Abartıyor muyum? Denemesi bedava. Kendi kendinize “sanat nedir” diye sorun ve bir tanım yapın. Anlamlı bir cümle kurabildiniz mi? Bir şeyler toparlamanız ne kadar sürdü? Hakem kendinizsiniz. İkna olduysanız, yazımıza devam edelim. Futbolda sihirli anlamlar yüklediğimiz bir kavram üzerine düşünelim biraz.

Vizyon kelimesi, dünyada en çok iki yerde kullanılır: Herhangi bir standardı olmayan, ama kağıt üzerinde bir standarda uyuyormuş gibi gözükerek, kalite belgesi almaya çalışan uyduruk şirketlerin çirkin web sitelerinde ve transfer dönemlerinde Beşiktaş taraftar yorumlarında.

Hakkımızı yemek istemem. Gerçekten, kullanıldığında karşıdakinde çok şey anlatıyormuşsunuz hissi uyandırıyor. Özellikle “prezantabl” ile kombinasyonu, insanın gözünün önüne; sürekli helikopterle seyahat edip, üzerinde jilet gibi bir takım elbiseyle ufukta bir yerleri işaret eden, hepimizin yerine düşünmekten ağarmış saçlarıyla geleceği kuran; insanlar, liderler, yöneticiler getiriyor.

Kelimeyi kullanmanın çekiciliği var. Kullanana da kendini önemli hissettiriyor, eyvallah. Peki, doğru mu kullanıyoruz? Maalesef hayır.

Vizyon; organizasyonunu gelecekte gördüğün yeri, gözünde canlandırabilmektir. Hayal gücü gerektirir ama hayal kurmak değildir.

Taraftar vizyon dediğinde ise kast ettiği büyük düşünmektir. Takıma yakıştırmadığı sıradan gördüğü bir oyuncu alırsanız, bu sizin vizyonsuz olduğunuzu gösterir. İstediği bir yıldız alınırsa, müjde siz de bir vizyonersiniz. UEFA Kupası kazanmayı mı hedeflediniz; vizyonersiniz ama az, şöyle sırtınızı koltuğa yaslayıp “Şampiyonlar Ligi’nde final hedefliyoruz” mu dediniz, vizyon gören gözleriniz dert görmesin.

Futbolda vizyon sahibi olmak tabii ki böyle bir şey değil. Öncellikle vizyonunuzun hayal kurmaktan farklı olarak gerçekleştirilebilir olması gerekir. Dilemek değil, elinizdeki kaynaklarınız ve organizasyon yapınız ile hayal gücünüzü birleştirip bir gelecek resmi çizmektir. En önemlisi de oraya nasıl ulaşacağınıza dair az çok bir plana sahip olmaktır.

Yani siz ortaya bir kupa hedefi koyduğunuzda öncelikle bu hedefe ulaşmak için gereken maddi altyapıya sahip olup olmadığınıza bakılır. O seviyede takımınızı oynatabileceğine inandığınız Hoca’nızla oturulur ve bir kadro değerlendirmesi yapılır. Koyduğunuz hedef doğrultusunda katkı verebilecek yetkinliğe sahip oyuncularınız belirlenir. Burada mesele mevkideki adam sayısı olmaktan çıkar. Belli bir düzeyin futbolcusu olup olmadıkları tek kriterdir. Üç yıl sonra bir UEFA kupası alma isteğiniz varsa, elinizde yeterli olanların dışındaki mevkileri “üç yıl sonra” buna hazır olacak oyuncularla doldurarak bir takımı kurmanın, “sizin ülkenizde” ne kadara mal olacağı belirlenir. Kulübünüzün ekonomik şartları bunu karşılayacak seviyedeyse, o zaman eldeki seviye atlamanıza yardımcı olamayacak oyuncularla yolları ayırmanın ekonomik ve zamanlama planlaması devreye girer. Bunların tümünü yapmaya bütçeniz ve kamuoyu desteğiniz varsa, iş artık bu doğrultuda adımlar atma seviyesine gelmiştir. Bundan sonra yapacağınız her hamle de başta koyduğunuz vizyona uygun olup olmaması üzerinden eleştirilir.

Şimdi bu; işin ideali. Ben size bir de “gerçeklerle yüzleşme” yapayım. Bir ülkede futbolu besleyen ekonomik kaynaklar bürokrat ve politikacıların elindeyse, liginiz varlıkları manasız belediye takımlarıyla doluysa, hayal gücü bir işe yaramaz. Yabancı oyuncu sayısını azaltacağız diye çıkılan yolun, yabancıyı serbest bırakmaya vardığı yerde uzun vadeli planlar yapılamaz. Vizyonerlik de “çok güzel para harcarım” demenin süslü şeklinden öteye gitmez.

Şu an yaşadığımız futbol atmosferinin tek gerçeği kazanmak, kazandığın için yüksek gelirler elde etmek, bunlarla kısa vadeli kadro iyileştirmeleri yapmak ve tekrar kazanmaktır. Ne taraftar sabrı ne ekonomik gerçeklerimiz “yetiştirici + yarışmacı” takım olmaya uygun değil. Hazır genç oyuncu almaya bütçemiz yetmez, potansiyeli olan oyuncu alıp pişireceğiz derken hedeften uzaklaşmak, ne ekonomik olarak ne taraftarın bakış açısından mümkün değil. Kazanacağız ve bu kazandıklarımız bizi lokal rekabetin ekonomik seviyesinin üzerine çıkaracak. Kazandıkça gelen kaynaklar iyi kullanılacak, yeni gelir yolları geliştireceğiz ve ligin kaderinden bağımsız bir ekonomik serbestiye kavuşacağız.

O gün geldiğinde hep birlikte “yaş ortalamalarından, biz niye bulamıyoruz 19 yaşındalardan ve büyük hedeflerden” istediğiniz kadar konuşalım. Bugün, bir olup kazanalım. Çünkü soğukta 20.000’e düşen taraftar başarısızlıkta 8-10 bine düşer. Bugün 5 milyon Euro bütçem var 3 oyuncu alacağım diyen takıma “on gol + on asist yapacak 10 numara al” diyen adama, başarısızlıkta hiç laf anlatamazsınız. Şampiyon olma ihtimali en yüksek takım olarak devreyi kapatıp, taraftarının en şikayetçi olduğu ekip olmayı başarıyorsanız; uzun vadeler, gençleştirme operasyonları, içi doldurulmamış havalı kavramlar, önünüze konulan tuzaklardır.

Ünlü ekonomist John Maynard Keynes’in dediği gibi; evet, uzun vadede piyasa kendi kendini düzeltir ama “uzun vadede hepimiz ölmüş olacağız”.

Habitatımızın gereğini yapalım. Kazanalım, dolayısıyla haklı olalım.

 

Cem Fante / @johncelinefante

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.