Tahkim

İtiraf edeyim kafam biraz karışık.

Bugün yazıyı yazmak için tuşlara vurmaya, lafı nereye bağlayacağımı bilemeden başladım.

İçimden hiç durum analizi yapmak falan gelmiyor.

Seyircisiz oynama cezası ilk açıklandığında aklıma düşen “onlar işi baştan sıkı tutmaya karar vermişler, o zaman biz de baştan sıkı duralım” idi. Federasyona yürüyelim, oradan da stadımıza geçip maç günü kalabalığının yaratacağından da büyük bir kenetlenmeyle takıma “biz buradayız” diyelim.

Bunu sıcağı sıcağına twitter’a da yazdım.

Fakat içimi “ya meseleyi doğru okumuyorsam” diye bir kurt kemiriyor. Konya Başkanı’nın aniden tansiyonu düşürmeye yönelik geri vitesi, Başkanımızın iptal ettiği basın toplantısı, geçen sezondan aklımda kalanlar…

Önce geçen sezona dönelim. Sezon ortasında şu satırları yazmıştım ve fikrim zerre değişmedi:

İçinden geçtiğimiz süreç daha temel, daha sistemsel ve başka öngörülere dayanıyor gibi geliyor.

Politik erk; futbol ortamının gerginlik kaynağı olmaktan çıkmasını istiyor.

Bunun hedeflenmesi birkaç sebebin bir kombinasyonu olabilir. İçinden geçilen zamanlarda bir de futbolun gerginlik yaratmamasının istenmesi anlaşılır bir şey. Futbolun dünyada mutluluk ve sükunet kaynağı olarak kullanılması da bir ilk değil. Bir yandan da zaten olması gereken bu.

Bizim özelimizde buna, büyük ihtimalle Gezi’de başlayan; gerginlik “radikal” taraftar sayısını arttırır, radikal taraftarlar politize edilebilir, kontrolden çıkabilir ya da bir çatışmanın kıvılcımını ateşleyebilir endişesi de ekleniyor.

Bunun olabilir bir şey olup olmadığı kısmı üzerine yazmıyorum. Tablo böyle okunuyorsa, futbol ortamının gerginlikten uzak, yöneticilerin ve camiaları temsil edenlerin de “yapıcı” olmaları talep edilmiştir diyorum.

Ben Başkan’ın “derbilerde tribün yasakları kalksın” ile başlayan, “biz futbol kamuoyundan bu fotoğrafın içinde yer aldığımız için özür dilerize” uzanan süreçteki demeçlerini “futbol ortamının normalleştirilmesi” sürecinde kulübe bir misyon yüklenmesine bağlıyorum.

Bu da bizi içinde bulunduğumuz “Başkan; çık konuş, vur masaya yumruğu” taleplerimizin karşılık görme ihtimali olmaması açmazıyla karşı karşıya bırakıyor.

Öncelikle şunu söyleyeyim. Eğer olan biteni doğru okuyorsam, futbolun gitmesi istenen yön, bizim istediklerimizle paralellik gösteriyor. Çirkefin ve gerginliğin olmadığı futbol ortamı bizim en rahat nefes alacağımız atmosfer. Saha içine müdahaleler yapılmadığı sürece, belediye kulüpleri ve atanan federasyon başkanlarının olduğu ortamda, böyle bir müdahale ilk defa oluyormuş gibi Norveç vatandaşı duyarlılıklarıyla da bana gelmeyin.

Bizim şu anki sorunumuz eski futbol düzeni artıklarının, her dönem adamı şımarıkların ve gözü toprağa bakanların arasında haklarımızı nasıl savunacağız.”

Bu okuduklarımızın değiştiğiyle ilgili en ufak bir sinyal almadım. Bizim daha sezon başlamadan maruz kaldığımız beceriksizlik ve art niyetli çakallık kumpanyası, bana sistemsel bir müdahaleden çok, kaybedecek makamı olan bir tosun ve futbol oynamak hariç her türlü ayak oyunundan sonuç bekleyen rakiplerimizin bir hamlesi gibi geliyor.

Durum eğer buysa; bunlara karşı özellikle son sezonlarda başarıyla yaptığımız sosyal medya çalışmaları, maç günü taraftar baskısı ve yönetime düşen lobi faaliyetleri dışında ekstra bir kitlesel protesto, biraz dinamitle balık avlamak gibi olacak. Hem fazla gelecek, hem de çok ses çıkaracak.

Politik erkin “tehdit algısı” çıtası bayağı düşmüşken, politik olmasa da kitlesel hareketlerin “radara takılma” riski var. Rakiplerin bunu sağlamak için ima ve yönlendirmeleri olacağı ise zaten malum. Bu durumda iki yıldır şampiyon olan camianın Efendi Beşiktaş olmaktan; “uslu uslu oynayın” telkinine itiraz eden “ligin yaramaz çocuğu” olmaya terfi etmesi bir anda gerçekleşebilir.

“Aman canım bu işleri fazla önemsiyorsun” diyen arkadaşlara 1453 Kartalları vakasını hatırlatmak isterim.

Benim açmazım işte burada. Hayatımda girdiğim kavgalarda, sadece kaybedecek bir şeyim yokmuş gibi dövüştüğüm zaman kazandım. “Korumak için endişe ettiğin şeyler varken” dövüşmemenin de bir seçenek olduğunu öğrenene kadar da çok dayak yedim.

Beşiktaş şu anda kazanımlarını koruma noktasında. Doğru hamlenin ne olacağını seçmek için iyi düşünmemiz gerekiyor. Ben, kendi fikrimi oluşturmadan önce Başkanımızın yarınki basın toplantısını da bir seyretmek istiyorum. Oradan alacağım sinyaller meselenin kafamda daha netleşmesini sağlayacak.

Her neye karar verirsek verelim, yani eğer stadın çevresinde toplanacaksak, oyuncularımızın bir nefret mitinginin negatif enerjisine değil, sevenlerin kavuşmasının kutlanmasına geldiklerini hissetmeleri gerek.

Bizi mutlu eden, yine mutlu etmeye çalışan ve mutlu olmayı hak eden takımımıza vereceğimiz en iyi hediye budur.

 

Cem Fante

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.