Spor Yorumcuları

“Maaşı konuyu anlamamasına bağlı olan birine, o konuyu anlatamazsınız.”

Upton Sinclair’in bu özlü sözü, bizim spor medyamızın hallerini çok güzel anlatıyor.

Adil yorumlar yapılması ile ilgili söylediklerinizi duyuyorlar, içten içe hak da veriyorlar. Fakat spor medyasının çarpık şartlanmasına o kadar inanmışlar ki, bunları anladıklarını belli edip hayata geçirseler, var oluş sebepleri ile çelişeceklerini düşünüyorlar.

Çünkü o zaman “işlevselliklerini” yitirecekler.

Türkiye’de yorumcu nasıl olunur?

-Grup gazetelerinde yazıyorsunuzdur ve sizi televizyonda öne çıkarıp parlatmak gazeteye yarayacaktır. Üstelik bedava ekranı dolduruyorsunuzdur.

-Gerçekten yeteneklisinizdir ve/veya ekrana yakışıyorsunuzdur, buna ek olarak ekranda kalabilmek için gereken şirket içi manevralara hakimsinizdir.

-Futbol piyasasının kıyısından köşesinden geçmişsinizdir ve birini tanıyorsunuzdur.

-Eski futbolcusunuzdur ve birini tanıyorsunuzdur.

-Birini tanıyorsunuzdur.

Bunun dışında kalan inanılmaz az yorumcunun durumu, reddetmenin enayilik olacağı bir değer taşımaları ve kanalın profilini tek başına yükseltebilmeleriyle ilgili.

Kurumlarca sevilmiyorlar ama kaliteli seyirci değer verdiği için varlıklarına tahammül ediliyor.

Çoğunluğu; bakış açıları, bildiklerini estetik biçimde aktardıkları ya da dinleyenlere yeni perspektifler kazandırdıkları için orada olmadıklarının farkında olan, takım aidiyetleri üzerinden futbol eko-sitemine “eklemlendirilmiş” ekran yüzlerinin, vasatlığına mahkumuz.

Eldeki malzeme bu.

Büyük bir yanılgı içinde, gelirlerinin renklileri mutlu etmeye bağlı olduğuna inanan spor medya kuruluşlarının şirket içi kültürünü de bu denkleme ekleyin.

Ondan sonra gelin sizinle, “sıradan bir spor yorumcusunun” ruh halinin analizini yapalım.

Bir endüstri olarak futbolun nereye gittiği ile ilgili bilgin yok.

Futbolun global vizyonunu belirleyen; oynatan ve taktiğini tasarlayan, onu bir ürün olarak ortaya koyan kişilerin düşüncelerini, beklentilerini ve saptadıkları yönü anlatan materyalleri takip etmiyorsun.

Ortaya konan bu ürünü; sinemaya gitmenin, tiyatro ya da konser izlemenin, arkadaşlarınla bir çay bahçesinde oturmanın ya da televizyonda dizi izlemenin alternatifi olarak pazarlamaya çalışan insanların gayretleri; bu çabaları verirken ve daha çok insana futbolu sevdirmeye çalışırken, futbolu yöneten kurumlarla yaptıkları işbirlikleri üzerine bir satır okumamışsın.

Kulüplerin uluslararası standartta rekabette yer almaları için oluşturmaları gereken ekonomik değerden, bu gelirleri arttırma yollarından, yeni futbol ekonomisinin bütçelerinden ve bunları denetleyen kurumların kısıtlamalarından bihabersin.

Giderek daha çok kişinin sporu ve spor karşılaşmalarına ait bilgileri mobil cihazlardan takip etmesi, canlı izlediği karşılaşmalarda bile bu mobil cihazları seyir zevkini arttıran bir destek olarak kullanması ve bunun spor yayıncılığının yönünü değiştiren bir akıma dönüşmesi ilgini çekmemiş. Mobil seyirciyi yakalamak için gereken teknolojik dönüşüm, sana bir şey ifade etmiyor.

Oynanan futbolun geometrisine ilgi duymamışsın.

Sen “adam adama mı, alan savunması mı” diye tuttururken, ribaunt almayla olan paralelliğinden yola çıkarak, duran top çalışmaları için NBA koçlarından destek alan teknik direktörlerin varlığı dikkatinden kaçmış.

Futbola katacağın bütün entelektüel “hazine”; ligi bilen / ligi bilmeyen hoca, yerli / yabancı – teknik / düz – genç / yaşlı oyuncu ve diziliş ezberine sıkışmış.

Hepsinden önemlisi; oradaki “işlevinin”, izleyicilere seyrettikleri oyunun, amatör gözlerden kaçan, farkına varamadıkları boyutlarını keşfettiren bir kılavuzluk yapmak, onların seyir deneyimini zenginleştirmek olduğunu anlamamışsın.

Mesleğinin gerektirdiği hiçbir alanda yetkin olmamayı; bir camianın çıkarlarını, “görüntüler üzerine, gözünün önünde olan biteni inkar etme pahasına savunan adam” olmaya sıkı sıkıya sarılarak telafi etmeye çalışıyorsun.

Ekrandaki varlığının kendinde barındırdığın herhangi bir kaliteye bağlı olmamasının, seni kolay vazgeçilir yaptığını anlayacak kadar çalışıyor kafan.

Seni bulunduğun noktaya getirenin; vesile olanlara körü körüne bağlılık ve renktaşlarına duymak istediklerini söylemek olması, tavrında en ufak değişikliği imkansız kılıyor.

Yalnız kötü bir haberim var.

Taraftar kalabalığına dayanarak üfürdüğün vasatlığın alıcısı azalıyor. Üstelik spora yapılan büyük yatırımlar; futbol izleyici profili yükselmezse ve sayıca artmazsa çıkmayacak gibi duruyor.

Sermayenin acımasız yüzüyle tanışmak üzeresin.

Büyüyen futbol ekonomisinin zorladığı değişim, lümpenlerin omuzlarında yükselen tahtınızı sallıyor.

Belki bugünden yarına olmayacak; ama oyuna bir şey katmıyorsanız, topun sahibi sizi oynatmayacak.

.

Cem Fante

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.