Sinir Harbi

Düşmesin bizimle yola: evinde ağlayanların gözyaşlarını boynunda ağır bir zincir gibi taşıyanlar! Bıraksın peşimizi kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!

-Nazım Hikmet Ran

Yılın o zamanları geldi. Çocukları pistten alalım.

Önce, “niye puan kaybettik?” Olan biteni “Lens o topu verseydi” üzerinden anlamaya çalışırsak, Fabri’nin kurtardığı Trabzonspor pozisyonlarını açıklayamayız.

Oyunumuz her iki yarı 20 dakika önde baskı, 25 dakika aktif dinlenme içeren; terse atılan toplarla pozisyon aradığı kadar, topa sahip olarak da iş görmeye çalışan bir karma sistem. Baskı yaparken pozisyon alarak alan kapatmayı, aktif dinlenirken de topun değerini bilmeyi istiyor. Git-gelli oyun takımın yaşı gereği işimize gelmiyor, pozisyon sonlandırmaya özen gösteriyoruz.

Tüm bu saydıklarımı en iyi yapan iki oyuncumuzun Atiba ve Oğuzhan olduğu bugün net gözüktü.

İkisinin birden eksikliğiyle, ilk 20 dakika yaptığımız önde baskıyı ve geriden oyun kurmayı Tolgay ve Medel’in enerjilerinin oyun başı doğal olarak yüksek olmasıyla falsosuz atlattık ama sonrasında oyunumuz bir daha dikiş tutmadı.

Yani oyunumuzu 20–25–20–25 diye bölünmüş 4 periyod olarak düşünürsek, ki bence böyle bölüyoruz; bunun sadece 1. periyodunu, onu da o dakikalardaki dirilikle, istediğimiz gibi ve plana sadık oynayabildik.

Dakikalar ilerleyip 9 kişi oynadığımız fener maçının etkileri ve Leipzig maçında harcadığımız efor kendini hatırlatmaya başladıkça da ortada pek bir plan kalmadı. Kenarda Hocamızın da olmaması, kendimize çeki düzen vermemiz için ufak bir umut var idiyse bile, onu da yok etti.

Gayretli ama plansız ve telaşlı bir takımın yapacaklarını yaptık. Çıkış oyununda top kaybettik, git-gelli oynayıp fazlaca pozisyon verdik, kendimiz pozisyonlarımızda aceleci davrandık. Bu kadar dezavantajla, karşımızda da Trabzon gibi eli yüzü düzgün bir takım olduğu için, puan kaybettik.

Bu benim açımdan maçın özeti.

Peki, bu bize bu sezonla ilgili ne anlatır?

Aşağı yukarı hiçbir şey.

Bir daha hem Atiba ve Oğuzhan’ın aynı anda olmadığı, hem de bu kadar yıpranmış olarak fener-Leipzig-Trabzon gibi bir trafik yaşayacağımız bir dönem yaşamayız. Üç maçtan birinin göreceli bir kolay lokmaya denk gelmesi, fener maçının adil ya da en azından 11 kişi oynanarak bitirilmesi ya da kırmızı kart gören oyuncularımızdan en azından birinin Atiba-Oğuzhan’dan biri olmaması bu gecenin skorunu değiştirirdi.

Ben uzun vadeli çıkarımlarımı “yıldırım aynı yere iki kere düşer mi?” üzerinden değil ligin geri kalan haftalarında ve Porto-Leipzig maçları üzerinden yapmayı tercih ediyorum. Bana göre ligin en iyi takımıyız. Ve bizim maksimumuz diğer takımların ulaşabileceği tepe formdan çok daha yukarıda.

Peki, 5 puan fark ne olacak?

Galatasaray çokça para harcayarak iyi bir 11 yarattı. Ben oynadıkları oyunun sürdürülebilir, her şart ve sahada; her rakibe karşı içeride-dışarıda oynanabilir bir oyun olduğunu düşünmüyorum. Kadro derinliğinde oynayan ile yedeği arasındaki kalite uçurumunun da uzun vadede aleyhlerine işleyeceğine inanıyorum. Bu ciddi bir rakip oldukları gerçeğini değiştirmez. Benim oyunlar, birbirimizle oynayacağımız maçlar ve Hocaları göz önüne alarak yaptığım bir öngörüdür.

Bana asıl ilginç gelen, iki yıldır şampiyon olan; şampiyonlar liginde grup lideri takımın taraftarının önemli bir bölümünün en ufak bir negatif gelişmede bir anda “ne yapacağız şimdi” telaşına girmesi.

Onların bizi endişeli gözlerle izlediklerini fark etmeyip, üstüne bir de yeni kurulan bir takımın 7 haftalık oyununa bakarak; bu kadar edilgen / reaksiyoner bir hale girmenin, ligin sonucunun ne olacağı ile ilgili belirleyicinin rakibin nasıl oynayacağı olduğunu düşünmenin, “böyle gitmezler değil mi?” diye soran gözlerle sağda solda umut aramanın; en hafif tabiriyle Beşiktaşlıya yakışmadığını söylemeliyim

İyi oynanan oyuna, alınan sonuçlara saygı duymaya bu kadar meraklısıysak, 7 haftalık bir takıma değil de, 2 yıldır yüzümüzü güldüren hala da güldürmeye devam eden kendi evlatlarımıza saygı duysak; her pas hatasında aaa-uuu yapmasak, gol yedikleri zaman bize karşı affedilmez bir  suç işlemişler gibi sessizliği bürünmesek, sövmesek, küsmesek sanırım daha hayırlı olur.

Size ne söz vermişlerdi bilmiyorum ama, bana herhangi bir şeyi kolay elde edeceğiz diye bir bilgi gelmedi. Yine stresli, inişli-çıkışlı, bazen gülüp bazen ağladığımız, heyecanlı bir sezon yaşayacağız.

Bunlara hazır değilseniz, golf tavsiye edeceğim. Sakin bir spor diyorlar.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.