Sesleniş

Kafamın içinde, bir satır yazı, dönüp duruyor. Richard Brautigan’ın bir kitabının arkasında – Amerika’da Alabalık Avı idi sanırım- yazarın hayatını anlatan bölümde, intiharından bahsederken; “duyarlılığı bu hayatı kaldıramayacak kadar keskinleşmişti” yazıyordu. On yıllar önce okudum kitabı. Aldığım zaman yazar hakkında da bir fikrim yoktu. Okuyacak bir şeyler ararken “6.45 yayınevi bastıysa iyidir” deyip seçivermiştim. Ülkesinde pek tutulmazken Japonya’da popüler olması kalmış aklımda. Nedense kitaptan tek bir kelime hatırlamıyorum. Ama siz hassassanız normalin de canınızı yakacağına dair o cümleyi hiç unutmadım.

Dil işte böyle bir şeydir. Söylemek istediklerinizi nasıl dile getirdiğiniz de önemlidir, -kendinizi ifade edebildiğinizi varsaysak bile- mesela hangi halimdeki “bana” söylediğiniz de.

Ben o cümleyi gençliğimin canı yanmış bir gününde okumamış olsaydım, belki de bana hiçbir şey anlatmayacaktı. Yazar, hassas bir adamın canını acıtan bir hayata yavaş yavaş yenilmesini, “girdiği depresyondan çıkamadı” diye anlatsaydı, bugün bu yazı yazılamayacaktı.

Bazen okuduklarınız/duyduklarınız içinde bulunduğunuz duruma dair bir şey söyler, kendinizi başkasından dinliyor gibi olur, dikkate almak zorunda kalırsınız.

Bazen gelecekte olmak istediğiniz bir yeri, bir hayali, bir ruh durumunu müjdeler, kulak kesilirsiniz.

Bazen de yüzleşmeniz gereken bir gerçeği bas bas bağırır, -ama net, temiz ve dosdoğru bağırır- duymazdan gelmek isteseniz de kaçınamazsınız.

Üstelik rahmetli Süleyman Seba’nın dediği gibi “usul esasa mukaddemdir” (usul esastan önce gelir). Haklı olmanızdan önce yönteminizin doğru olması gerekir.

Yani iletebilmek için, doğru ifadeyi bulmak, muhatabını tanımak ve doğru kişilere ulaşmanın yolunu akıllıca seçmek gerekir.

Sevgili Beşiktaş’ı yönetenler; mesela ben bu yazıyı “holigan hezeyanı” diye kenara itilemeyecek bir dille ve kalitenize saygı duyan bir seviyede yazdım. Beşiktaş twitter’ını birazcık biliyorsam da, biri bu satırları önünüze koyar.

Sizden basit bir ricam olacak. Bize bir şey anlatırken iki buçuk yıldır canı yanan insanlarla konuştuğunuzu bilin isterim. Sizin devraldığınız mali yükün bir benzeri; taraftardan kopuk, duygusuz ve başarısız sezonların manevi birikimi oturuyor göğüs kafesimizde.

Anlatmak istedikleriniz için kelimelerinizi çok doğru seçin isterim. Kiev dönüşü oyuncusunun öne eğik başını kaldıran Beşiktaş taraftarı, kendisine önceki yıllar için “başı eğik geziyorlardı” diyeni ne unuttu, ne affetti. Bazen ağzınızdan çıkan toplam üç kelime, bir ömür nasıl anılacağınızı belirler.

Bize seslenmek, olabildiğince çoğumuzu kucaklamak için yollar arayın isterim. “Anlatsam da anlamazlar sessizliği” düşülebilecek en büyük hatadır. Siz derdinizin “duygusunu” geçirebilirseniz söylediklerinizde, Beşiktaş taraftarı manayı anlar.

Bir de; ne biz size “işiniz bu yapacaksınız tabii” diyelim, ne siz taraftarla bazen “ödevini yapmamış çocuğu azarlayan öğretmen”, bazen de alacaklı gibi konuşun isterim. Karşılıklı neleri yapmadığımızı yarıştırmanın kimseye bir faydası olmaz. Birlikte neleri başarabileceğimize dair ortaklaşacak bir dil bulalım.

Beşiktaş taraftarı, bir kere harekete geçince, her işin altından kalkar. Bir doğru sesleniş uzağınızdayız. Bunu bilin isterim.

Cem Fante

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.