Senaryo

Beşiktaş’ın önemli geceleri ya Çağan Irmak dramı ya da Disney filmi şeklinde gelişir ve bunun asla ortası yoktur.

Tarihinde ilk defa UEFA Kupası’nda yarı finale kalmak için bir maça çıkmak, yeterince önemli değilmiş gibi, maçın hikayesine ilk maçta yaşananlar, Lyon Başkanı’nın ayak oyunları, UEFA’nın adaletsizliği eklendi, iş döndü dolaştı; yine bir başkaldırıya, yine bir haksızlığa boyun eğmemeye, yine bir onur mücadelesine dönüştü.

Böyle bir durumda benim takımdan beklentim; asla teslim olmama, terslikle karşılaşınca reaksiyon gösterme ve pes etmeme iradesi ortaya koyma olarak özetlenebilir.

Bunların hepsini yapan takıma, “şu iyi oynadı bu kötü oynadı”dan bağımsız olarak kendi adıma teşekkür ederim.

Fabri’nin gösterdiği performansın da “kendini affettir” diyenlere selam çaktığını eklemek lazım.

Gelelim tipik meselelerimize.

Öncelikle şunu söyleyeyim, arada bir “doğru söylüyorsun” diye fikri değişen biri iki genç kardeşim olmasa, maçlardan sonra bu yazıları yazmak hiç içimden gelmiyor.

Beni okuyanların zaten genelde benimle aynı fikirde olduğu, aynı düşünmeyenlerin de zaten yazdıklarımızla ilgilenmediği bir garip bölünmenin içindeyiz.

“Kendi oyuncumuza sövmeyelim”, “İstanbul’a gelen 15 Lyon taraftarını öldürmeye çalışmasak iyi olur”, “bence Şenol Güneş futbol konusunda senden daha bilgilidir” gibi dile getirmek zorunda kalmamızın bile acıklı olduğu konularda hemfikir olamıyoruz.

Ben yine de maçtan ve maç sonrasından aklımda kalan birkaç noktayı, o fikri değişme ihtimali olan kardeşlerin hatırına, bir yazayım istiyorum.

-Mitrovic bizde olmayacak gibi duruyor. Umarım beni yanıltır.

Mandzukic’in temsilcisinin elindeki Mandzukic hariç tek dişe dokunur oyuncu olması sebebiyle, verilen parayla ilgili içimde “bir dur şu önümüzdeki transfer dönemini de bir görelim” hissi var.

Bazen oyuncuya ederinin bir miktar üzerinde ödeyerek “iyi niyet” satın alırsınız. İnşallah doğru düşünüyorumdur.

Bu paraya bize bugün fayda sağlayacak daha iyi bir stoper almalıydık diyenlere, üstteki gibi bir ekstra fayda yoksa, katılıyorum.

Ama bu meseleden bu itiraz dışında nasıl bir hırsızlık, hainlik, iş bilmezlik hikayesi çıkıyor, Hırvat Milli oyuncu sanki Uganda’nın köyünden bulunup getirilmiş muamelesi görüyor anlayamadım.

Sezon sürerken oyuncumuzun üzerine gitmeyi her şekilde anlamsız ve faydasız görüyorum.

Talisca’yı kiralayan ile Mitrovic’i alan aynı yönetim olduğuna göre de dün geceden sadece kötünün altının çizilmesini iyi niyetli bulmuyorum.

Bu arada biz meselelere soğukkanlı ve yapıcı yaklaşmaya çalıştıkça bizi hataları meşrulaştırmakla suçlayan bir güruh oluştu.

Ben hata varsa, onunla ilgili hesabın Beşiktaş’a zararı dokunmayacak bir zamanda görülmesi gerektiğine inanırım.

Bu arkadaşlara gelince; Amerikalı spor yazarlarından birinin türettiği “Tyson Zone” diye bir deyim var. Mike Tyson’ın yaptığı çılgınca, fütursuz, sağlıksız ruh haline işaret eden hareketler çoğalıp üst üste gelince ortaya çıkmıştı.

Bir kişinin Tyson Bölgesi’ne girmesi, hakkında gelecek hiçbir habere “bunu yapmamıştır” denmeyeceği, söylediği hiçbir şeye “bunu söylememiştir” diye şaşırılmayacağı noktaya gelmesi demek.

Benim için de bu arkadaşlar Tyson Zone’a girdiler.

Artık ne beni şaşırtıyorlar, ne de herhangi bir konuda ne düşündüklerini merak ediyorum. Dolayısıyla kendilerini yok farz ediyorum. Sizlere de aynısını öneririm.

-Penaltılarda oyuncuların atma atmama istekleri de göz önüne alınır. Yani o niye atmadı, bu niye atmadı sorularının cevabı, oyuncunun “beni en sona yaz Hocam” demiş olması olabilir.

Böyle bir şey olmamışsa bile, ikinci şampiyonluğuna giden, UEFA kupasının çeyrek finalinde Lyon’a karşı 210 dakikanın sadece 6-7’sini skorda geride geçirmiş ve penaltılarda elenmiş takımının Hoca’sına penaltılarda 7.-8. Sıraya kimi yazdığı üzerinden eleştiri getirmek biraz ucuz kaçıyor.

Kendi adıma; “Beşiktaş mutlaka elenecek, nasıl elensin?” diye zorlasalar, yazacağım senaryo gerçekleşti.

Bir takım bir kupaya ancak bu kadar başı dik veda eder.

Bazı başarılar üzerine koya koya gidilen bir sürecin sonunda elde edilir.

Biz bu eşiği, büyük ihtimalle bu çocukların çoğu da kadrodayken, aşacağız.

Üstelik bizim bir hesabı kapatmamız, Liverpool maçı örneğinde olduğu gibi; illaki sancılı, illaki anlam yüklü, illaki duyguların doruklarda yaşandığı şekilde oluyor.

Gelecek o görkemli günü sabırsızlıkla bekliyorum.

Bu asla veda değil, biz yine geleceğiz…

 

Cem Fante

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.