Politika

İster ülkeler arası ilişkiler, isterse bir esnaf odasının yönetimi söz konusu olsun, politika; gücün ve kaynakların kontrolü için verilen mücadelenin adıdır. Ne büyüklükte bir politik sistemi inceliyorsanız inceleyin, gözünüzün önünde olan biteni anlamak için öncelikle o sistemin kurallarını, işleyiş usullerini anlamanız gerekir. Sistemin aktörlerini ve etkilerinin limitlerini bilmezseniz; yanlış aktörlere yanlış kudretler vehmedebilir, çıkacak sonuçları da hatalı tahmin edersiniz.

Futbol habitatımızın da kendine ait bir politik sistemi var. Ezelden gelen ve hepimizin kafasında yerleşmiş; çarkların bir dönme şekli, sistemdeki oyuncuların, dönemsel kudretine göre değiştirebildiği ya da değiştiremediği bir işleyiş var. Ben, bu sezon artık etkisini iyice gösterir şekilde, kartların yeniden karıldığını düşünüyorum. Ezbere yaptığımız çıkarımlar ve yazdığımız “yapılması gerekenler” reçeteleri de oyunun kurallarının değişmekte olduğunu göz ardı ettiğimiz için, pek işe yaramıyor.

Burada yazıya devam etmeden önce iki noktanın altını çizmem gerekir.

İlki; yaptığım bütün çıkarımlar kamuoyuna yansıyan açıklama ve haberlerin kendimce alt metin okumalarına dayanıyor. Kulüpten herhangi bir konuda bilgi alabilme ihtimali en zayıf taraftarı gözünüzün önüne getirin; o kişi benim.

İkincisi ise, bu analizleri yapma konusunda yetkinlik meselesi. Uluslararası İlişkiler alanında yüksek lisans yapmış bir Beşiktaş taraftarıyım. Politik sistem analizlerinin hem metodolojisi hem de uygulaması konusunda birkaç şey biliyorum. Fakat bu oyun okuma bilgisi, geleceğe dönük ve müthiş eksik bilgiyle yapılan çıkarımları, haklı ve kesin yapmıyor. Sadece biraz daha destekli yapıyor. Olan biten hakkında benimle aynı görüşte olmayan arkadaşlarımın haklı, benim haksız olma ihtimalim tabii ki var.

Dönelim konumuza. Öncelikle bir şeyi aradan çıkaralım ve sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim; Başakşehir’in şampiyon yapılmaya çalışıldığını düşünmüyorum.

Kitlelerin oy vermesiyle iktidar olan ve iktidarını koruyan herhangi bir politik oluşumun; bu kadar duygusal bakılan ve dikkatle takip edilen bir alanda, şampiyonluğu 50 kişiyi mutlu edecek bir kurumu kendi tabanı da dahil milyonları mutsuz etme pahasına öne çıkaracağını düşünmek akıl karı değil.

Başakşehir’in sahip olduğu kabul edilen politik gücün, MHK ve Federasyonda durumdan vazife çıkaran bazı çapsızları etkilemeyeceği değil iddiam. Hedeflenmiş ve organize edilen senaryonun bu olmasının eşyanın tabiatına aykırı olduğunu söylüyorum.

İçinden geçtiğimiz süreç daha temel, daha sistemsel ve başka öngörülere dayanıyor gibi geliyor.

Politik erk; futbol ortamının gerginlik kaynağı olmaktan çıkmasını istiyor.

Bunun hedeflenmesi birkaç sebebin bir kombinasyonu olabilir. İçinden geçilen zamanlarda bir de futbolun gerginlik yaratmamasının istenmesi anlaşılır bir şey. Futbolun dünyada mutluluk ve sükunet kaynağı olarak kullanılması da bir ilk değil. Bir yandan da zaten olması gereken bu.

Bizim özelimizde buna, büyük ihtimalle Gezi’de başlayan; gerginlik “radikal” taraftar sayısını arttırır, radikal taraftarlar politize edilebilir, kontrolden çıkabilir ya da bir çatışmanın kıvılcımını ateşleyebilir endişesi de ekleniyor.

Bunun olabilir bir şey olup olmadığı kısmı üzerine yazmıyorum. Tablo böyle okunuyorsa, futbol ortamının gerginlikten uzak, yöneticilerin ve camiaları temsil edenlerin de “yapıcı” olmaları talep edilmiştir diyorum.

Ben Başkan’ın “derbilerde tribün yasakları kalksın” ile başlayan, “biz futbol kamuoyundan bu fotoğrafın içinde yer aldığımız için özür dilerize” uzanan süreçteki demeçlerini “futbol ortamının normalleştirilmesi” sürecinde kulübe bir misyon yüklenmesine bağlıyorum.

Burada bu yap-boza uymayan iki parça olduğunu düşünebilirsiniz.

Fener yönetimi ve spor basını.

Fener başkanı zaten yeni futbol ortamında yer alacağı düşünülmediği ve çoktan gözden çıkarıldığı için “doktor ne yerse yesin dedi” tarzında takılıyor. Cemaati de ona uyuyor.

Spor basının durumu biraz daha farklı. Sonuçta politik erk böyle bir irade gösterdi diye, bir uygulama kılavuzu basılıp, büyük detaylı planlar falan yapılmadı. Büyük ihtimalle spor bakanı seviyesinde bu işe göz kulak olunması istendi. Talimat ile ilgili “bize öyle bir bilgi gelmedi” seviyesinde olanlar, iktidara yakınlıkları sayesinde ufak şımarıklıklar yapabileceğini düşünenler ve kafası karışık eski düzen tayfası, şimdilik at koşturmaya devam ediyor.

Bu da bizi içinde bulunduğumuz “Başkan; çık konuş, vur masaya yumruğu” taleplerimizin karşılık görme ihtimali olmaması açmazıyla karşı karşıya bırakıyor.

Öncelikle şunu söyleyeyim. Eğer olan biteni doğru okuyorsam, futbolun gitmesi istenen yön, bizim istediklerimizle paralellik gösteriyor. Çirkefin ve gerginliğin olmadığı futbol ortamı bizim en rahat nefes alacağımız atmosfer. Saha içine müdahaleler yapılmadığı sürece, belediye kulüpleri ve atanan federasyon başkanlarının olduğu ortamda, böyle bir müdahale ilk defa oluyormuş gibi Norveç vatandaşı duyarlılıklarıyla da bana gelmeyin.

Bizim şu anki sorunumuz eski futbol düzeni artıklarının, her dönem adamı şımarıkların ve gözü toprağa bakanların arasında haklarımızı nasıl savunacağız.

Ben, burada yönetimin, Efendi edebiyatı ve Aziz style arasında, yıkıcı olmayan ama talepkar, derdini herkesin kabul edeceği ortak doğrular üzerinden anlatan bir ton tutturmakta zorlandığını düşünüyorum.

Bu ara bölgeyi bir an önce keşfedip; kamuoyu önünde ve kapalı kapılar arkasında, futbol ortamını gerecek en önemli sebeplerin; adaletsizlik, ekranlarda yapılan fütursuz kişilik saldırıları ve yapanın yanına kar kaldığı hissi uyandırılan açık tahrikler olduğunu anlatmak gerekiyor.

Bu mesajı sakin ama net bir şekilde sürekli tekrarlamak ve taraftarını da izlenmesi gereken yolun bu olduğuna ikna edecek bir çizgi tutturmak için geç kalmadan harekete geçilmeli.

Taraftarı, saha içinde kazanacağına kesin gözüyle baktığı şampiyonluğu, saha dışında kaybedeceği endişesinden kurtarmak, bu gerginliğin vereceği negatif elektriğin takıma yansımasını engellemek ve mümkünse takıma ve hocamıza da böyle bir şeyin olmayacağı konusunda güvence vermek lazım.

Başkan’ın neleri yapmaması gerektiğine fazla odaklandığı hissindeyim. Bir an önce yapabileceklerinin neler olduğuna odaklanıp, buna uygun bir dil bulup, bu doğrultuda camiayı da yönlendirmesi gerektiğini düşünüyorum.

Ya da tüm bunlar fazla okumaktan kafası bulanmış bir Beşiktaşlının sayıklamaları. Her şey eski tas eski hamam devam ediyor. Bu durumda, çıkıp masaya yumruğu vuralım. Tarihte çok işimize yaradı, kesin yine yarar.

 

Cem Fante

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.