Normal Taraftar vs. Süper Taraftar – 1

Beşiktaş taraftarlarının arasında olan görüş ayrılığı, bu işi meslek olarak yapanların müdahalelerini geçiyorum, sosyolojik bir meseledir ve önemlidir. Çözümü tek başına kulübün elinde değildir ama yine de vardır.

Dünyanın her yerindeki sorunlar genellikle etnik, dini ya da ekonomik temellidir. Bizim ki şükür ki sadece ekonomik. Yani bir olanlar/olmayanlar meselesi. Sadece dediğime bakmayın, insanlar yüzyıllardır sınıf çatışması ekseninde birbirini boğazlıyor.

Beşiktaş’ı sevenler milyonlarla ifade edildikleri için istatistiksel olarak bu büyüklükte her topluluk gibi çok çeşitli gelir gruplarından insanları barındırıyor. Bu daha önce de böyleydi, bundan sonra da böyle olacak. Bizim kulüp olarak genel ağırlığımız orta alt gelir grubu merkezliydi. Bu eğitim seviyesi en yüksek grubun Beşiktaşlılar olmasıyla giderek değişti ve değişiyor. Marazanın bir sebebi bu.

(Evet, eğitim seviyesi ile gelir seviyesi arasında bir ilişki var. Kişisel şans/şanssızlık meseleleri bir tarafa eğitiminiz ne kadar iyiyse, yüksek gelire ulaşma ihtimaliniz o kadar fazla.)

Bir diğer sebep ise daha global bir durum. Dünyanın her yerinde olan, bizde bir tek bize özgü zannedilen bir Ultras kültürü vardır. Bu gruplar diğer takım taraftar gruplarıyla kavgalara karışırlar, deplasmana giden ‘normal taraftarları’ korurlar, stat içi tezahüratı organize edip bir baskı atmosferi oluştururlar ve çeşitli organizasyonlarla görsel şovlar hazırlarlar. Burada her zaman ve dünyanın her yerinde şu sıkıntı vardır. Bu gruplar kendilerini takımın namusunu koruyan askeri, geri kalan herkesi de sivil olarak görür. ‘Normal ‘ taraftarlar da bu grubun şovlarından, tezahüratlarından mutlu olur ve desteklerler ama herhangi bir talepleri olmadığı ‘buradan Ağrı’daki maça 3 günde yayan gittim’ ya da ’15 kişinin arasına daldım birinin kulağını kestim’ gibi konularda kendilerini niye borçlu hissetmeleri gerektiğine bir mana veremezler.

İşin birkaç kişiye yarayan çıkar kısmını geçiyorum. Bu tür taraftar gruplarının asıl oluşma sebebi; zamanlarını, enerjilerini, ses tellerini ve yeri geldiğinde kendilerini feda etmekten başka çok sevdikleri takımlarına katkı verme yolu bulamamalarıdır. Maddi olarak durumları iyi değildir, kulüple üretkenlik anlamında kendilerini ifade edebilecekleri iletişim kanalları açılmamıştır ve ellerinden tek gelenin ‘süper taraftar’ olmak olduğuna inandırılmışlardır.

Sonra bir gün futbol değişir. Dev bir endüstriye dönüşür. Bu kocaman makinenin çarkları da parayla döner. Takımların sadece lokal değil, uluslararası rekabeti de önem kazanır. Takımlar hem dünyanın her yerinden devşirebilecekleri potansiyel taraftarları yakalayabilmek, hem de olan taraftarlarını mutlu edebilmek için yıldız transferler ve ne olursa olsun başarı kovalamaya başlarlar. Bunun için de giderek daha çok para lazımdır.

Burada iş iki şekilde çözülür. Ya Almanya gibi yeni ve global gelir kanallarının getirisi lokal ve sadık taraftarın yükünü hafifletmek için kullanılır, ya da İngiltere gibi tamamen kar odaklı şirketler gibi davranıp ‘paran varsa Range Rover, paran yoksa Game Over’ sistemine geçilir

Peki bizim durumumuz ne olacak?

Önce bir durumumuzu tespit edelim.

  1. Paraya ihtiyacımız var.

Şu an için klasik gelir kanalları dışında alternatif kaynakları yaratamadık. Yani en azından şimdilik yük tamamı ile taraftarın sırtında.

Ben de altı bomboş “öğrenci 10 TL olsun, deplasman tayfası 20 TL versin, kafiyeli küfürle beste yapabilenler 25 TL, geri kalanlar 50 TL” şeklinde bir slogan atıp yazıyı bağlamak isterdim.

Ama maalesef bizim okulda dersler borç geçmesin diye matematiğe beden eğitimi hocası girmediği için bilançoda yazan borç rakamını idrak edebiliyorum. Geçmişten gelen borcu geçtim, bu stat yapım maliyetini birilerinin ödemesi gerektiği gerçeğiyle niye yüzleşemediğimizi de anlamış değilim.

  1. Baskılı stat atmosferine ihtiyacımız var.

Beşiktaş’ımızın hikayesi her zaman taraftarının ara vermeksizin ve sonuca bakmaksızın desteğiyle, o hipnotize olmuş gibi dakikalarca susmayanların yarattığı büyülü atmosferle güzel. Ayrıca federasyon ve hakemlerin sağını solunu oynatmaya çok müsait oldukları bir ortamda, stadımızda rahat düdük çalamamaları önemli.

taraftaryolda

Neye ihtiyacımız yok?

‘Tribünün ve kulübün asıl sahipleri kim’ tartışmasına ihtiyacımız yok. ‘Parasını verdim oynayın lan ahahaha’ dangalaklığına ihtiyacımız yok. Ama mesela bizim yerimize savaşacak ‘Beşiktaş milis kuvvetlerine’ de ihtiyacımız yok. Kimsenin herhangi başka bir taraftarın Beşiktaşlılığını tartmaya kalkmasına ihtiyacımız yok.

Ne yapacağız?

Bir an önce alternatif gelir kanalları yaratıp, maç günü gelirlerine olan bağımlılığımızı azaltacağız.

Ara çözüm olarak statta ailemle gelip maç seyretmek istiyorum diyen grupla, tribünün lokomotifi olup tezahüratı organize etmek isteyen grubu birbirinden ayıracağız ve galiba Yeni Açık en iyi opsiyon.

En iyi turşu limonla mı sirkeyle mi yapılır muhabbetine dönen ıslık, marş meselesini taraftarın kararına bırakacağız. Ben birey olarak bana bir şeylerin empoze edilmesinden sıkıldım.

Bugün bana ne zaman ve ne kadar bağıracağımı söylemeye çalışanların, yarın ne bağıracağımı söylemeye çalışmasından endişe duyuyorum. Kimseyi başıma koro şefi olarak seçtiğimi de hatırlamıyorum.

Ayrıca asıl Çarşı’ya ihtiyaç duyduğumuz alan başka.

Beşiktaş’a nasıl faydalı olacağını bilemeyen, bu yüzden de olanakları fazla olan Beşiktaş taraftarına diş bileyen kardeşlerimizin enerjisinin ‘mevzuya katılmaktan’ faydalı bir yerlere evrilmesi lazım.

Bu konuda da üstlendiği sosyal sorumluluk projeleri ile haklı olarak kendini dünyadaki diğer taraftar gruplarından farklı bir yere koyan Çarşı ilacımız olabilir. Bu kardeşlerimizi ön ayak olacağı sosyal projelerin insan kaynağı olmaya yönlendirirse ihtiyacımız olmayan ‘asker’ gücü yerine, çok ihtiyacımız olan Beşiktaş’ın sosyal yüzü olabilirler.

Kulübün de burada taşın altına elini koyup, bir işbirliğine gitmesi gerek.

‘Gerçekten’ bir projede zaman ve emek harcayan kardeşlerimizin; mesela bir bakım evinde haftada 8 saat gönüllü olarak çalışan bir taraftarımızın, ay sonunda 1 bedava bilet kazanacağı bir ‘sosyal proje ödül sistemi’ kurulabilir. Tribün liderleri böyle yapıcı bir projeyle giderlerse, yönetimden de destek bulurlar gibi geliyor.

Beşiktaş’ımızın hem Arma değerlerine selam çakan, hem markasına katkı verecek , hem de DNA’sını uygun bu gibi görevlerin, artık değişen taraftar portresiyle karşı karşıya gelmekten daha faydalı bir rol olacağına inanıyorum.

 

Cem Fante / @johncelinefante

2. BÖLÜM

3. BÖLÜM

4. BÖLÜM

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.