Normal Taraftar vs. Süper Taraftar – 4

Çok çeşitli konularda yazılar yazdım.

Hiçbir yazdığımda Beşiktaş taraftarı ve yapılması gerekenlerle ilgili meseleleri yazarken zorlandığım kadar zorlanmadım.

Çünkü her ne kadar yazdıklarımın önemli bir özgül ağırlığı olmasa da, ‘yaz’ denmiş olmasının verdiği bir ciddiyet var. Daha evvel akademik seviyede bir iki bir şey karalamış olmanın verdiği, ‘dışarıdan bakarak yaz’ dürtüsü var.

Gel de sen yaz.

Yazının her satırında bir anda kocaman harflerle ‘AÇIN KARDEŞİM KAPILARI AÇIN, ÇOK BEKLEDİ BU TARAFTAR BU GÜNLERİ’ diye yazıp ekranla karşılıklı ‘siyah-beyaz’ çekme isteği doğuyor.

Yapılması gereken, akla yakın olan, ihtiyaç, mecburiyet, adaletli olan neyse onu yapmak zorundayız. Bu da maalesef hesap kitap yapmaktan, romantik düşünmemekten, profesyonel davranmaktan geçiyor.

Bu arada Taraftar-Beşiktaş arasında bize göre kutsal bağı da olabildiğince korumalıyız.

Peki niye içim içimi yiyor?

Çünkü çok seviyoruz.

Sadece Beşiktaş’ı değil.

Etrafımızda, bizim büyük bir aşkla bağlı olduğumuz bu Arma’yı, aynı kuvvetli duygularla seven, üzerine titreyen, gözü gibi bakan başka ağabeylerimiz, kardeşlerimiz olmasını da çok seviyoruz.

Bir sevdaya beraber tutunmayı, ortak bir mücadelenin omuz verenleri olmayı, ‘bazen sevinç-bazen kederle’ geçen bir yolculuğu beraber yapmayı seviyoruz.

Stadyumun dışında beş benzemez olan insanların, maç sırasında ayırt edilemez olmasını; dev ve bölünmez bir organizmaya dönüşmesini seviyoruz.

O tribünler ne kadar çok tek bir nabız gibi atarsa, o sihirli anlar kaç kere yakalanırsa, o sıklıkla biz de yeniden bağlanıyoruz hayata.

7ec31b45d33d4a768bb206c397eaf8bc

Maç gününü nerede geçirirsek geçirelim, dünyanın hoyratlığını, nankörlüğünü ve tüm sıkıntılarını unutup; Beşiktaş ortak hafızasına bağlanmayı, hayatı birkaç saatliğine Kartal’ın gözünden izlemeyi seviyoruz.

Ve etrafımızı kendimiz gibi hisseden insanlarla doldurup, uzatmaya çalışıyoruz bu büyülü anları.

Etrafımızdaki bu ağabeyler, kardeşler hem ‘sevdamıza dair’ bir şeyler biliyor, hem de garipsemiyor tutkun olmamızı.

Ortak kader duygusu işte böyle gelişiyor.

Sebebi ister imkanlar olsun; para/pul – mesafeler olsun, ister ‘modern zamanlar’ olsun ve onun getirdikleri; Beşiktaş ailesinin bazı fertlerinin sevdasına uzak kalması, uzanamaması, dokunamaması; içimize sinmiyor.

Para lazım diyoruz, Beşiktaş’ın geleceği diyoruz, suçlu sosyal adaletin olmaması diyoruz; aklımız kabul ediyor ama gönül ferman dinlemiyor.

Kalp, kan bağından güçlü siyah-beyaz atkılarla birbirine kenetlenmiş Beşiktaş taraftarlık ailesinin bir bölümünü görmezden gelmeye izin vermiyor.

O zaman ne yapacağız?

Daha çok düşüneceğiz, daha çok çalışacağız, daha farklı projeler üreteceğiz.

Olandan çok olmayandan az alarak her bir ferdimizi ‘Beşiktaş taraftarlık deneyiminin’ bir parçası yapacağız.

Hiçbir kötü niyet olmadan, mecbur kalındığı için devam ettirilen, Beşiktaş taraftar harcamalarının ana gelir kalemi olmasına alternatifler yaratıp, son vereceğiz.

Ama burada taraftarın hepsine bir görev düşüyor.

Biz de kulübün işaret ettiği alanlarda, ‘senden para istemiyorum ama desteğine ihtiyacım var; bu işe sahiplen’ dediği zamanlarda, projelere sahip çıkacak, onlara milyonların desteğiyle omuz vereceğiz.

O zaman ve ancak o zaman; başka bir Beşiktaş mümkün olacak.

 

Cem Fante / @johncelinefante

1. BÖLÜM

2. BÖLÜM

3. BÖLÜM

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.