Normal Taraftar vs. Süper Taraftar – 2

Finansal konularla sizi yeterince bunaltamadığıma karar verip, sosyoloji parçalayarak hepten fişinizi çekeceğim. Bayılanları pistten alın.

Bu yazıda, meselenin daha ciddi konularına girmeden önce; biraz içimi dökmek, biraz da kendimi eylemek istiyorum.

Geçen yazıda, ‘normal taraftar’ ve ‘süper taraftar’ arasındaki tartışmanın aslında ekonomik kökenleri olduğundan bahsetmiştim. Olay bir ‘olanlar’ – ‘olmayanlar’ sürtüşmesi.

Peki kendi aralarında bu meseleleri çözebilmeleri mümkün mü?

El cevap. Hayır.

Çünkü bu grupların içlerinde, azınlık olsalar bile ve ülkemizde genellikle yaşandığı üzere, sesi en çok çıkanlar, aynı zamanda en saçma argümanları dile getiriyorlar.

Şimdi bunları tek tek inceleyelim:

Halk plajlara akın etti, vatandaş denize giremedi’ :

Ben bu bilete bu kadar para veriyorum, etrafımda içkili, küfür eden, hoplayıp zıplayan adamlar görmek istemiyorum.

Yorumum: Ah, canım; kıyamam.

Ben 428 maçı gittim, bunların 100’üne otobüsün bagajında gittim; bana da mı 150 TL ?’

Yorumum: Kendi mutluluğunuz için yaptığınız şeyleri, bizim için yapılmış fedakarlıklar olarak anlatmanız gerçekten çok enteresan. Bunların sizi bizden daha önemli kılıyor olduğu hissiyatı da çok ilgimi çekiyor. Tribünde bir sürü kalp cerrahı vardır, bir günden bir güne birinin de kalkıp ‘ulan hepinizin hayatı ellerimde, ben de mi para vereceğim’ dediğini duymadım. Olsun, seviyoruz sizi.

Ama zaten bize gelişi 150 TL, parayı alayım.

pankart-besiktas-tribun-inonu

Aynı anda seks ve seyahat öneren bir teklif: ‘Bağırmayan taraftar s…tirsin gitsin!’

Yorumum: Maçı izlemekle takımı desteklemenin doğru bir kombinasyonu olması gerektiğini ve aksinin Beşiktaş tribün geleneğine aykırı olduğunu düşünüyorum. Bir yandan da bilete 800 TL veren adamın kendimi bozmayayım çekingenliğini gayet insani buluyorum. Bu işin doğrusu eskiden olduğu gibi bağıran bağıracak, bağırmayan da arada özenip bağıracak.

Sizin bu ‘gitmeden önce kendine sevişecek birini bul’ önerisine uyarlarsa, yani pahalı bilet sahipleri ayağını çekerse, aynı geliri elde etmenin tek yolunun ucuz biletlerin fiyatını arttırmak olduğunu da hatırlatmak isterim.

Zulümpiyatta neredeydiniz?’

Yorumum: Ne fark eder? Orada yoktular, şimdi buradalar.

Senin gibi parasını verip biletini/kombinesini alıyor, olabildiğince coşkulu destek vermeye çalışıyorlarsa hoş geldiler sefa geldiler.

Beşiktaş halkın takımıdır. Zenginler içeride, biz maça gelemiyoruz, biletler ucuz olsun.

Yorumum: En anlam veremediğim ve aynı zamanda en sinsi bulduğum argüman bu. Beşiktaş’ın paraya ihtiyacı olduğu kısmını geçiyorum.

Bana biri biletler ucuzladığında bu biletleri zenginlerin değil garibanların alacağını nasıl garanti edeceğimizi bir anlatsın. Adam 300 lira verdiği yer 100 lira olursa almayacak mı?

Ucuzladığı için talebin artacağı yerde, zaten zor bilet bulunan stadımızda, bu biletleri/kombineleri emekçi, öğrenci, gariban Beşiktaşlıların almasını; bilete çok daha fazla verme imkanı olan kişilerin almamasını yeşil kart gösterterek mi sağlayacağız?

Bu muhabbet bana biraz, ben kimlerin ihtiyacı olduğunu biliyorum; siz biletleri/kombineleri bana verin, ben ihtiyacı olanlara dağıtırım demeye geliyor gibi hissediyorum.

Şimdi gelelim kaçınılmaz konuya. Ben bu taraftar meseleleri ile ilgili yazmaya başladığım zaman hatırı sayılır bir linç yiyeceğimi düşündüm ve kaçınılmaz olarak bu serinin bir yerinde bu gerçekleşecek. Ondan önce en azından şu bilet fiyatlama ile ilgili fikrimi söyleyeyim.

Kulübün 500 kadar bileti sosyal hizmet karşılığı kazanılan puanlarla bilete para vermeye imkanı olmayanlara vermesi, bir 500 bilet ile de şehit çocukları ve yetiştirme yurtlarında kalan kardeşlerimiz gibi şanssızlıkla sınanmış yavrularımızı bedelsiz misafir etmesi gerektiğine inanıyorum. Bu projeleri daha sonraki yazılarda detaylandıracağım.

Stadın ambiyansına faydalı olacağını düşündükleri bir tribünün, ki önerim Yeni Açık, içinde bulunduğumuz ekonomik şartlar elverdiğince uygun tutulması gerektiğini düşünüyorum.

Bu arada alternatif gelir kaynakları konusunda emek harcanarak başarı sağlanmalı ve bu başarı, stat genelinde indirim olarak taraftarlarımıza geri dönmeli.

Fakat bir de bu durumun ekonomik imkanlar dışında sosyal portresi var. Bahsettiğim şey gelir seviyesinden bağımsız, ideal taraftar tipolojisi. Dünya bu konuda başka bir yere gidiyor. Biz de beğenelim/beğenmeyelim oraya sürükleneceğiz. Bugün değilse bile 3-5 yıl içinde bu dönüşüm gerçekleşecek ve bu bildiğimiz anlamda taraftar profilinin de sonu olacak.

herthatribun

Ne diyorum biraz açayım.

Geçen yıl Bundesliga pozitif taraftar kültürünün ve desteğinin sağlanması için 12 milyon € harcadı. Yani küfür değil coşkulu tezahürat, meşale değil koreografi diye taraftarları eğitebilmek ve bu tür yaratıcı gösterileri fonlayabilmek için cebinden 40 trilyon para verdi. Ayrıca sezon boyunca toplam 13.021 güvenlik elemanı çalıştırarak bunlara da bir 25 milyon € bayıldı.

Peki neden?

Çünkü 2014-2015 sezonu toplam gelirleri 2.62 milyar € olan Bundesliga, bunun sadece 947.8 milyon €’sunu maç günü gelirleri, ürün satışı ve transferlerden elde ediyor. Geri kalan ve asıl geliri oluşturan 1.67 milyar € ise sponsorlardan ve TV gelirlerinden.

Ve ne kadar enteresandır ki Almanya genelinde ve dünyanın Bundesliga’nın yayınlandığı geri kalan yerlerinde insanlar, aileler; bu büyük TV gelirinin oluşmasını sağlayan geniş kitleler, Wolfsburg taraftarlarının Bayern taraftarlarının annelerine olan ilgisini avaz avaz dinlemek istemiyor.

Eli yüzü düzgün, global hırsları olan sponsorlar da birbirini bıçakla kovalayan, ırkçı tezahürat yapan, maçlarda/maç sonunda ayakta duramayacak halde olan ve sürekli söven bir grubun ilgi duyduğu spor olarak bilinen bir ‘ürünle’ isimlerini yan yana getirmek istemiyor.

E böyle olunca da mecburen; tribünler rafineleştiriliyor.

 

Cem Fante / @johnceline fante

1. BÖLÜM

3. BÖLÜM

4. BÖLÜM

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.