Ne Öğrendik?

Yaşanan felaketlere bir mana yüklemek, insan zihninin acıyla baş etme yöntemidir. Korkunç bir tecrübenin tekrarlanabilir olması, normale dönmeyi güçleştirdiği için; insan, başına geleni bir sebep-sonuç ilişkisiyle açıklayabilmek, bir ders çıkarabilmek ve rastgele bir olaydan daha anlamlı bir şey yaşadığına inanmak ister.

Dün geceki travma da benim için böyleydi. Zihnim; bir bahis baronları, bir UEFA ülke sıralaması, bir büyük takımların Türkiye’ye gelmek istememesi diye teoriden teoriye koştu, durdu. Sanki, mesleğini kötü yapan bir adamın hatasıyla yenilmiş olsak, “sadece ölmüş” olacak, ama büyük bir planın parçası olarak infaz edilmiş olsak, umutlarımız “şehit” sayılacaktı. Bir sezonun emeğiyle katılmaya hak kazanılmış; omuz omuza acısıyla tatlısıyla beraber yürünmüş bir yolculuğun, mutlu sonlanmaya bu kadar yakınken, sıradan ve insani bir sebeple bitmiş olabileceği ihtimalini bile, aklım kabul edemedi.

Söylediklerimi yanlış anlamayın. Meselenin basit bir hata olduğunu düşünüyor değilim. Sadece bunun arkasındaki asıl planı çözersek, acımız dinecek hissinden vazgeçin istiyorum. Dinmeyecek. Yıllar sonra bile dün geceyi hatırladığımızda içimize bir sızı oturacak. Çünkü bizim kısa yoldan ulaşmaya çalıştığımız ağrı kesicinin aksine, dün geceden çıkarılacak “acının boşa çekilmediğinin kanıtı” biraz daha derinde. Çok gözümüzün önünde, ama ilk bakışta görülmüyor.

Benim gözümü açan Andreas Beck oldu. Instagram hesabından hava alanı karşılamasıyla ilgili yazdığı notu; “Hava alanında bizi karşılamanız inanılmazdı. Bunu hayatım boyunca unutamayacağım. Çok teşekkürler!” diye bitirmiş. İçten yazılmış, ama sıradan gözüken cümleler. İlk okuduğumda çok da anlam yüklemedim. Neden sonra, aklıma Almancasına da bir göz atmak geldi. Metinde “inanılmaz” diye çevrilen kelime gözüme çarptı. Wahnsinn. “Çeviride kayboldu” denen aslında tam da budur. Bazen, kelimeye orijinal dilde yüklenen anlam, çeviride hafifler. Gözünüze bir arabanın benzin göstergesini getirin. Boş depo “akıl almaz”, dolu depo “çılgınca” olsun, “wahnsinn” ibrenin, ikisinin arasında, çılgınlığa yakın bir yerde durmasıdır. Andreas Beck, aslında bize “sabahın o erken saatinde, bizi hava alanında karşılamış olmanız, çılgıncaydı” demiş.

 

Oyuncularımızın hiç biri 10-12 yıldır bizimle değil. Bazıları kötü günlerdeki desteğimizin şahitleri olsalar da, dün geceki gibi beklentinin bu kadar yükseldiği bir maçta, bu kadar akla hayale gelmez bir skorun parçası olmadılar. İçlerinde gelir gelmez şampiyonluk sezonu yaşayan, hep iyi gün görenler çokça. Uçağa bindiler, ne bekleyeceklerini bilmeden Türkiye’ye döndüler. Belki biraz daha eskiler, yenilere “merak etmeyin bizim taraftar futboldan anlar, yaşananları görmüştür” dedi. Uçaktan indiler, dışarı çıktılar ve Beşiktaşlıları gördüler. Ve Beck’in, aklının almadığı için “çılgınca” dediği sahneler yaşandı. Kazansalardı o kadar kalabalık olmayacak bir toplulukla, bir taraftar grubu; farklı bir mağlubiyetle, tarihi bir fırsatı kaçıran takımının yaralarını sardı. Üzgün olanları teselli etti, yılgın gördüklerine “başını dik tut” dedi. İddia ediyorum; dünyanın hiçbir ülkesinde, hiçbir profesyonel takımın kalecisi, tarihi zafer beklenen bir gecede, her nasıl olursa olsun 6 gol yedikten bir gün sonra; “ben bugün en iyisi, yanıma karımı da alayım, bizim taraftarların bolca olduğu kapalı bir yere gideyim, uzun süre orada oturayım” demez, diyemez.

Uygar dünyanın kalbinde de yaşıyor olsa, dünyanın en medeni taraftarlarına da sahip olsa, üç-beş manyağın çıkma riskini almaz. İşte biz, belki de ilk kez dün gece, futbolcularımıza Beşiktaşlılığın ne demek olduğunu bu kadar net anlatabildik. Beşiktaş için gözyaşı dökenin, acımıza ortak olup bizden biri gibi canı acıyanın; zaferi, bizimle beraber kutlamak için isteyenin, önceki aidiyeti ne olursa olsun o formayı sahiplenip canını dişine takanın, zaten aslında çoktan galip olduğunu gösterdik. Tribündeki Beşiktaşlının zaferinin skorlar değil; sahadaki oyuncuların kendisinin bir uzantısı gibi istediği, üzüldüğü ve sevindiği; takımın nabzının taraftarın nabzıyla birlikte attığı anlar olduğunu hissettirebildik.

Biz de, Beşiktaşlının dünyada benzeri olmayan DNA’sının nesilden nesile geçtiğini gördük. 17-18 yaşında gençlerin, kırklı yaşlardaki ağabeyleriyle, tecrübeyle değil içgüdüyle, aynı bağrına basma isteğini hissedip, o çıkış kapısında yan yana geldiğine tanık olduk. Bugün de ben, tarihimiz boyunca çektiğimiz acıların boşuna olmadığını anladım. Beşiktaş taraftarı, o acılardan süzüp bilgelik biriktirdi. Bizi hem farklı kılan, hem de bundan sonraki zaferlerimizi getiren bu olacak. Bu sezon, tarihte ilk defa; taraftarının bilgeliği, bir takımı şampiyon yapacak.

 

Cem Fante / @johncelinefante

Ne Öğrendik?” hakkında 1 yorum var

  1. Avatar

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.