Kutlu Davamız

Aslında hepinize küstüm. Fakat Cem Göncü’nün ağzı -sizin tanıdığınızın aksine- çok bozuk. Ben yazı yazmadıkça DM’den sövüyor. O daha fazla çirkinleşmesin diye bu satırları kaleme almak durumundayım.

Şahsen hiçbirinizi tanımadığım halde, tek tek her birinize nasıl küstüğümü anlamamış olabilirsiniz. O kısım bende de çok net değil. Yalnız şunu biliyorum ki elim yazı yazmaya daha az gider oldu. Bazen çok önemli bir şey yakalamışım gibi heyecanlanıp, “bunu yazmam lazım” diye bir yükseldiğim oluyor ama sonra hevesim sönüveriyor.

“Bir sürekli kaşınmadır yaşadığım. Alışkanlığa ve törelere karşı” demiş ya Turgut Uyar, bende de rutin, öyle bir kaşınma yaratıyor.

Kimsenin fikrini değiştiremediğin ve sadece seninle aynı fikirde olanların okuduğu yazılar yazıp durmak bünyede sıkıntı yarattı.

Halk TV seyredenlerin zaten CHP’ye oy vermesi gibi bir kısır döngünün içindeyiz. Bunun dışında bir de kendi içimizde “sen onu söyledin ama tam benim istediğim içerikte/zamanda/tonda” söylemedin diye bölük bölük bölünmüşüz.

Twitter timeline’ının köşelerinde küçük küçük cephecikler çekirdek çitleyip birbiriyle aklının erdiği, dişinin geçtiği kadar makara yapıyor. Bu işin folklörü beni eğlendirdiği için seyretmekten sıkılmasam da içine dahil olmak hiç cazip gelmiyor.

Bir de yaptığım işe anlamlar yükleyemiyorum. Elimden gelmediğinden değil, kendimi ciddiye alamadığımdan. Hani bir fıkra vardır:
“İki eski arkadaş yıllar sonra karşılaşmış. Hal hatır sorduktan sonra biri diğerine, “Senin cin gibi bir kızın vardı, ne oldu, okudu mu, şimdi ne yapıyor?” demiş.
Adam hemen anlatmaya başlamış; “Yok” demiş, “Okumadı ama, bir şirkette küçük bir işe girdi. Şefi hemen değerini kavradı, maaşını artırdı. Sonra patronunun da gözüne girmeyi başardı, öyle ki patron onu kendi bölümüne aldı; çalışmasından o kadar memnun kaldı ki, maaşını daha da artırdı, hatta araba aldı. Sonra patronunun bir arkadaşı, başka bir şirket sahibi, benim kızı kendi firmasına transfer etti, daha yüksek maaşla üstelik. Ev de aldı. Sonra daha fazla yorulsun istemedi, artık işleri evden yürütüyor benim kız.”
Sonra dönüp aynı soruyu o diğerine sormuş: “Eee, senin kızın ne yapıyor?”
Adamcağız da cevap vermiş, “Benim kız da orospu oldu da, ben senin kadar güzel anlatamıyorum”

Evlerden ırak, ben biraz bu dili dönmeyen mazlum baba hallerindeyim. Beşiktaş konuşmayı, yazmayı, Beşiktaşlılarla bir arada olmayı seviyorum ama bu kendi zevkim için yaptığım işlerle aslında Beşiktaş’a ne büyük hizmetler ettiğimi (!) üfürme kısmını tam kıvıramıyorum.

Buna önce bir kendimi inandırabilsem, kutlu davama asker devşirmek için yazıp duracağım. Fakat yaptığım işin; Beşiktaş konuşulan kahvede masaya kıvrılmış, konuşulanlara kulak kabartan kedi gibi ara sıra “miyav” demek, bolca da kuyruğumla oynamak olduğunu bildiğimden kendimi motive edemiyorum.

Egom zaten Allah tarafından doğuştan şişik olduğu için fav-rt bir şey ifade etmiyor. Genel olarak insan sevmediğim için buradan arkadaş edineyim gibi bir hevesim yok. Git-gel akıllı olduğumu bilecek kadar kendimi tanıdığımdan “ulan biri görür şöhret olurum” tarzı piyango mutluluklar aramıyorum. Takipçi desen yarın ölsem cenazeme ellisinin gelmeyeceğini idrak edecek kadar sağlıklı bir çocukluk geçirdim. Ben bir fikir üreteyim, başkası da kendi fikrini derli toplu anlatsın, belki durgun zekam kıvılcımlanır diye umut etsem, karşıt fikirlerin sövme ya da ilkokul çocuğu gibi ocu-bucu diye isim takmadan ibaret olduğu vasatlık bariyerine takılıyorum.

Üstelik kimin tavuğuna kışt desek, bedava düşman kazanıyoruz. Bu yaşıma kadar birkaç ömürlük düşman biriktirdim. İnternet üzerinden sanal düşmanlar eklemek panik atağımı azdırıyor.

Velhasıl kelam hepinize küstüm. Para atılınca çalışan meşrubat otomatı gibi bir tek küfrü yiyince yazı yazıyorum.

Aslında seçimler yaklaşırken “bakın ben de buradayım” demek için, vurduğu yerden ses getiren yazılar yazmanın tam zamanı. Fakat bununla ilgili iki sorunum var. Hem sözü dinlenir gözükmek için bedava kahramanlık yapmak bana çok acıklı geliyor, hem de döveceğim ama dayak yiyeceğim diye çok korkuyorum.

Biz kendimizi ciddiye almazken biri bizi ciddiye alırsa sıkıntı olabilir. Beşiktaş bir milyar TL cirosu olan bir dev. Bunu yönetmeye aday olanların arasında naif ve idealist “şu şöyle olsun bu böyle olsun” diye incecik sesinle çizgi film karakteri gibi gezerken adamı yerler.

Ve fakat benim de canım bir tek böyle sıkıntılı konularda yazmak istiyor. İşi deliliğe vurup sıyırabileceğime ikna olursam, Mayıs’a kadar ara ara bir şeyler karalayayım diyorum. Belki bu arada yerlerde sürünen motivasyonumu da geri kazanırım.

Size gel-git akıllı olduğumu söylemiş miydim?

Cem Fante

Kutlu Davamız” için 2 yorum var

  1. Emre ozmeral on

    Tahmin ettiğinden daha çok insanı etkiliyorsun ama mesele iyilerinde kötüler kadar cesur olabilmesi.bir umut kurtaracak hepimizi,devam edin,motive edin

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.