Başka Bir Beşiktaş Mümkün – 1

Stada alınmayan çocuk fotoğraflarını görünce aklıma bir şeyler düştü, sizlerle de paylaşmak istedim.

Endüstriyel futbol lafı artık kulağımıza yabancı gelmiyor. Yerli yersiz kullanılsa da çağın gerçeği olduğu kabul edildi hatta “gerekleri” üzerine konuşulmaya başlandı. Taraftara müşteri muamelesi yapmaktan, küçük çocukları maça sokmamaya; futbolcuların herhangi bir aidiyet duygusu göstermemesinden, passolig dangalaklığına kadar her şey “endüstriyel futbolun gereği” çuvalına atılıp mazur gösterilmeye çalışılıyor.

Açıkçası olayın romantik boyutuna çok girmek istemiyorum. “Kulübün sahibi taraftardır” ile başlayan, söylerken çok hoş, uygulamada imkansız bir çok slogan var. Benim bu konudaki fikrim dönen paranın bu kadar büyük olduğu herhangi bir sektörün endüstrileşmesinin kaçınılmaz olduğu, dünya ile rekabet etme amacında olan her ligin ve o liglerde oynayan her takımın da bu sürece ayak uydurması gerektiği.

Bizim yanlış anladığımız konu ise futbolun endüstriyelleşmesinin bizim uyguladığımız “sen istiyor başarı, verecek 100$ daha” seviyesinden biraz daha komplike olması.

Ülkemizde anlaşılan, endüstrileşmenin kulüplerin yüksek gelir odaklı hale gelmesini doğurduğu, dolayısıyla taraftarın daha çok para harcamak zorunda olduğu. Yani sorumluluğun “müşterilere” düştüğü bir düzen. Oysa akıl sağlığı yerinde herkesin düşünebileceği gibi, bir “şirketin” karlılığı, iyi yönetilmesi ve finansal sağlığı, onu yönetenlerin sorumluluğudur. Bu da taraftarı para verirken “lanet olsun” noktasına getirerek değil,

  1. Harcadığı paranın iyi kullanıldığından emin olan taraftarın gönül rahatlığı ile harcama yapmasıyla, yani “feda olsun” demesiyle
  2. Taraftarın seyrettiği oyunun, tribünde ve stadyumda yaşadıklarının kalitesinin, kulübüyle olan ilişkisinin, sosyal medya paylaşımlarının yani toplam taraftarlık deneyimlerinin onu mutlu etmesiyle
  3. Kulübe yeni taraftarlar kazandırarak gelir havuzunun büyümesiyle olur.

Buraya kadar iktisat kulübü makalesi gibi yazılmış bu yazıyı mazur görün. Bu noktadan sonra konu biraz değişiyor çünkü diğer kulüpler inşallah bunların tersini yapar ve sürünürler ama bizim derdimiz Beşiktaş. Ne mutlu ki ülkede şu anda sürdürülebilir ve tekrarlanabilir bir başarı kazanabilecek tek takım da Beşiktaş. Neden sürdürülebilir, çünkü başarı mali çılgınlıklar yapılmadan yakalanıyor. Neden tekrarlanabilir, çünkü adım adım büyüyerek nasıl başarı yakalandığını öğrenen yani know-how biriktiren yönetim kadrolarımız var.

Bu noktadan sonra yapılması gerekenler, “abi bu borç nasıl ödenir” sorusunun da cevabı aslında. Gelen ve inşallah gelecek olan başarılar nasıl yönetilmeli?

Sorunun yanlış cevabını vererek başlayalım, “takım başarılı o zaman her şey daha pahalı, çocuklar da bilet alacak, size de vakum bağlayacağız bu güğümler dolacak” diyerek değil.

macagiremeyencocuk

Beşiktaş taraftarının sayısı yaklaşık 12-13 milyon. Bunların içinde Beşiktaş’a bir şekilde parası geçmiş kişi sayısı 4 milyon civarında. Tahmini olarak söylüyorum, Beşiktaş için düzenli harcama (forma-bilet-vodafone bjk -aidat vs.) yapan taraftar sayısı 1 milyonu geçmez. Başlangıç noktamız bu.

Peki ne yapacağız? Öncelikle geri kalan 3 milyon daha önce Beşiktaş için para harcadığını bildiğimiz kişinin bütçesine göre “Beşiktaş taraftarlık deneyiminin” bir parçası olmayı istemesini sağlayacağız.

Bunun için sadece takımın başarısı yetmez. İnsanları stada geldiğinde, televizyon başında, BJK TV seyrederken, kulübün sosyal medya paylaşımlarını gezerken rahat ettirmek, mutlu etmek, güzel anılar biriktirmesini sağlamak ve o anıları çocuklarının da yaşaması için onlara aktarma isteği oluşturmak gerek.

Şöyle bir şey hayal edin; Beşiktaş’ın Liverpool’u elediği maça gitmiş ondan sonra da bir daha stada girmemiş, Kartal Yuvası’na uğramamış bir adamsın. Çocuğun hafta sonu 10 yaşına basacak. Adına yazılmış aşağıdaki mektubu alıyorsun:

Sevgili Ahmet,

Seninle en son Liverpool’u elediğimiz o muhteşem gecede bir aradaydık. Biz o geceyi hiçbir zaman unutmadık, senin de unutmadığını tahmin ediyoruz. Beşiktaş’ın taraftarı hep yanında ama biz yine de sensiz hep 1 eksik olduğumuzu düşünüyoruz. Ayrıca senin hafta sonu 10 yaşına basacak genç kardeşimiz Mehmet’in de bu güzel anıları yaşamasını sağlamak gibi bir yükümlülüğün var. Lütfen bu hafta sonu oynanacak xxx maçına biletini şimdiden al. Maçtan önce de Mehmet kardeşimizle stattaki Kartal Yuvası’na mutlaka uğra, orada onun için ufak bir hediye bulacaksın.

Sevgiler

Beşiktaş Jimnastik Kulübü

Ahmet’i müşteri gibi mi görmüş olduk, yoksa Ahmet o parayı gözleri dolu dolu mu verir? Mehmet kardeşimiz bu saatten sonra başka takım tutar mı? O Kartal Yuvası’ndan sadece o hediyeyi alıp mı çıkarlar?

Passolig gibi zorunlu, facebook vs. gibi isteyerek veri verdiğimiz bu kadar kaynak kulübün elindeyken, taraftarıyla böyle bir ilişki kurması imkansız mı?

Beşiktaş-taraftar ilişkisinden parayı merkezden çıkarmak için yapılabileceklere bu sadece bir örnek. Başka bir Beşiktaş mümkün.

 

Cem Fante /@johncelinefante

2. BÖLÜM

3. BÖLÜM

4. BÖLÜM

5. BÖLÜM

6. BÖLÜM

7. BÖLÜM

8. BÖLÜM

9. BÖLÜM

10. BÖLÜM

11. BÖLÜM

12. BÖLÜM

13. BÖLÜM

14. BÖLÜM

15. BÖLÜM

16. BÖLÜM

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.