Başka Bir Beşiktaş Mümkün – 9

Geleceğe Yatırım Neden Önemli

İlker Pırlant Abi geçenlerde yazdığı bir tweetinde;

“Gazoz sorunlar: Olcay kötü, Caner üçlü çektirmedi. Esas sorun: tribün fenerlileşiyor” yazmıştı.

Beşiktaş taraftar mozaiğinde kapladığı yer sürekli büyüyen, en azından sesi giderek çok çıkan bir parçanın şahane tanımlamasıdır bu.

Müşteri olarak görülmekten şikayet edip, müşteri gibi davranan bir parça.

Takıma değil sevdiği/sevmediği oyuncuya odaklanan, para harcıyor olmanın Beşiktaş’a kendisini memnun etme yükümlülüğü verdiğini düşünen, işler istediği gibi gitmediği ve gerçek hayat birebir aklındaki senaryoya uygun gerçekleşmediği zaman çirkinleşen; özetle “fenerli şımarıklığının” vücut bulmuş hali gibi davranan bir parça.

Bu profilde taraftarların oluşmasının, ne kadarı kulübün politikalarının, ne kadarı “modern zamanların” suçudur; bu daha uzun ve üzerine çok kafa yorulması gereken başka bir yazının konusu.

Benim bu Beşiktaş’ın Çocukları konusuna girme sebebim ise, bir gün tribüne gittiğinizde; David Beckham’ı görmeye maça gelmiş Amerikalılar gibi bir taraftar kitlesinin içinde kalmamak için, yapılması gerekenler olduğuna inanmam.

Haddimi biliyorum. Ne tribün emekçiliği üzerine ahkam kesecek, ne de Beşiktaşlılık budur diye büyük laflar edecek durumdayım; ama kırk yıla yaklaşan ömrümde ben de paylaşabileceğim düşünceler biriktirdim.

Her Beşiktaşlı taraftar birey olarak dürüst, çelebi, yardımsever, mizah duygusu kuvvetli değildir ama bireyler Beşiktaşlılık şemsiyesi altında birleştiğinde ortaya çıkan grup bu özellikleri barındırır.

Camianın genetiğinde haksızlıkla mücadele ve favori olmama var. Favori değilseniz muhalifsinizdir, muhalifseniz de silahınız mizahtır. Düzenle alay etmektir. Haksızlığa uğrayan tarafsanız hep, haksızlık yapmaya gönlünüz razı olmaz.

Bu özellikleri taşımayan, günlük hayatında yırtıcılığı ve acımasızlığıyla geçinen çok insanın, Beşiktaş ile ilgili bir konuda; “ben” şahsen ne gerekiyorsa yapalım diyorum, ama “bize” yakışmaz tavrında olduğunu gördüm.

Çünkü camia DNA’sı vardır ve bütün evlatlarının içindedir. Zaman zaman şaşırsan da baskın gelir, sen kendin hatırlamasan da kardeşlerin, kalabalıklar, tribünler hatırlatır, hizaya sokar.

İşte tam da bu DNA’nın kuşaklar arası aktarımında bir sıkıntı var.

Beklentiler “uğruna bir şeyler yapılıp mutlu olunan” Beşiktaş’tan; “Beşiktaş bugün 2 saat boş zamanım var, beni mutlu etsene” demeye kayıyor.

engellicocuklar-tribunde

 

Değişen zamanlar, tüketim odaklı alışkanlıklar ve yeni neslin rol modellerini hayatlarından değil sosyal medya ‘karakterlerinden’ seçmesi yeni jenerasyonu mutlaka farklılaştıracak.

Bizim elimizden gelen ise kulübümüzün tarihini, değerlerini ve taraftar yapısını; kısaca ‘neyi temsil ettiğimizi’ Beşiktaş ile çocuk yaştan itibaren kurulacak bir ilişki ile aktarabilmek.

Bu belki çocuklarımızın minik dünyalarını renklendirecek; sevdikleri oyuncularla mektup arkadaşı olabilecekleri, Kartal’ın kahramanı olduğu oyunlar oynayabilecekleri , Beşiktaş Çocuk platformu ile olacak.

Belki de o sevimli ve ‘her üründe aynı çizilmiş’ Kartal’ı; mataralarında, t-shirtlerinde, yatak örtülerinde, yemek kaplarında, çantalarında ve saatlerinde görmeleri ile.

Ya da belki ihtiyacımız olan, UEFA ve Şampiyonlar Ligi finallerinde olduğu gibi stadyuma yakın bir yerde “taraftar alanı” kuran bir Beşiktaş.

Burada aile dostu bir ortam yaratıp; piknik masalarıyla, minyatür kaleye penaltı yarışmalarıyla, miniklere yüz boyama eğlenceleriyle ve ortada dolaşan maskotuyla panayır tarzı eğlenceler organize eden, kuşakları bir araya getiren; modern iletişime göz kırpan bir Beşiktaş.

Şimdinin çocuklarının kalplerine giden yolun da, taraftarın cebine giden yolun da yeniyi denemekten korkmayanların döşeyebileceği dijital kaldırım taşları olduğunu fark etmiş ‘akıllı’ bir Beşiktaş.

Ama asıl önemlisi tüm bunları yaparken de ‘neyi temsil ettiğini’ unutmayan; aynı taraftar alanında, maç olmayan günlerde, bakım evlerinde yaşayan büyüklerimizi ağırlayan; onlara aynı piknik masalarında ikram yapan, tavla turnuvaları düzenleyen, yüzlerini güldürmek için çırpınan bir Beşiktaş.

Maç günü futbolcularla sahaya ‘sevdiğimiz abimiz Mustafa Bey’in oğlunu’ değil, Türkiye’nin dört bir yanında yetimhanelerde yaşayan miniklerimizi çıkaran, onları maç günü hakkıyla ağırlayıp, giydirip kuşatıp öyle uğurlayan bir Beşiktaş.

Kendisini ‘ben seni sevdiysem bundan sana ne’ der gibi karşılık beklemeden seven milyonlara, branşları, hizmetleri ve yaklaşımı ile ‘ben de sizi çok seviyorum’ diyen bir Beşiktaş.

Jenerasyonlar arasında böyle köprü kurarken, sosyal yapımıza da çimento olan, çocuklarımıza hem gururla takip edilecek bir ARMA veren, hem de örnek olan bir Beşiktaş.

Başka bir Beşiktaş mümkün.

 

Cem Fante / @johncelinefante

1. BÖLÜM

2. BÖLÜM

3. BÖLÜM

4. BÖLÜM

5. BÖLÜM

6. BÖLÜM

7. BÖLÜM

8. BÖLÜM

10. BÖLÜM

11. BÖLÜM

12. BÖLÜM

13. BÖLÜM

14. BÖLÜM

15. BÖLÜM

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.