Başka Bir Beşiktaş Mümkün – 11

Beşiktaş’ımız ve diğer takımlar sadece sportif değil, ticari olarak da rakiptir.

Bilinir bir reklamcılık hikayesidir. Milyonlarca dolar harcanarak bir kedi maması reklam kampanyası hazırlanır. Dünyanın en sevimli kedileri kullanılarak, en çok seyredilen saatlerde sürekli dönen reklamlar çekilir. Şık ve dikkat çekici ürün, marketlerin en göz hizasındaki raflarında yerini alır. İlk hafta satışları müthiştir, ikinci hafta bıçak gibi kesilir. Şirkette ‘ne oldu da satış bir anda düştü?’ diye bir toplantı yapılır. Reklam ve pazarlama departmanları tek tek söz alır. Ambalajın daha janjanlı olması gerektiğinden, reklam kampanyasının radyo ve sosyal medyayı kapsayan daha geniş kapsamlı hale getirilmesine kadar, çeşitli fikirler üretilir. En sonunda köşede not tutan stajyer çekinerek elini kaldırır.

CEO biraz da sertçe “Ne var?” der.

Çocuk cevap verir: “Kediler mamayı sevmedi.”

Detayına sonraki yazılarda girecek olmakla beraber gelirlerin ‘lig genelinde artması’ işinin; düzgün sahalarda, dolu tribünlerle oynanan, topun oyunda daha çok kaldığı, az duran, akıcı ve bol gollü, üstelik de adil olduğuna inanılan bir ligle mümkün olduğunu, yani başarılı pazarlama için önce iyi bir ‘ürün’ olması gerektiğini hatırlatmış olayım.

‘Ligimizin parlatılması’ işinin federasyonumuzun üstlenmesi gereken bir görev olduğu düşünülürse, pastanın büyümesi konusunda kimin vizyonuna kaldığımız ve neden fazla umutlu olmamamız gerektiği sanırım anlaşılıyordur.

Ürün iyi olmayınca TV gelirlerinin büyümediği, hem lokal hem kötü şöhretli hem de seyretmesi zevksiz bir ligin yeni sponsorları çekmesinin mümkün olmadığı da herhalde sizde şok etkisi yaratmaz.

Lig Tv’yi alan grubun derbi 24 ülkede yayınlandı demesini geçin. ‘Zaten parasını verdik, bedava içerik’ diye grubun diğer ülkelerdeki kanallarında da yayınlıyorlar. Tanıtım için faydası olur mu? Evet. Pastayı büyütür mü? Hiç sanmıyorum.

Bu noktada sponsordan kastımın da “sen şimdi şunlara o parayı şey et, biz sana sonra onu başka yerden şey ederiz” şeklinde söz almış arkadaşlar olmadığını laf arasında söylemiş olayım.

Yoksa hepimiz Katar bankalarının Trabzonspor ile ismini yan yana getirmekle elde ettiği büyük değerin ve Trabzon ilinde bilinirliğini arttırmanın bir Katar bankasına katacağı ticari faydanın farkındayız.

Yayın geliri lokal kalıp, elle tutulur sponsor adayları da belli sayıda olunca ligin gelir pastası oyun teorisi ve ekonomik teoride sıfır toplamlı oyun (zero sum game) diye bilinen noktaya gidiyor. Yani pasta aynı büyüklükte kaldıkça, sizin diliminiz ne kadar büyürse rakipleriniz dilimi o oranda küçülüyor. Birinin kazancı diğerinin kaybı oluyor.

Bu noktada her şeye rağmen sponsor olmayı kabullenmiş cengaver firmalara; taraftarlarımız hakkında sunabildiğimiz her fazladan bilgi, markamızı kullanarak girdiğimiz her başarılı iş kolu, kar paylaşımı ya da lisanslama ile sağladığımız her gelir kanalı, sadece bize değer katmıyor; rakiplerimizi anlaşabileceği bir sponsoru, girebileceği bir alanı ortadan kaldırıyor.

Sportif mücadelenin desteklenmesi için giderek daha çok alt yapı yatırımına, kaliteli ve dolayısıyla yüksek maaşlı futbolculara, dahi iyi tesislere, oyuncu ve seyirci konforu için daha çok paraya ihtiyacımız varsa ortada ticari bir rekabet de var demektir. Ve bu rekabette en başarılı olan uzun vadede sahada da avantaj sağlar.

Farkımızı ortaya koyduğumuz en önemli alan yeşil saha. Göze en hoş gelen futbolu biz oynuyoruz, üstelik başarılıyız. Yani bizim ‘ürünümüz’ güzel.

cinlimanu

Yeni yayın ihalesi Haziran 2017’de yapılacak. Maç görüntülerinin kulübün seçtiği toplam 90-120 saniyelik bir kısmının maçın ertesi günü lisanslı olarak, internet üzerinden resmi hesaplardan kullanılabilir ve sadece Türkiye dışından görüntülenebilir şekilde kulüplere verilmesi şartını anlaşmaya koyduralım. Bunun hakem kararlarıyla ilgili olmaması vs. detay işler halledilir.

Asıl mesele ligin tanıtımı, değerinin artması ve pastasının büyümesi gibi işlerden umudu kestiğimize göre, en azından Beşiktaş’ımızın tanıtımı için orijinal içeriğe erişimimiz olur. Belki kaderimize de bu ligin aşağı doğru ivmesinden ayırmış oluruz.

Bir takımın özellikle başka ülkelerde ilgi uyandırma, taraftar edinebilme ve o taraftarların ilgisini gelire dönüştürebilme serüveni şöyle işliyor:

Yaptığınız sporun, o sporun az gelişmiş olduğu bir ülkede bilinirliği arttıkça insanlar;

a) bunu daha iyi oynayanlar var mı?

b) benim tuttuğum takımın herhangi bir uluslararası turnuvada başarı şansı yok. Kendimi yakın hissedebileceğim, uluslararası turnuvalarda oynayan bir takım var mı?

diyerek dünyayı incelemeye başlıyorlar.

Yabancı ikinci bir takımı olmasını dert etmeyecek ya da kendi ligi yerine dünyadan duygusal ya da görsel bir bağ kurabildiği bir takımı tutmayı tercih eden; futbol kültürü, taraftarlık ruhu daha kuşaktan kuşağa aktarılmamış pazarları bulduğunuzda, kendinize taraftar devşirebiliyorsunuz.

Artık herkesin dilinde sakız olan Çin buna en iyi örnek.

Bu konuda ne kadar geç kaldığımızı görmeniz açısından 2011 yılı itibarı ile Çin’de ‘hangi takımı tutuyorsun’ sorusuna 110 milyon kişinin Manchester United cevabını verdiğini söyleyeyim.

Biz daha ulaşılabilir hedeflere geçelim.

Türki Cumhuriyetler, Ortadoğu ve Hindistan.

Global bir Beşiktaş taraftar tabanı yaratmaya girişiyoruz.

Başka bir Beşiktaş mümkün.

(Benim proje geliştireceğim diye, üşütmüş olmam da mümkün. Öyle bir şey varsa haber verin.)

 

Cem Fante / @johncelinefante

1. BÖLÜM

2. BÖLÜM

3. BÖLÜM

4. BÖLÜM

5. BÖLÜM

6. BÖLÜM

7. BÖLÜM

8. BÖLÜM

9. BÖLÜM

10. BÖLÜM

12. BÖLÜM

13. BÖLÜM

14. BÖLÜM

15. BÖLÜM

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.