Kazanmamıza Mal Olacaksa Da Doğruyu Yapalım Mı?

Bizim bir kulüp DNA’mız var. Hak edilmemiş hiçbir başarıyı istemeyiz. Fakat öyle de bir mağduriyet geçmişimiz var ki, şampiyonluk kupasını sezon başlamadan federasyon binasından alıp kaçmak dahil neredeyse her şeyi yenilen haklarımızla rasyonalleştirebiliriz. Birkaç sezon üst üste, maç başı üç yanlış penaltıyla şampiyon olsak, hesap kesildiğinde alacaklı çıkarız.

Rakiplerimiz “haram helal ver Allah’ım, fakir kulun yer Allah’ım” diye ortada geziyor. Adil olmaya çalışmanın enayilik, sessizliğin acizlik ve agresif davranmamanın zayıflık kabul edildiği bir spor fikir ortamını soluyoruz.

Mücadelemizi bir spor sahasında değil düşmanın acımasız olduğu, kimsenin esir alınmadığı bir savaş alanında yapar gibiyiz. Erdemli olmanın alay konusu yapıldığı bir coğrafyada didaktik kısa film kahramanı Doğru Ahmet gibi başarı kovalıyoruz.

Yani hiç kimseye bir açıklama ya da kendimizi anlatma borcumuz yok. Kendi kendimize koyup kendi evlatlarımızı yargıladığımız çıtalar yeterince yüksek. İçimizden olana elden daha acımasız, yanlışlıkla lehimize bir hata yapıldığında koşa koşa teslim olup günah çıkartmaya giden fertleri olan, doğruyu yapmaya niyetli ama neyin doğru olduğu konusunda biraz kafası karışık, nevi şahsına münhasır bir camiayız.

Kısaca başlıktaki soruya vereceğimiz cevap bizden başka kimseyi ilgilendirmez. Ama yine de sanki bunun üzerinde aramızda konuşmalıyız.

Hemen “evet” demenin çok kolay olduğu sorulardan aslında. Fazilet sinyali çakmaya uygun, kendi karakterinde de bu değerlerin olduğuna dair paralelliklere işaret etme fırsatı veren, mesela kimsenin sonrasında “oyuncumuz şampiyonluğu getirecek golü elle attığını itiraf ederse sizin ne reaksiyon verdiğinizi takip etmeyeceği” türden, üfürmeye müsait.

Oysa içimizde “kötülük” olmadığını düşünerek kendimizi kandırıyoruz. Zaten iyilik de bir bireyde tek başına barınabilen bir şey değil. Önce kendimizin de, en azından fırsat verilse, rakiplerimizin yapabildiği her şeyi yapabilecek potansiyelde olduğumuzu kabul edelim. Yanlışı yapma şansınız yoksa, yani eşi benzeri olmayacak şekilde kötülük elinizden gelmiyorsa, zaten doğruyu seçmek bir erdem değildir. Bence tam olarak, pozisyonun penaltı olduğunu görüp, yine de itiraz etmek için yanıp tutuşmak, ama sıkılmış dişlerinin arasından “penaltı a… k…” demektir Beşiktaşlılık.

İşte bize bu içimiz yana yana, hafiften kendimize de söverek, doğruyu söyleten ne ve o çizgi ne kadar ileriden geçiyor, onu arıyoruz.

Sadece kötü ve iyi arasında tercih yapmak da değil.

Futbol piyasasının önümüze koyduğu yıldız transfer kovalama işlerinden, mali durumun aslında emrettiği kendi yağıyla kavrulma meselesine kadar; bize yakışan, bize gereken, Beşiktaş için doğru olan neyse onu yapalım, ona dönelim diyor musunuz?

Genç oyuncuların oynamasını seviyoruz, ki DNA’mızın parçasıdır bir bakıma ve fakat 18 yaşında Messi’yi babam da oynatır, Güven’i oynatıp gerekirse şampiyonluk kaybetmeye razı mısınız mesela?

Beşiktaş’ın borçları canımızı yakıyor tamam da, iki-üç sezon transfer yapmayacağız alt yapıdan oyuncu monte edeceğiz deseler tepkiniz ne olur?

Kazanacağımız maçta oyuncumuz doğruyu söylediği için puan kaybetsek o hafta “aferin” diye böbürlenir, rakibimiz o puanla sezon sonu şampiyon olup sevinirken, “geri zekalı sana mı kaldı” der misiniz?

Şartlara, başkalarının ne yaptığına ve zamanın ruhuna aldırmadan her durumda doğruyu yapan bir kulübümüz olsa, sevinmek için şampiyonluğa ihtiyacınız olur mu?

Biraz tartışalım istiyorum. Ezber konuşup slogan atmadan, gerçekten düşündüklerinizi merak ediyorum.

 

Cem Fante

Kazanmamıza Mal Olacaksa Da Doğruyu Yapalım Mı?” hakkında 1 yorum var

  1. Avatar
    Burkan Yıldıran on

    ben derim.. bunu çok rahatlıkla söylüyorum, çünkü dedim..

    Şenol Güneş ile gelen ikinci şampiyonluk sonrası aynen şunları söylemiştim : “20’li yaşlarımda 2 şampiyonluk gördüm.. şükür 30’ların ilk yarısı bitmeden 2 tane daha gördüm.. demek ki en az 6 sene daha şampiyonluk görmesem gam yemem.. yeter ki Beşiktaş’ın beyazına zeval gelmesin..”

    eskiden, gençken, çarşı’nın peşinde giderdim maçlara.. “tüpçü” namlı arkadaş üzerinden girdiğim bir tartışmanın sonunda “abi (!)” vasıflı bir vatandaştan yediğim hafif dayaktan sonra maça gitmeyi bıraktım, kırk yılın başı tek tük giderim arada.. ama sonunda, herkes nezdinde düşündüklerim haklılığını kanıtladığında, o “abi(!)”mizin karşısına geçip dedim ki “siz o beyaza layık adamlar olmaktan uzaklaştınız.. siz artık renklisiniz benim gözümde.. dilerim bu tribünler sizin gibi kafasızlardan kurtulur..” .. tabii artık öyle kafalarına estiği gibi eller kollar hareket edemedi : )

    öyle oldu böyle oldu, kötü günlerimiz ve lekelerimiz oldu; Kara Kartal’ın beyazı bir şekilde bugünlere ulaştı.. şimdi başarı için bunun kirlenmesi riskini göze almak, gidip tüpçüye oy vermekle eş anlamlı bir düşünce.. benim açımdan kabul edilemez..

    Güven oynar ve kötü oynarsa, maç içinde deli olurum.. ama son düdük çaldığında “canın sağolsun” der, ertesi maç desteklemeye devam ederim.. “bize yakışan”ların aynı zamanda “bize gerekenler” de olduğunu düşündüğümden, gram itiraz etmem.. 3 sezon transfer yapılmamasına gerek yok, çok cüzi bütçeler ile de bugünün piyasasında gayet güzel transferler yapabiliriz, illa ki kamyonla para saçıp yıldıza gerek yok.. rakiplerimiz zaten ‘o’ puanlarla şampiyon oluyorlar, hak ederek kazandıkları şampiyonluk sayısı o kadar az ki kendileri bile hatırlamıyordur bilek hakkı ile kazandıkları kupaları.. yine çirkeflikle kazanacaklarsa kazanacaklar, bu da onların DNA’sı.. onların elinden kupayı almak için ruhumuzu satacaksak, onursal başkanımızı Hakkı Yeten ve Süleyman Seba değil de yıldırım demirören ve serdal adalı yapalım gitsin..

    benim Beşiktaş’a tutulmamın ardındaki hissiyat şampiyonluk olmadı ki bu saatten sonra düşüncemi veya hislerimi kupalara göre şekillendireyim.. ailemdeki tek Beşiktaşlıyım, benden başka ilaç niyetine tek Beşiktaşlı yok.. sarışınların her ikisinde de küçükken spor yapmaya gönderdi ailem, onlardan birinin taraftarı olayım diye; ben gittim Beşiktaşlı oldum.. içimden sadece Beşiktaş geldi.. bunun sebebi de puan tablosundaki yerimiz olmadı..

    Beşiktaş 10 sene şampiyon olmaz ama temel sorunlarını çözer, hepimize (özellikle de “Başka Beşiktaş Yok” serisindeki 29 yazıya) ilham veren vizyonunun hakkını verir ve kulübün temellerini tekrar güçlendirir, değerlerini çakala köpeğe yedirmeden elinde tutabilirse zaten hegemonyayı kurar, diğerlerini ezer geçer.. bunun için kendimizden ödün vermemize gerek yok..
    gerek olduğu noktaya gelirsek; işin sonunda sarışınlar gibi kupa aldıktan sonra, değmez arkadaş değmez.. hiçbir şeye değil, bunca senelik gururumuzun heba olacağına yanarım.. değmez..

    ne olursa olsun, her zaman yanındayız Beşiktaş..

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.