Kazanırken

Size hayatla ilgili bir sır vereceğim. Biriyle kuracağınız en içten ilişki, sizin ona ihtiyacınız olmadığını düşündüğü anda, uzatacağınız bir elle başlar.

Beşiktaş’ımız arkasına iyi bir rüzgar almışken; kulübün bunu, Yeşilçam filmi tarzı, “fakir ama gururlu bir genç vardı” hesaplaşma anı değil, bağlarını güçlendirebileceği ve saygı uyandıracağı bir fırsat olarak görmesi gerekir.

Kulübün taraftarla, medyayla, rakiplerle ve sponsorlarla; kısacası dış dünyayla ilişkisi olan her birimi bu bilinçle hareket etmelidir.

Genel olarak tüm iletişim stratejisi ilgi alanımda olsa da, ben, en çok taraftarla kurulan ilişkiyi önemsiyorum.

Başka Bir Beşiktaş Mümkün serisini yazarken, “taraftara geri dokunmak” konusuna epey değindim.

Bu iletişim iyi yürütüldüğünde, kulüp kendisini hiçbir zaman; “6 ay sonunda birden arayıp, uzun uzun hal hatır sorduktan sonra kapatırken ‘bu arada 2.000 TL lazım’ diyen sevimsiz arkadaş” durumuna düşürmez.

Takım-taraftar ilişkileri, içine paranın mecburen girdiği, duygusal ilişkilerdir. Futbol endüstrisinin dayattığı kaçınılmaz durumu kabullenip, yine de bu ilişkinin duygusal tarafına tutunmak mümkündür. İlişkiyi başarılı yürütmek, parayı iletişimin merkezinden çıkarmayı becermekle olur.

Beşiktaş taraftarı gibi, sayısı ile değil kim olduğuyla, kulüp “markasının” kalbi olan bir kitle düşünüldüğünde, bu dengeler daha da hassastır.

Burada amaç; sana yakın olmak isteyen, sevgisini duyurmaya çalışan taraftarlarına, tercih ettikleri iletişim kanalı üzerinden, sürekli olarak; “ben de seni seviyorum” demenin yolunu bulmaktır.

Geçenlerde bir yazımda taraftarlarımıza, “geçen her sezonu Beşiktaş ile anılar biriktirebileceğiniz fırsatlar olarak görün” dedim. Kulübün de taraftarının Beşiktaş ile yolunun kesiştiği her noktada, bu “temastan” mutlu olduğunu hissettirmesi gerekir.

Vodafone Kara Kartal gibi Beşiktaş’a katkı vermek için üye olduğu her sponsor kampanyasında, Kartal Yuvası’ndan her alış veriş ettiğinde, Arena’dan her çıktığında, sosyal medyada Beşiktaş hesaplarıyla bolca etkileşim yaptığında, velhasıl Beşiktaş’a her dokunduğunda, Beşiktaş da bir teşekkür notuyla ona dokunmalıdır.

Sonra belki kim bilir, tüm bu teşekkür notları, bir tren yolu haritasındaki istasyonlar gibi, “bu sezonki Beşiktaş yolculuğunuz” adıyla bir görsel hazırlanarak taraftara yollanır.

Taraftarın yazdığı kişisel Beşiktaş sezonu hikayesine, kulüp de ortak olmuş olur.

Bunu yapmak, taraftarın verdiği her katkının farkında olunduğunu, makbule geçtiğini hissettirmek demektir.

Bu, ya da yerine geçecek herhangi bir “orada olduğunu ve bizim için yaptıklarını görüyorum” mesajı, aynı zamanda kulübün onu; “ben seni seviyorsam bundan sana ne” der gibi karşılıksız seven Beşiktaş taraftarına bir borcudur.

İşin duygusal yanı bir tarafa, uzun vadeyi düşünen her oluşumun yapması gereken de budur aslında.

Başarılar varken ürün satmak da, tribünleri doldurmak da göreceli olarak kolaydır.

Allah korusun diyerek, sportif başarı, kaçınılmaz olarak bir gün yakalanamadığında; sizi kurtaracak, şu günlerde renklilerin yaşadıklarından uzak tutacak olan, “indirimler” değil, başarılar varken de önemsendiğini ve vazgeçilmez olduğunu hisseden taraftarınızın, sizin yanınızda durmak için yine koşar adım gelmesi olacaktır.

Beşiktaş’a yakışan; her Beşiktaş taraftarına “Beşiktaş taraftarlık deneyiminin” bir parçası olabilme fırsatını vermek, içlerinden imkanı olanları bunun karşılığında Beşiktaş için maddi fedakarlık yapmaya teşvik etmektir.

Bunu ne kadar bir alış-veriş olmaktan çıkarıp; taraftarın Beşiktaş’ın verdiği mutluluğu, hayatına kattığı anlamı ve Beşiktaş’ın ona gösterdiği karşılıksız sevgiyi ödüllendirmesi haline getirebilirsek, o kadar yol kat ederiz.

“Keşke Beşiktaş’a sarılabilsek” diyenlere, Beşiktaş sarılsın diyoruz. Çok şey mi istiyoruz?

 

Cem Fante

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.