Gerçeklerle Benim Kafamı Karıştırma

Bir kere inandı mı, inandığına sıkı sıkıya sarılan bir milletiz. Fikir değiştirme alışkanlığımız yok. Bunun en önemli sebebi bilgiye nasıl ulaşacağımızı bilmememiz. Söylenen aklımıza yatıyorsa inanıyoruz, çünkü teyit etmek zahmetli ve çok okursak kafamızın böceklenme ihtimali var. Bunun sonucu olarak da sosyal medyada herkes duymak istediklerini söyleyenlerin etrafında toplaşıyor.

Bazı arkadaşlarımla kendi aramızda yaptığımız bir şakadır. Bir kişi abartılı bir hayranlık göstermeye başladıysa bu sizi beğenmemesi için geri sayımın başladığını gösterir. Sosyal medya hayranlığı genellikle; “müthiş biri harika fikirleri var ve bana benziyor – benim gibi onun da harika fikirleri var – Cem Abi’de bazen saçmalıyor – bu da bir bok bilmiyor bir sürü takipçisi var. İstesem ben de takipçi yaparım, ben fikirlerimden ve kutlu davamdan ödün vermiyorum- şeklinde gelişir. Oysa ortaya konanlar en nihayetinde fikirdir ve kimsenin ağzından çıktı diye kutsallaşmazlar. İnsan olarak birbirini seviyor diye kimsenin kimseye katılma zorunluluğu yoktur. Fakat önce gerçekleri ortaya koyarak tartışmayı onlar üzerine inşa etmezsek de bir yere varamayız.

Beşiktaş sıcak para sıkıntısı yaşıyor. Bunda geçen yıl yapılan kadro harcamalarının gelirimiz oranında arttırılmasının büyük payı var. Biz, gelirimiz ne olursa olsun kadro maaşlarında belirli bir çizgiyi aşmamalıydık. Türkiye’de krizlere, faiz artışlarına, kur dalgalanmalarına ve krediye ulaşmanın zorlaşmasına “beklenmedik durumlar” demek doğru olmaz. Heybemizde çevrilmesi gereken büyük bir borç yükü varken “sportif başarının sonsuza kadar süreceği” varsayımıyla plan yapılmamalıydı. Fakat olan oldu. Bundan bir ders alıp, oluşturduğu sorunlara da çözüm bulunursa uzun vadede bizi etkileyecek bir mesele olmaktan çıkar. Sorumluluk alan, icraat yapar. İcraat yapan da kaçınılmaz olarak yanlışa düşer. Ben yapılan hatalara “zaman makinasına binip o güne geri gidin ve bunu yapmayın” dışında bir çözüm öneremiyorsam, yani yapılan geri döndürülemeyecek bir şeyse, o hatanın telafisi için doğru adımlar atılıp atılmadığı üzerinden değerlendirme yaparım.

Benim olaylara, insanlara ve makamlara bir yaklaşımım var. Özellikle Beşiktaş ile ilgili meselelerde tersi ispatlanana kadar görev alanların iyi niyetli olduğunu kabul ederim. Kimsenin olaylara bu noktadan bakmak gibi bir zorunluluğu yok. Kişisel bir tercih olarak ben böyleyim. Bir de ufak problemim var, kulüpte tanınan, sevilen ya da varlığı bilinen biri değilim. Etki çevrem sıfır. Doğal olarak sınırlı bilgiyle -bu yazıyı okuyan çoğu arkadaş gibi- dışarıdan olay okumaları yapıyorum. Fakat kafam biraz değişik çalışıyor. Genellikle bir adım geriye çekilip baktığımda -doğru ya da yanlış- çok kişinin gördüğünden başka bir resim görüyorum.

Geçenlerde kulübün kullanmak için uzun zamandır uğraştığı yüklü bir krediden vazgeçtiği açıklaması yapıldı. Transfer hayhuyunun içinde unutuldu gitti. Bizim gibi nakit sıkışıklığı olan bir kulüp bir kredi kullanımından neden vazgeçer?

-Kredi oranları ve kurlardaki artış, artık o uzun vadeli kredi ile –eski ve düşük faizli kullanılmış- kısa vadeli kredi ve borçların kapatılmasını finansal olarak mantıksız hale getirmiştir.

-Devlet bankalarından alınacak bu krediye –belki de kupa maçındaki sahaya çıkmayışımızın etkisiyle- teminat olarak uçuk talepler yapılmış, krediyi kullanmak imkansızlaşmıştır.

Peki, kulübün çıkarlarını umursamayan, iki-üç flaş transferle ortalığın güllük gülistanlık olacağını bilen bir yönetim, benden sonra tufan deyip götürüsü ne olursa olsun bu krediyi kullanıp elini rahatlatmayı, çatır-çutur transferler yapmayı bilmez mi?

Bu paralar nerede denip elli çeşit ima yapılan insanlar, kullanabilecekleri yüklü bir parayı elinin tersiyle itince, kimsenin içinden “ya acaba mı?” demek geçmiyor mu?

“Galatasaray nasıl transfer yapıyor?” diye sorarken başkanlarının “200 küsür milyon kredi kullandık” dediğini duymadınız mı?

Bir de Başkanın üslup meselesi var. Daha önce sadece bu konuyla ilgili yazı yazmıştım. Başkanın spontane konuşmalarında anlatmak istediğini yaralayıcı bir dille anlattığı oluyor. Ben bu konuşmaların taraftara değil pazarlık masasında olduğu insanlara “senin oyuncuna mecbur kalmadım, almak zorunda değilim” mesajı olduğunu anlıyorum. Ama bunu taraftarda alınganlığa sebep olmadan yapmanın yolunu bulması gereken de kendisi. Kimse taraftardan alt metin okumaları beklemesin. Fakat işin bir de bana çok komik gelen bir kısmı var. Bu konuya hiper alınganlık gösterenlerin %90’ına sorsanız –kime sorduğunuza bağlı olarak ben de dahil olmak üzere- kendi etraflarındaki 300-500 kişi dışında kimse Beşiktaş taraftarı değil, seyirci. Yani taraftar beğendiremediğimiz Beşiktaşlılar ile taraftara laf söylenmesine en çok tepki veren Beşiktaşlılar genelde aynı kişiler. Bu hassasiyetleri mutluluk verici ama normal zamanda da böyle kucaklayıcı olmalarını diliyorum.

Gelelim bir başka meseleye. Beşiktaş FFP anlaşmasının bonservis harcamasını satmadan yapamama kısmından ve kadroya yazabileceği oyuncu adedi kısıtlamasından çıktı. Anlaşmanın final sezonu 2018-2019 ve bu sezon sonunda başa baş noktasında olacağımıza dair taahhüdümüz var. Yani son 3 bilanço döneminde 5M€ (sermaye artırımıyla 30M€) zarar hakkımız var.

Yani CL gelirinin olmadığı ve kur artışının hesap kitap bırakmadığı bu sezon kuruşu kuruşuna içinde kalmamız gereken bir bütçe var. Kulübün Avrupa geleceğini düşünüyorsak, para olsa da kafamıza göre “kaç para lan bir 10 numara?” yapamıyoruz. Durum böyle olunca da transferde son günlere kalmamız şaşırtıcı değil.

Bütün bunlardan planlamanızı çok önceden hazırlasaydınız, kaynak bulmak için kendi kesenizi, Beşiktaşlı iş adamlarını zorlasaydınız, isimli adamlar alacağım diye beklemeyip Atiba, Marcelo gibi uygun fiyatlı mücevherler bulsaydınız eleştirileri çıkar mı? Çıkar.

Her şeyin daha iyisini yapmak, ya da talep etmek mümkündür. Bir gün bunları daha iyi yapacağını düşündüğümüz insanlar çıktığında, görevdekilerden görevi onlara devretmelerini rica ederiz.

Fakat kendi yönetimiyle transfer üzerinden “babasından oyuncak bekleyip alamayan şımarık çocuk gibi” küfürleşip kavga etmek adabı bize nasıl yerleşti biraz da bunun üzerine düşünmemiz lazım. “Biz Beşiktaş iyi olsun istiyoruz” deyip işin içinden sıyrılmayın, bu tartışmaların içindeki herkes bunu istiyor. Biz taleplerimizi niye kendimize yakıştığı gibi dile getiremiyoruz, biraz onu konuşalım.

 

Cem Fante

 

Gerçeklerle Benim Kafamı Karıştırma” hakkında 1 yorum var

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.