Enforcer/İnfazcı

Enforcer; bir kural/kanun/anlaşmanın uygulanmasını, ona uyulmasını sağlayan kişi anlamına geliyor. Kelimenin, kanun adamlarından mafya ayakçılarına kadar tarif ettiği çok meslek ve geniş bir kullanım alanı var. Benim bu yazıyı yazmama vesile olan anlamı ise spordaki kullanımı.

Dün derbiyi seyrederken De Jong’u ve pavyon bodyguardına benzer hallerini gördükçe aklıma düşen anlamın tam karşılığı ‘infazcı’.

Özellikle Amerika’da profesyonel sporlarda ‘infazcı’ çok spesifik bir oyuncu tipini tarif eder ve soyu tükenen bir türdür.

Bizde adı konmamış olsa da futbolumuzun içinde çokça barındılar. Benim bu yazıyı yazma sebebim ise hala revaçta olmaları.

Yukarıdaki video, kelimenin ilk kullanıldığı spora, buz hokeyine ait.

NHL seyircisi Amerika’nın en düşük seviye profesyonel lig izleyicisidir.

Amerikan Güreşi seyredenlerle kesişim kümeleri bayağı kalabalıktır diyeyim siz anlayın.

Bu arkadaşların sporda en heyecanlandıkları anlar da buz üzerinde çıkan kavgalardır. Yumruklaşmalar, şovun bir parçası olarak kabul edilir ve benchten fırlayıp sahaya girmediysen 3-5 dakikalık cezalarla geçiştirilirdi.

Sporun geleneği ve belki de en önemli cazibe noktalarından biri olan bu dövüşler zamanla bir problem ortaya çıkarmaya başladı.

100 milyon dolar kontrat verdiğin oyuncu dövüşürken sakatlanırsa ne olacak?

Devreye hemen paranın acımasızlığının hakim olduğu her sporun ‘çözüm’ tipi devreye girdi.

Seyirci bunu istiyor dövüştürmesek olmaz, bu kadar para verdiğimiz adamlar böyle salakça sakatlanırsa sigorta bize babayı öder, o zaman kadrolara en ucuz yollu oyunculardan birer-ikişer koyalım. Dövüşüleceği zaman onlar dövüşsün.

‘İnfazcılar’ böyle doğdu. Rakip takım oyuncularının kendi yıldızına sertliklerini cezalandıracak ve dövüşülmesi gerektiğinde dövüşecek, diğer oyuncuların aldığının 1/20’sini alan patenli boksörler.

Aşağıdaki videoda takımın güzel çocukları, yıldızlar; bu infazcıların ne kadar iyi takım arkadaşları olduklarını ve fedakarlıklarını anlatıyor.

Gelelim NBA’e.

Aşağıda çıkan kavgada Jordan’ın yardımına koşan 34 no’lu yakışıklı Charles Oakley. Jordan’ın ilk Chicago döneminde takım arkadaşıydı. Sosyal hayatında da arkadaşı/bodyguardı olarak etrafından ayrılmadı. Fena oyuncu değildi ama 40 yaşına kadar oynayacak bir kapasitesi de yoktu. Kariyerinin son 5-6 yılını; ‘potaya yaklaşan oyuncuları sertlikle sindirici, yıldızlar yerine teknik faul alıcı ve gerekirse kavga edici’ olarak geçirdi.

 

wved61lq

Bu fotoğraftaki ise Dave Duerson. 1983-1993 arasında Amerikan Futbol Ligi NFL’de defans oyuncusuydu. Aşağıdaki videoda göreceklerinize benzer çarpışmalardan kaynaklı birçok beyin sarsıntısı geçirmişti. Pek çok emekli arkadaşı gibi o da CTE (chronic traumatic encephalopathy) denilen, bu sarsıntıların sebep olduğu; Alzheimer benzeri belirtiler, depresyon ve intihar eğilimine yol açan, tedavisi olmayan bir beyin hastalığı olduğunu düşünüyordu.

Tabii ki NFL bu ikisi arasında bir bağlantı olduğunu yıllarca reddetti. Hatta böyle bir hastalık olduğu konusunda da şüphe yaydılar. Geriye dönük, kadavralar üzerinde yapılan araştırmaların net bir sonuç vermeyeceği savunuldu.

Dave Duerson 2011 yılında kendisini göğsünden vurarak intihar etti. Beyninin araştırılabilmesi için kafasına ateş etmemişti. Bu araştırmanın yapılması için de bir intihar notu bıraktı.

2016 yılında Amerikan mahkemeleri NFL’i beyin sarsıntılarının geçmişteki oyuncularda oluşturduğu hasarları tazmin, gelecekte oluşabilecek rahatsızlıkları tedavi ve önleme adına 1 milyar dolarlık bir fon ayırmaya mahkum etti.

NFL bu karardan önce çarpışmaları azaltacak şekilde oyun kurallarını değiştirmişti bile.

NBA’de Jordan videosundaki gibi, yumruk sallayıp sonra da hiçbir şey olmamış gibi teknik faul atarak oyuna devam etmeyi, artık aklınıza bile getiremezsiniz. Değil kavgaya karışmak, benchten kalkıp saha içine bir tartışmayı ayırmak için girmek bile bir dahaki maç oynamamanız demek.

Oyun kuralları, hatta faul çalınan hareketler bile, hücum oyuncularını koruyacak şekilde değiştirildi.

Bunları çok vicdanlı oldukları için mi yaptılar?

Tabii ki hayır, insanlar çocuklarını şiddet içeren oyunlar oynamaya teşvik etmiyorlar. Kör dövüşü gibi geçen, sürekli duran karşılaşmaları da yetişkinler izlemiyor.

İnsanlar; oyuncu sağlığı için vicdan azabı çekmeden seyredebilecekleri, yeteneğin sergilenebildiği, akıcı ve bol skorlu oyunlar seyretmek istiyor.

Hah, işte tam bu noktada artık yazıyı kendi ligimize bağlayabilirim.

Dün oynanan Trabzonspor-Antalyaspor maçında tam 52 faul oldu.

13 sarı kart gösterildi, hiç kırmızı çıkmadı.

Sarıların derbisinde 40 faul vardı. Birçok kartlık hareket göz ardı edildi.

En çok da maç boyunca ‘topla karışık adama kayarak müdahale’ spor dalında mücadele eden De Jong gözüme çarptı.

Bana biri; ‘rakibin oyuncularını sertlikle sindirir, pislik yapar, Melo’dan açılan boşluğu doldurur’ dışında bu adamın bizim ligimizde var olma sebebini açıklayabilir mi?

Skrtel, ‘Lugano rakip forvetlerin omurilik soğanına çok güzel dirsek vuruyordu, eksikliğini çok hissediyoruz’ dendiği için mi alındı?

Dünyanın hiçbir profesyonel sporunda yeri olmayan bu baltalar, neden son kontratlarını sadece bizim ligimizden alabiliyorlar?

Sporcu sağlığını düşünmez, oyunu güzelleştirmez ve sertliği azaltıp akıcılığı sağlamazsanız çocuklara oyunu sevdirip, taraftarı tribüne nasıl dolduracağız?

Hiçbir şey yapmayacaksanız, futbolu yönetmeye neden aday oluyorsunuz?

.

Cem Fante / @johncelinefante

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.