Efor

Akıl vermeyeceğim. Bende de bitti zaten. Gelin biraz kafa yoralım.

Ligimizde kapanan takımlar olması makro bir problemdir. Ülkedeki oyunun seyredilebilirliğini, sevdirilebilirliğini ve gelişimini etkiler. Ülke futbolunu yöneten aklın çözüm bulması gerekir. Yani çok umutlanmayın.

Beşiktaş’ın kapanan takımlara karşı zorlanması mikro bir problemdir. Takımların artık Beşiktaş’a kapanmamasını sağlamanın yolu; kapanmanın işe yaramayacağına, puan almalarına yetmeyeceğine ikna olmalarıyla mümkündür. Bu da bu taktiği uygulayan takımları ikna edici bir futbolla aciz duruma düşürmekten, eze eze yenmekten geçer. Kapanan takımları nasıl açacağımıza Beşiktaş’ın futbol aklı olan Hocamızın çözüm bulması gerekir. Beni umutlandıran hep bu oldu.

Ben Şenol Güneş’in yanlış yapmayacağına değil, yanlışta ısrar etmeyeceğine ve sisteminin tıkandığı yerde alternatif çözümler üretebileceğine inanıyorum. Genel kabulde inat etme ya da göz yumma gibi değerlendirilen bazı durumların da olaylara Hocanın siyah-beyaz netliğinde bakmasından ve kendi yargısına güvenmesinden kaynaklandığını düşünüyorum.

Ne demek istediğimi biraz açayım.

Talisca niye çıkmıyor meselesini ele alalım. Bence iki sebebi var. Birincisi Hocamıza göre takımda yedeği yok. Doğal olarak Hoca Talisca’nın çıkmasına oyuncu değil sistem değişikliği diye bakıyor. Teoride Talisca “skoru kazanma” oyuncusu. Kadromuzdaki yerine koyabileceğimiz “oyunu kazanma” oyuncularının hiçbiri markaj altında oynayamıyor ve sırtı dönük top alamıyor. Ayrıca hem Oğuzhan hem de Tolgay orada oynamamak için direnç gösteriyor. İkincisi, hadi “Talisca fiiliyatta forvet oynuyor” kolaylığından gidip yerine forvet sokalım deseniz, elinizde aynı golcü tipinden iki tane var. Yapabildikleri kadar yapamadıkları da benzer iki forvetle oynamak, oyunumuza pek bir şey katmıyor.

Ben, kendi bakış açımdan “Ne olursa olsun. Sistemi yıkıp başka sistem kuralım, başka bir formatta başka bir oyun deneyelim, bu adama tahammül etmeyelim” noktasına geldim. Fakat Hocamızın “bu adamı oynatarak düzeltmek zorundayım çünkü hem alternatifi yok, hem de aradığımız oyunun anahtarı onun elinde” ısrarını da anlayabiliyorum. Abartarak söylüyorum; bana, devre arası bir on numara alırsak, Talisca’nın adını bir daha duymayız gibi geliyor. Yani meselenin Hoca’nın müthiş sevgisi ya da oyununu çok beğenmesi değil, elini mecbur hissetmesi olduğunu düşünüyorum.

Özellikle Cem Göncü, geçen yıldan beri bu takımın bir on numara ihtiyacı olduğunu, oyun çeşitlememiz ve rotasyon için orta saha transferinin şart olduğunu yazdı. Talisca’nın katkısıyla gelen şampiyonluk ve oyuncuya yapılan yatırımın büyüklüğü, bunun karar vericiler tarafından ikincil bir problem olarak algılanmasını sağlamış olabilir. Bunu anlaşılabilir buluyorum. Fakat devre arası transferde bir kaynak yaratmak/ayırmak zorundayız. Çünkü bu artık birincil problemimiz.

Oğuzhan meselesi de dolaylı olarak buna bağlı. Oğuzhan Talisca’nın yerinde oynamak istemiyor. Talisca-Tolgay, Talisca-Oğuzhan’dan daha dengeli bir ikili. Üstelik Tolgay hakikatten oynamayı hak edecek bir form ve istek sergiliyor. Ben Oğuzhan’ı çok seviyorum. Üzerine takım kurulabilecek bayrak oyuncu olabilir gibi gördüm hep. Fakat şu an içinde bulunduğu durumun tüm sorumluluğunu Talisca’nın üzerine atmak beni ikna etmez. Oğuzhan’ın önünde başka tür bir on numara ile daha faydalı olacağı kesin. Ama Beşiktaş’ın Oğuzhan’ı rahat ettirmek gibi bir sorumluluğu yok. O öndeki başka tür oyuncu olmaya kendisinin gayret göstermemesi, hiçbir gelişme kaydetmemesi, beni hayal kırıklığına uğratıyor.

Ben, Oğuzhan-Tolgay ve Atiba’dan oluşacak orta sahanın bizi özlediğimiz pas oyununa döndürebileceğini sanmıyorum. Hocamızın da bunun olacağına inanmadığını düşünüyorum. Belki o eski oyun; yeni 10 numara, Oğuzhan, Tolgay orta sahasından çıkar. İşin komiği Oğuzhan da bunu bekliyor gibi. Fakat bizim beklemeye tahammülümüz yok. Hocamız duysa, “kolay mı kurduk da kolayca yıkalım” der büyük ihtimal ama bazen yıkıp inşa etmek tek çözümdür. En azından devre arasına kadar, tahtadaki her şeyi silip yeniden başlamak en iyisi gibi duruyor.

Tüm bunların altını çizdikten sonra eklemeliyim. Bana temel mesele oyuncuların taktiksel uyumu, hücum seti çeşitliliği vs. gibi gelmiyor.

Hoca’nın konsantrasyonu meselesinin de bence altı boş. Şenol Güneş’in kişilik olarak böyle bir insan olmaması dışında, konsantrasyonu düşük Hocaların takımları sürekli kötü giderler. Avrupa’da iyi, ligde kötü performans işin mantığına ters. Teknik adamlar “form” denen şeyin bir şalter gibi açılıp kapanamadığını bilirler. Yani bir oyuncuyu 3 gün sonraki maça kötü hazırlayayım ama 7 gün sonraki maça iyi hazırlayayım diye bir olanak yoktur. 7 günün kötü geçirdiğiniz 3 günü, mutlaka sonraki maçı da etkiler. Dolayısıyla oyuncularda olan ayağını sokmama, depar sayısını sınırlı tutma, fazla efor harcamama gibi opsiyonlar Hocalar için mümkün değildir. Takım çalıştırma bir süreçtir ve devamlılık ister. Oyuncunun hedef maçı olur. Hocanın ancak sezon hedefi olur.

Ben oyuncularda bir efor problemi olduğunu düşünüyorum. Dün Gökhan’ın üç kere taç atacak kimseyi bulamaması, etrafındaki oyuncularımızın adamlarından sıyrılmak için bir kaç adım atmaya zahmet etmeden durumu seyretmeleri, en çarpıcı delilim. Bu çok büyük keşif değil. Zaten pas tempomuzun, boşa çıkıp top isteyen oyuncu azlığının ve genel enerji düşüklüğünün izleyen herkese saç baş yoldurduğuna eminim.

Bazen oyuncu grubunun belli bir bölümü, uzun süre birlikte olmanın etkisiyle Hoca’yı duymamaya başlar. Üst üste başarılar kazanan takımlarda bir süre sonra başarının aslında kimin sayesinde geldiği üzerine kafa yormalar artar. Grup hedefleri yerine bireysel hedefler konulur. Böyle durumlar dümendeki kaptan güçlendirilerek, eli rahatlatılarak aşılır. Ben şu içinde bulunduğumuz durumun oyuncu fanlığı yapmak, oynamayan oyuncular ve taktik üzerinden Hoca’ya yüklenmek için olabilecek en kötü zaman olduğunu düşünüyorum.

Bana kimse Malatya’yı yenememe sebebimizin Hoca’nın bir kaç ekstra hücum seti çizmemesi, Ahmet yerine Mehmet’i oynatması olduğunu anlatamaz. İsteyen sahadaki kadroları yanyana koyup isimleri tek tek karşılaştırabilir.

Ben, içinde bulunduğumuz durumdan taktik değişiklikten çok gereken enerjiyi ve fedakarlığı sahaya koymaya çalışan oyuncuların öncelik aldığı bir kadro ile çıkabileceğimizi düşünüyorum. Egosunu, kendi tercihlerini ve önceliklerini düşünen kim varsa, bir süre dinlenmesinde fayda var. Hocamız bunu bir krize dönüştürmeden kapalı kapılar ardında çözebilir.

Sanırım daha ilk sezonunda Quaresma’nın oyundan çıkarken bazı hareketleri olduğunda Şenol Hoca; “taraftar üzerine giderse ben onu kurtarırım, o taraftarı yanına alıp benim üzerime gelmeye kalkarsa onu kimse kurtaramaz” demişti. Bazen güç dengesinin hala bu şekilde olduğunun oyunculara hatırlatılması gerekir.

Benim elimde olsa Galatasaray maçı başlamadan 10 dakika önce Şenol Güneş diye bağırmaya başlayıp İstiklal Marşı’na kadar susmam.

Bunu yapmanın Hoca’nın her kararına katılmak olmadığını ama meselenin çözümü için kimi yetkin gördüğümüzün altını çizeceğini söylemeye herhalde gerek yok.

Aklımdakiler bunlar. Elimden geldiğince paylaşmak istedim. Şimdi izninizle sigara içip boş gözlerle duvara bakmaya devam etmek istiyorum.

 

Cem Fante

Efor” için 4 yorum var

  1. ramazan on

    oynanan 13 maçta atılan 19 gol! futbolun 1. kuralı gol atamazsan puan alamazsın. son iki cl ve iki lig maçında beraberlik alındı asıl kötü olan takım berabere kalmaya alıştı ve bunu kabullenmiş olması. bir diğer üzücü olay da ligde berabere kaldığımız 5 takımın 4ü ligin vasat takımları olması. 4 maç = 8 kayıp puan üstüne birde gelenin geçenin yendiği gençlerbirliği mağlubiyeti var ki insanın kahrolmaması elde olmuyor.

    Cevapla
  2. Fatih on

    Çok güzel bir yazı olmuş elinize sağlık. Çözüm öneriniz ile ilgili birazda ben kafa yormak istedim. Bence Atiba’ nın yerine baskı yapan bir Medel yine baskılı ve tek top oynamayı seven Oğuzhan onların yanına Sosa tipinde 10 numara ama baskı konusunda takımına yardım edebilecek bir yetenek gelirse Beşiktaş’ ın hücum çeşitliliği artacaktır. Hatta bunların yerine yine hızlı top çevirmeyi seven Gökhan Töre ve Olcay gibi baskı yapabilecek bir kanat oyuncu yer alırsa (Babbel’ in de kısmen bunu yapabileceğini düşünüyorum. ) . Bu sorunlar iyice ortadan kalkar. Fakat asıl dert şu ki devre arasına kadar kan kaybını nasıl engelleyeceğiz işte orda da hepimizin gözleri Şenol hocaya dönüyor. Umalım da başarılı olsun.

    Cevapla
  3. Müslüm Fincan on

    Ben tüm problemin 2 oyuncudan başladığını düşünüyorum. Quaresma ve Talisca beylerimiz. Quaresma rabona trivela yapınca ooo diyen, sürekli alkışlayan ama oyunu bozmasına çıt çıkarmayan – görmeyen taraftarlar benim gözümde ihanet ediyor. Talisca geçen yıl Lyon maçından beri aynı. Son Porto maçında da gol dışında sıfırdı. Tolgay – Oğuzhan – Negredo – Cenk – Babel – Orkan (Lens) kadrosu ile çıkarım elimde olsa. Ha evet Lens hakikaten iğrenç oynuyor ama Babelin videolarını izleyenler görmüştür: Quaresma kendini takımın üstünde görüyor. Derhal ama derhal git-me-li. Çok istediği dünya kupası için Beşiktaş’tan ayrılmayan ve para kazandırmayan quaresma belki de oynatılmayarak tehdit edilmeli.

    Son olarak: Ah gökhan töre ah. Biraz kafanı çalıştırsan şu an öyle ihtiyacımız var ki sana.

    Cevapla

Fatih için bir cevap yazın Cevabı iptal et

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.