Durumlarımız

Bir şey yazıp söylemek içimden gelmiyor bu aralar. Günlerdir okuduklarım da tartışarak bir ortak payda bulabilecekmişiz hissi de vermiyor açıkçası. Ben yine de diyeceklerimi diyeyim, en azından kendi vicdanımı rahatlatmış olurum diye yazdım bunları.

Yönetime döğüş diyoruz, kolları arkasında bağlı. Kadroyu kuran kendi değil, limitleri kullanan kendi değil, temlikleri veren, bankalar konsorsiyumuyla anlaşmayı imzalayan, oradan gelen taze parayı kullanan. Bunların hiçbirini yapmamış, göreve talip olup kucaklarında bulmuşlar.

Limit için TFF’den bir şeyler istemeleri lazım, konsorsiyumla anlaşmanın yeniden gözden geçirilmesi gerekli, yani boyun büküp -kendileri için değil Beşiktaş faydası için- kapılarına gidecekleri adamlarla, bizim kızıp kızıp kavga etsene, gider yapsana dediğimiz insanlar aşağı yukarı aynı kişiler. Politika, bürokrasi ve lobiler rakipleri kayırıyor diye fırtına koparmaları lazım, TFF limitlerle elimizi kolumuzu bağlıyor, hakemler bizi doğruyor diye kriz çıkarmaları gerek; yalnız şöyle ufak bir problem var, birkaç gün sonra randevu isteyip bizim kredi işini şeyetsek deyip biriyle, bu faizi hesaplamasını yeniden yapsak diyoruz diye öbürüyle görüşmek gerekecek.

Bugün Koç’un açık konuşması hepimize cazip gelmiş olabilir, ama o konuşma bir yandan da “ben arkamda holdingin muazzam gücüne ve ağırlığına rağmen bunlarla baş edemedim, bütün bağlantılarıma rağmen bu işi kapalı kapılar ardında halledemedim, tek çare çıkıp televizyondan taraftara şikayet etmek kaldı” açıklamasıdır aynı zamanda.

Mücadele ettiğimiz futbola çöreklenmiş yapı kökleşmiş, karmaşık, güçlü ve kolları uzun. Üstelik biz de kulüp yapısı olarak, ister ekonomik bakın isterseniz taraftarın ve camianın genel ruh hali olarak, olabilecek en zayıf durumumuzdayız. Kendimi de katarak söylüyorum, iki buçuk yılın birikimi sinirimizi bozmuş, Beşiktaş’a destek olunmuyor diyeni Allah çarpar ama, başkan ve yönetime biraz ne yapsa yaranamayacak politikacı muamelesi çekiyoruz. Felaket iletişimleriyle onlar da bu işi körüklüyor kabul, fakat bizim de pek laf dinleyecek halimiz yok. Başkan çıkıp taraftara birini şikayet edecek olsa daha lafı bitmeden biz şikayet ettiği adamı bırakıp başkanın kolunu bacağını kemirmeye başlıyoruz. Kendi içimizde birbirimizi yiyelim de, en azından dışarıya karşı “camiasını arkasına almış Başkan” gibi konuşma imkanı bile vermedik daha. Bir pop-kültür göndermesiyle anlatmak gerekirse başkana “paspasla adam öldürtmeye çalışıyoruz.”

Sosyal medyanın hali Allahlık. Hesapların yarısı atanamamış yönetim kurulu üyesi havalarında. Ben zaten git-gel akıllıyım da bana benzeyen birkaç adam üzüntüden ve hayal kırıklığından paralize olmuş vaziyette, pipetle beslenecek hale gelmişiz. Eski yönetime yakın olanlar, bu yönetimi zaten istememiş olanlar falan derken tam yeniçeri ocağı olmuşuz. Twitter’da taraftarın nabzını tut diye birini görevlendirdilerse o kardeşimize şimdiden acil şifalar diliyorum.

Buraya kadar söylediklerim bir durum değerlendirmesi. Herkes önceden aldığı pozisyona göre bunları ya yapılamayanların sebebi diye okuyacak ya da bahanesi. Benimse kimseyi ikna etmek gibi bir derdim yok. Açıkçası bu yazıyı yazma sebebim de yönetimin önüne kalkan olmak falan değil. Tam tersine bugüne kadar yaptıklarının bende uyandırdığı hayal kırıklığıyla yazdım bu satırları.

Göreve geldikleri andan itibaren taraftarı bütünleştirecek yollar arayacak, alternatif gelir kanalları için adımlar atacak, iletişimi güçlü ve sürekli tutacak, dışarıya karşı verdikleri mesajlarla içeriyi birleştirecek bir yol izleyeceklerini umuyordum. Yaptıkları olağanüstü maddi fedakarlıkları görmezden gelmek mümkün değil ama bunun ötesinde beklentilerimin hiçbiri maalesef gerçekleşmedi.

Fakat tam benim istediğim gibi yönet(e)miyorlar diye de kendi yönetimimle sürekli didişmenin Beşiktaş’a bir faydası olacağını düşünmüyorum. En azından kötü niyetlerle, suiistimal hevesiyle işbaşına gelmediklerine emin olduğum insanlara da oturduğum yerden bağırıp çağırdıkça kendime kızıyorum. Ben beklentilerimi düşürüp çıtayı; Beşiktaş’ın ekonomik durumunu sürdürülebilir hale getirseler, önümüzdeki yılları kurtarsalar razıyım seviyesine indirdim. Kimseyi yanıma davet etmiyorum, sadece bunu başarabilseler ve başka hiçbir şey yapamasalar da çok şey yapmış olacaklarını düşünüyorum. Bunun üzerine ne yaparlarsa benim için bonustur.

Bu noktadan yola çıkarak;

Biz tarihimizde hiç kimseye masaya yumruğu vurup bir şey yaptıramadık, ama madem özellikle şu anda bunu yaptıracak dişimiz zaten yok, hiçbir isteğimiz de kabul görmeyecek belli, öncelikle şu TFF’ye bir; “sizden herhangi bir talebimiz yok, bundan sonra da ne resmi ne gayrı-resmi sizden bir görüşme talebimiz olmayacak, gerekli evrak getir götürünü kulübümüzün hukuk departmanı yapar, Beşiktaş’ın kendi taraftarından başka kimseye ihtiyacı yoktur” çekelim isterim.

Takıma takviye yapılması gerekiyor. Beklenti de epey düştü. Şunu taraftarla kriz haline getirmeden, ihtar cezasına razı olup, eli yüzü düzgün uygun bütçeli iki transferle şu işi çözelim.

Sonra bir içimize dönelim, taraftarı işin içine katan ne yardım kampanyası yapılabiliyor, stadı nasıl doldururuz, sıcak para girişi nasıl sağlanır ona kafa yoralım.

Eleştirmeyle bir şeyleri iyiye götürebileceğiniz zamanlar vardır. Bana durumumuz pek öyleymiş gibi gelmiyor. Bu durumda elimden gelen, söyleyecek iyi bir şeyim yoksa susmak, en azından yönetimin rahat çalışabileceği bir ortama katkı sağlamak olur.

Hem belki bir süre sadece sahayı konuşursam, psikolojim de düzelir.

 

Cem Fante

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.