Çıkış Senaryosu

Kulübün sorunları aslında çok karışık değil. Finansal tablomuz felaket, taraftar kendi arasında bölünmüş durumda ve takımın hali içler acısı. Yani en azından kurunun yanında yaş da yanmasın diye kafamızı karıştıracak bir durum yok. Buldozer vurup geçsek şunu kurtaralım demezsiniz.
Bu sorunlar çözülebilir mi? Çözülebilir. Peki, bu sorunları çözmek için Beşiktaşlıları konsolide edecek bir yol izlenebilir mi? İzlenemez. Bence bizim en büyük problemimiz bu.

Finansal tabloyu ele alalım. Kulübün direk var oluşunu sürdürmesine bir tehlike arz ettiği için ilk müdahale oraya yapılacak.

Ne lazım?

Çok basitçe; iyi bir yapılandırma hikayesiyle borçların uzun vadeye dönüştürülmesi, piyasalar düzeldiğinde yapılacak varlık satışıyla da en yüksek faizliden başlayarak borç kapatmayla faiz yükünün çevrilebilir hale getirilmesi. Minimum üç yılı kemer sıkmayla geçecek en az on yıllık bir diyet programı.

Dönem, seçim dönemi. Size, ben düşük maliyetli ama çok yetenekli oyuncular alacağım, “500 bin Euro vereceğim geleceğin Talisca’sını bulacağım, bir 500 bin Euro daha vereceğim, şak Gomez’in gençliği gelecek” diye üfüren adaylar mutlaka olacaktır. Fakat düşük maliyetli yetenek avcılığı düşük yüzdeli bir iştir. Altı oyuncuya yatırım yaparsınız, bu işte başarılıysanız bir ya da iki tane yakalarsınız. Ertesi sene tutmayan oyuncularınızı -böyle bağlantılarınız varsa- düşük maliyetli oldukları için bir şekilde kiralar, satar ya da feshedersiniz. Gelsin beş-altı tane yenisi. Böylece, her seneden geriye bir-iki oyuncu bırakarak üç sezonun sonunda bir iskelet yakalarsınız. Sonra para harcama zamanı gelir, kadroyu süslersiniz ve başarı gelir.

Bu plan yukarıdaki finansal programla -her şey yolunda giderse- örtüşüyor.

Bu süreçte çok büyük bir sürpriz olmazsa sportif başarıya uzak olacağınız için, taraftarınızın fedakarlıklarına muhtaçsınız. Her bir taraftarınızın bu hikayeye inanması ve inanmakla kalmayıp maddi-manevi elinden gelen katkıyı vermesi gerek. 1,7 milyar lira finansal borcun bel büken faizi, ortada Avrupa geliri yokken yüksek oktavlı beste girerek ya da mevzuda geri vitese takmama ile ödenemeyeceğine göre, birileri elini cebine atacak.

Bu işi cebinden 150-200 milyon koyan bir paralı Başkan tipi hızlandırabilir mi? Hızlandırabilir. Fakat önce bu parayı koyup sonra da o diyet programına uyacak, ki bunu yapmadıktan sonra bir anlamı yok, biri var mı, herhangi biri o fedakarlığı yapıp üstüne de uzun süre o yıpranmayı göğüsler mi, ben emin değilim. Ben para koymayacağım ama ben zengin olduğum için kulübü daha iyi yönetirim diye düşünen varsa da zaten Allah sonumuzu hayretsin.

Gerekenler, açıkçası pek sana göre bana göresi de olmadan, bunlar. Gelelim bunlar için gereken kamuoyu desteğine. Bunun için önce bütün tartışmalarımızın temelini oluşturan kelime / kavram dağarcığımızı bir hatırlatmak isterim: vizyoner/köylü, winner/loser, taraftar/müşteri, atkılı/kravatlı, arma/yalaka, şaklaban/efsane, yıldız/çöp, hırsız/kral, şenor/hunter, primci/fenomen…

Bu tablodan ve bu tartışma seviyesinden, ortaya konan herhangi bir plana dair 2-3 yıllık bir bütünlük, taraftar arasında bir konsolidasyon sağlanır, ortam yangın yerine dönmeden gereken fedakarlıklar yapılır diyorsanız, iyimserliğiniz için sizi tebrik ediyorum.

Bana lütfen Feda’yı hatırlatmayın. O, üst üste iki şampiyonluk görünce bizim kendimizi her şeyi bildiğimize ve başarıyı doğuştan hak ettiğimize inandırmamızdan önceydi.

Şimdi başka insanlarız.

 

Cem Fante

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.