Burada İşler Böyle Yürür (Mü?)

Aslında bu yazıyı yazmayı düşünmüyordum. Zamanımı “geliri konuyu anlamamasına bağlı olan” insanlara bir şey anlatmaya çalışarak boşa geçirmekten hoşlanmıyorum. Fakat yazıyı yazmayacak olma niyetim konuyla ilgili bir şey yapmayacağım anlamına gelmiyor. Aslında aklımda bir yazı yazmaktan çok daha fazlası var.

Neden bahsettiğimden haberi olmayanlar için kısa bir özet geçeyim.

Ligin yayıncısının çalıştırdığı kadronun; maç sunumlarındaki spiker anlatımları, canlı yayında tekrarladıkları ve tekrarlamadıkları görüntüler ve özellikle maç özetine koydukları pozisyon seçimleri ile Beşiktaş aleyhine bir kollanıyor algısı yaratmaya ve takımı kötü göstermeye çalıştıkları ortada. Bunu sadece Bursa maçı özetini hazırlarken yaptıkları “Çılgın Q7 ve Masum Bursalılar” montajına bakarak bile anlamak mümkün. Üstelik bu yeni bir şey de değil. Bunu özellikle sezonun ikinci yarısı tüm maçlarda yaptılar. Yani bizim bildiğimiz Lig Tv’nin daha sinsisi olarak hayatlarına devam ediyorlar.

Ben şirketin değişen sahipleriyle beraber; hem ligin yayın kalitesi anlamında hem de şirket ve dolayısıyla lig gelirleri anlamında bir fırsat yakalanabileceğini düşünüyordum. Eski hataların tekrarlanmaması için de, dikkate alınacağından çok umutlu olmasam da, bir uyarı yazısı kaleme almıştım.

Tabii ki sahipler değişip kadrolar aynı kalınca, kitsch dekorasyon zevki hariç, kanalın yayın politikasında bir değişiklik olmadı. Kanala yeni yönetici olarak katılan “taze kanlar” da sistemin bildik aktörlerinden seçildiler.

Bu tabloyu görüp kanalın lige yön verme ihtirasının da değişmediğini hatta kötüye gittiğini fark edince, bu insanlara bir şey anlatmaya çalışmanın boşuna olduğuna karar verdim.

Onun yerine şunu yapacağım:

Önümüzdeki 3-4 ayı Bein Sports’un Türkiye’de yaptığı yatırımın nasıl yanlış yönetilerek heba edildiğine dair bir gelir modellemesi yapmaya ayıracağım.  

Sektörün içinden Beşiktaşlı kardeşlerimin vereceği dataları da kullanarak, şahsi ihtiraslarınız için ligin yayınının ulaşabileceği seviyelerin ne kadar altında gelir topladığını anlatacağım.

Kanalı yönetmek için hazırlanıyormuş ve hayatım buna bağlıymış gibi, gecemi gündüzümü buna ayırıp ve camiadan alabildiğim tüm desteği alıp; gerçekçi, global, büyüme odaklı ve en önemlisi sizleri içermeyen bir iş modeli kuracağım.

Ve sonra işleriniz için geleceğim.

Raporu İngilizce hazırlayıp Arapçaya çevirtip fax-mail ve posta ile Bein Sports merkezine ve yönetici ortaklarına ulaştırmak için Beşiktaşlı kardeşlerimin yardımlarına alacağım.

Yani, tarihin gördüğü en kapsamlı, organize ve iyi hazırlanmış iş başvurusunu yapacağım.

Beni işe almaları önemli değil. Ülke futbolunun heba ettiğiniz ve etmeye devam ettiğiniz yılları için sizi kovdursam yeter.

İçinizden “kim lan bu deli” diye sırıttığınıza eminim. Analiz önünüze geldiğinde “ben kimim, siz kimsiniz”; hep beraber görürüz.

Kendime bu kadar güvenmemin bir önemli sebebi var. Haklıyım. Suni heyecan ve rekabet satarak yürütmeye çalıştığınız futbol çarkı dönmüyor.

Elinizdeki politik erkle yakınlık ve bu lige büyük yatırım yapmış bir yabancı şirket olma kozunu, küme düşmeyi kaldırıp lig takım sayısını arttırmak gibi salaklıklara harcayacağınıza futbol seyirci halkasını genişletecek adil, açık ve gol odaklı bir oyunu dayatmak için kullansanız hem ligin hem şirketinizin kaderi değişecek.

Düşme neden kaldırılmak istenir?

Ligdeki takım ve dolayısıyla maç sayısını arttırmak için.

Peki; maç sayısı arttı diye insanlar bir sezona daha fazla para vermeyeceğine göre, maç sayısını arttırmaktaki amaç ne?

Abone rakamlarını arttırmaktan ümidi kesen yöneticilerin, ürüne; yani maç yayını ve sonrası programlarına daha fazla reklam günü yaratmaya çalışması. Bir nevi teslim bayrağı.

Çünkü sorun sistemsel. Çünkü siz de sorunun bir parçasısınız. Ne bunu düzeltecek kabiliyetiniz var, ne de geçmişten taşıdığınız ilişkiler yumağı çözmenize izin verir.

Elinizdeki ürün futbol ve siz ısrarla bunu güzelleştirip satmaya çalışmak yerine suni heyecan yaratmaya uğraşıyorsunuz.

Oysa bir önceki yazıda anlatmaya çalıştığım gibi:

“Rekabet ve heyecan olmazsa olmazlar olsa da seyir için sebep değil sonuçturlar.

Bunların suni olarak devam ettirilmeye çalışılması kısa vadede öfkeyi, uzun vadede de futboldan soğumayı sağlamaktan başka bir şeye yaramaz.

İnsanları en çabuk uzaklaştıracak unsur, seyrettiklerinin önceden sonucu belirli Amerikan Güreşi gibi bir kurmaca olmasıdır. Adil olduğuna inanılmayan hiçbir oyun heyecan yaratmaz. Yaratılan stres, gerginlik, umutsuzluk ve öfkeyi; tutkuyla karıştırmamak gerekir. İnanmayan 3 Temmuz sonrası seyirci sayılarına bakabilir.

Adil ve estetik bir oyun oynandığında hem rekabet ve heyecan kendiliğinden gelişir, hem de başarıdan bağımsız seyir zevki için futbola yaklaşan taraftarlar oluşur. İngiltere’de 2. Lig takımlarının çoğu “büyük takımımızdan” fazla seyirci çekmesi rastlantı değildir.

Son olarak; Siz siz olun, eski yayıncının yaptığı gibi, kısa vadede 3-5 dekoder fazla satmak için uzun vadede elinizdeki ürünün marka değerini yerlerde süründürecek bir takım angajmanlara girmeyin.

Yayıncının görevi; haklarını alıp pazarladığı ürünün güzelleşmesi için, “tedarikçilerine” baskı yapmaktır.

Öncelik, ligi parlatabilmek için futbolun “tatlı bilimini”; teknik, taktik ve estetiği talep etmektir.

Mesele “vura vura – kıra kıra” ya da “saldır” diyen taraftarları mutlu etmek değildir.

Türkiye’de futbolla ilgileniyorum diyenlerin 20’de 1’i futbol için para harcıyor. İş bu insanları da futbol seyircisi halkasına katmaktır.

Mesele; “gol, gol, gol” diye bağıran taraftar sayısını arttırmaktır.”

Fenerbahçe ve Galatasaray taraftar sayıları ve gelir seviyelerinin doğal sonucu olarak zaten lig ortalaması üzerinde takımlar kuracaklar. Bu yıl olmasa bir sonraki yıl yarışın içinde yer almaları ekonomik şartların getireceği otomatik bir sonuç.

Taraftar sayıları üzerinden kurduğunuz; Fenerbahçe ve Galatasaray’ın ittirilerek de olsa yarışta kalması gerektiği, bu başarılamıyorsa bile en azından pohpohlanıp gönüllerinin alınması zorunluluğu olduğu varsayımları artık işe yaramıyor.

Üstelik siz elinizdeki ürünün en değerli unsuru Beşiktaş’ı, yani seyir zevki en yüksek takımı, örnek gösterip diğerlerini yukarı ittirmek için kullanacağınıza, aşağı çekmeye çalışıyorsunuz.

En azından meselenin bir takım ismi meselesi olmadığını anlayacak kadar aklınız olduğuna inanmak istiyorum. Meseleye bir taraftar gözüyle değil ekonomik açıdan bakıyorum.

Sizin işiniz elinizdeki ürünün en iyi “tedarikçisini” parlatmak, liginizin cazibesini arttırmak.

Peki, siz ne yapıyorsunuz?

Seyirciyi, elinizdeki en değerli tedarikçinin, ligin seyir zevki olan belki de tek takımının; maçlarını haksızca kazandığına ikna etmeye çalışıyorsunuz.

Sadece bu bile hepinizin kovulması için yeterli bir sebep.

“Burada işler böyle yürür” diye kafa kola aldığınız yatırımcılar o paraları yönettiklerine göre kafaları çalışıyordur. Er ya da geç söylenilenlere değil önlerindeki tabloların ne dediğine bakmaya başlayacaklar.

O gün gelip cilanız dökülünce, daha sorunu bile tanımlayamayan; eski ezberlerin, ahbap çavuş ilişkilerinin, çıkar ağlarının bir parçası, dar kafalı vizyonsuz halleriniz ortaya çıkacak.

Biz sadece o günün gelmesini çabuklaştırmak için çalışacağız.

 

Cem Fante / @cemfante

Burada İşler Böyle Yürür (Mü?)” için 3 yorum var

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.