Beşiktaş’ı Üzdürmeyeceğiz

Rakiplerimizin tüm güçleriyle üzerimize yükleneceği döneme girmiş bulunuyoruz. Kötü oynuyorlar. Biraz toparlandıklarında, iki-üç hafta seri yakalamalarının, şampiyon olmayı hak ettirdiğine inanıyorlar. Onların başarısını; meslek hayatının devamı için vazgeçilmez gören basın mensupları, karlılığı için elzem gören bir yayıncı ve suları fazla dalgalandırmayacağı için koltuğunu korumaya yardımcı gören kifayetsiz bir federasyon var. Takımımız da insanların umutlarını kıramıyor. “Biz ne yaparsak yapalım, bu adamların şampiyonluklarına engel olamayız” hissini, sokamadık kalplerine bu sene. Bir umut saldırıyorlar.

Çok bildik bir mücadele aslında bu. İlk defa karşımıza çıkmıyor. Biz haklıyız, onlar güçlü. Rakiplerimiz, haklı olmanın galip olmaya yetmeyeceğine güveniyor. Geçmişten gelen ve onları doğrulayan tecrübeleri de var. Yeterince seslerini yükseltirlerse, yeterince insanı korkutup sindirebilirlerse, biraz kayırılır biraz avantaj sağlanırsa kendilerine, hele bir de bize çelme takılırsa, pekala kazanabilirler. Yalnız siz nasıl hissediyorsunuz bilmiyorum ama, benim açımdan ufak bir sorun var. Sırtım duvara dayalı. Geriye atacak bir adımlık yerim daha kalmadı. Bir milim bile gerilesem kendi karakterimin üzerine basacağım.

Çok mevzilerden çarpışmadan geri çekildim şu hayatta. İşte, aşkta, politikada; velhasıl çok alanda yeterince mücadele etmeden yenilgiyi kabul ettim. Ya meseleye uğruna mücadele etmeye yetecek kadar inanmıyordum, ya kazansam da bedeli ağır olacaktı ya da mağlubiyet kesin gözüküyordu. “Başka bir gün savaşabilmek için önce yaşamak gerek” diye diye geri adım attım. Cephe geldi, Beşiktaş’ın sınırlarına dayandı. Belki büyük bir dava değil bu, belki burada geri adım atmamak tarihin akışını değiştirmeyecek. Belki ülkede yaşanan onca şey arasında çok hafif kalıyor. Hiç umurumda değil. Ben, kırmızı çizgimi burada çektim. Belki dünyayı kurtarmayacağım kardeşim ama, Beşiktaş’ı üzdürmeyeceğim.

Çok da şanslıyım açıkçası. Faik Tribünü gibi bir yuva buldum. Benzer düşünen abilerimin, kardeşlerimin arasındayım. Belki hayatın diğer alanlarında benim gibi yılgın değiller ama Beşiktaş ortak derdimiz. Uğruna bir şeyler yapılıp mutlu olunan, hayatımızın merkezine oturtulup gölgesinde soluklanılan son kalemiz. Bir davayı sürüklemek için milyonlar gerekmez. İnanmış 30-40 bin örgütlü adam sırtlar götürür zafere. Biz, kendi çelik çekirdeğimiz olacağız. Başka başka yerlerde, bambaşka gönüllüler olacak. Senin benim gibi insanlardan bahsediyorum. Huzurlu bir yaşam arzulayan, normal bir işte çalışan ve sıradan hayatlar sürenlerden. Ama mevzu Beşiktaş olunca silkineceğiz.

Ben ne zaman böyle şeyler söylesem, mesajlar alıyorum. Ne yapabiliriz, Beşiktaş’a nasıl yardımımız olur? Nasıl olmaz onu söyleyeyim önce. Hiçbir şey yapmayarak. Size ihtiyaç duyulduğunda, öne çıkmayarak. Beşiktaş’a çok önem de verseniz, onu yüceltmek için çaba göstermeyerek. Beşiktaş’a faydalı gördüğümüz her şeye destek vererek başlanabilir oysa. Ve zarar vereceğini düşündüğümüz her şeye tepki koyarak. Umudu kırılan bir Beşiktaşlı kardeşine omuz vererek de olur, başı önüne düşen oyuncunun başını kaldıran el olarak da. Yazarak, düşünerek, konuşarak da olur; takımına alkışlarla güven aşılayarak da. Beşiktaş’ın bizi çağırdığı her yere giderek de olur, gittiğin yerde Beşiktaş’ı iyi temsil ederek de. Elini taşın altına koyarak olur Beşiktaşlı kardeşim. Beşiktaş’ın önüne kalkan olarak.

Hazırlanın, bize ihtiyaç duyulan günler geliyor. Bu kavga başka kavga…

 

Cem Fante / @johncelinefante

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.